islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
49,4176
EURO
55,5586
ALTIN
6.608,08
BIST
12.081,49
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Hafif Yağmurlu
15°C
İstanbul
15°C
Hafif Yağmurlu
Cuma Hafif Yağmurlu
14°C
Cumartesi Hafif Yağmurlu
14°C
Pazar Hafif Yağmurlu
16°C
Pazartesi Az Bulutlu
17°C

REAKSİYONER DİNDARLIKTAN İNŞA EDİCİ DİNDARLIĞA

REAKSİYONER DİNDARLIKTAN İNŞA EDİCİ DİNDARLIĞA
22/08/2026 10:08
A+
A-

REAKSİYONER DİNDARLIKTAN İNŞA EDİCİ DİNDARLIĞA

Dindarlık, genel anlamıyla insanın inandığı dinin inanç, ibadet, ahlâk ve hayat ilkelerini benimsemesi ve bunları hayatına yansıtmasıdır. Başka bir ifadeyle dindarlık, yalnızca bir dine inanmakla sınırlı olmayıp o dinin iman, ahlâk, ibadet ve hukuk ilkelerinin düşünceye, davranışlara ve hayat tarzına yansıtılmasını ve aktarılmasını ifade eder. Bu yansıtma ve aktarma biçimleri sonucunda tarih boyunca geleneksel dindarlık, modern dindarlık, reaksiyoner dindarlık, inşa edici dindarlık, şekilci dindarlık ve ahlâk merkezli dindarlık vs. gibi farklı dindarlık anlayışları ortaya çıkmıştır.

Bunlar arasında reaksiyoner dindarlık, dinî düşünce ve davranışlarını daha çok dış etkilere, eleştirilere ve meydan okumalara karşı gösterdiği tepki ve savunma üzerinden oluşturması bakımından diğerlerinden ayrılmaktadır. Başka bir ifadeyle reaksiyoner dindarlık proaktif değil, reaktiftir. Modernleşme ve sekülerleşmenin dinî değerlere yönelttiği eleştirilere karşı İslâm’ı savunmayı temel görev olarak üstlenmekte; bu nedenle de Kur’an’ın düşünceyi yönlendiren, dönüştüren ve gerektiğinde sorgulayan bir rehber olma misyonu geri planda kalmakta ve mevcut kanaatleri destekleyen bir referans kaynağına dönüştürüldüğü görülmektedir.

Bu noktada reaksiyoner dindarlık ile ideolojik din anlayışı arasında da önemli bir benzerlik bulunmaktadır. Her iki yaklaşımda da dinî referanslar, kendi bütünlüğü ve temel amaçları doğrultusunda anlaşılmak ve yorumlanmak yerine, belirli siyasî, fikrî veya kültürel yaklaşımları destekleyen bir araç olarak kullanılmaktadır. Böylece din, söz konusu görüşleri koruyan ve meşrulaştıran bir konuma indirgenmekte ve bu sebeple da savunma psikolojisi, reaksiyoner dindarlığın en belirgin özelliklerinden biri hâline gelmektedir.

Zira bu anlayış geçmişi idealize etmekte, değişimi çoğu zaman bir tehdit olarak algılamakta ve yeni fikirler üretmekte zorlanmaktadır. Çünkü bu yaklaşımı benimseyenler, enerjilerini insanı ve toplumu inşa etmeye yöneltmek yerine, mevcut veya muhtemel tehditlerle mücadeleye harcamaktadırlar. Sonuçta din anlayışı, bireyin ve toplumun hayatını anlamlandıran, dönüştüren ve geliştiren bir değerler sistemi olmaktan uzaklaşarak giderek ideolojik bir sığınağa ve kültürel bir savunma mekanizmasına dönüşmektedir.

Bununla birlikte bazı dönemlerde dinî kimliğin korunması için savunmacı reflekslerin gerekli olduğu da bir gerçektir. Özellikle sömürgeciliğe, seküler baskılara ve din karşıtı ideolojilere karşı gösterilen tepkiler, dinî kimliğin ve değerlerin korunmasında önemli bir işlev görmektedir. Ancak savunma reflekslerinin kalıcı bir zihniyet hâline gelmemesi de gerekir. Zira geçici bir savunma zorunluluğu, sürekli bir varoluş biçimine dönüştüğünde dinin üretici ve dönüştürücü dinamizmi de zayıflamaktadır. Kur’an’ın insana kazandırmak istediği bilinç ise sadece korunma refleksinden ibaret değildir. Bu bilinç, aynı zamanda hakikati aramayı, iyiyi gerçekleştirmeyi, adaleti tesis etmeyi ve yeryüzünü imar etme sorumluluğunu da kapsamaktadır. Zira savunma psikolojisinin baskın hâle geldiği bir dindarlık anlayışında bu hedefler, çoğu kere geri planda kalabilmekte, bu da dinin hayatı kuran, inşa eden ve geliştiren dinamizmini zayıflatmaktadır. Dolayısıyla bu savunmanın tek amaç haline getirmemesi ve dindarlığın var oluş biçimine dönüştürülmemesi icap etmektedir.

Buna karşılık inşa edici dindarlık, dini yalnızca korunması gereken bir miras olarak değil; bireyi, toplumu ve medeniyeti dönüştüren, geliştiren ve yeniden inşa eden dinamik bir güç olarak görmektedir. Bu anlayışın merkezinde korku yerine güven, tepki yerine üretim, reddiye yerine teklif, çatışma yerine çözüm ve karamsarlık yerine umut bulunmaktadır. İnşa edici dindarlığı benimseyen kişi, dünyayı ve toplumu yalnızca eleştirmekle yetinmez; karşılaştığı sorunları anlamaya, bunların sebeplerini tespit etmeye ve çözüm üretmeye çalışır. Daha adil, daha ahlâklı ve daha yaşanabilir bir hayatın imkânlarını araştırmayı da dinî sorumluluğunun bir parçası olarak görür. Bu nedenle geçmişin sorunlarına takılıp kalmaz; ancak geçmişin bilgi ve tecrübelerinden yararlanmayı da ihmal etmez. Geçmişi kutsanacak bir dönem olarak değil, anlaşılması ve değerlendirilmesi gereken bir tecrübe birikimi olarak görür. Bu yüzden yüzünü geleceğe çevirerek değişen şartların ortaya çıkardığı ihtiyaçlara uygun yeni çözümler ve açılımlar geliştirmeye çalışır.

Bu dindarlık anlayışında ilim, insanın Allah’ın ayetlerini daha iyi anlamasının ve yeryüzündeki sorumluluğunu yerine getirmesinin bir aracı olarak kabul edilir. Adaletin gerçekleştirilmesi ve ahlâkın hâkim kılınması için çaba gösterilir. Bilim ve teknoloji bir tehdit olarak değil, insanlığın yararına kullanılabilecek imkânlar olarak değerlendirilir. Din, yalnızca belirli ibadetlerin yerine getirilmesinden ibaret şekilsel bir yapı olarak görülmez; düşünceyi, eğitimi, bilimi, sanatı, ekonomiyi, hukuku ve sosyal hayatı da kapsayan bir değerler sistemi olarak anlaşılır.

Bu sebeple inşa edici dindarlık, bütün enerjisini geçmişi savunmaya veya başkalarıyla sürekli mücadele etmeye değil; insan yetiştirmeye, bilgi üretmeye, kurumlar oluşturmaya, adaleti gerçekleştirmeye ve toplumsal iyiliği yaygınlaştırmaya yöneltir. Bu anlayışa göre dinin amacı, insanı edilgen bir savunma psikolojisine hapsetmek değil; onu hakikatin peşinde koşan, iyiliği gerçekleştiren, adaleti tesis eden ve yeryüzünü imar eden aktif bir özne hâline getirmektir. Nitekim “Sizi yeryüzünde imar etmeniz için yarattı.”[1]; “Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; iyiliği emreder, kötülükten sakındırırsınız.”[2] ve “Bir toplum kendini değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez.”[3] mealindeki ayetlerin verdiği mesaj da bunu ortaya koymaktadır.

Ne var ki bu ayetlerin verdiği mesajın gereğini yerine getirmek, günümüz Müslümanlarının en önemli sorunlarından biri hâline gelmiş bulunmaktadır. Buradaki temel sorun, sürekli başkalarına karşı çıkmak, savunmada kalmak ve başkalarının ürettiği gündemlere tepki vermek mi; yoksa yeni fikirler geliştirmek, yeni imkânlar oluşturmak ve geleceği inşa etmek mi gerektiği noktasında odaklanmakta ve düğümlenmektedir. Çünkü hiçbir toplumun yalnızca eleştirerek, reddederek veya sürekli savunmada kalarak ilerlediği görülmemiştir. Sürekli savunma pozisyonunda kalan bir düşünce, zamanla üretkenliğini, yaratıcılığını ve dönüştürücü gücünü kaybetmektedir. Buna karşılık kendi değerlerinden hareketle bilgi üreten ve yayan; eğitim kurumları kuran; bilimsel araştırmalar yapan; sanat ve kültür alanında eserler ortaya koyan toplumlar, yalnızca bugünlerini değil, geleceklerini de inşa etmektedirler.

Bu nedenle inşa edici dindarlık eleştiriyi reddetmez; aksine eleştiriyi daha iyisini ortaya koymanın başlangıç noktası olarak görür. Onun amacı yalnızca yanlışları göstermek değil, doğruları hayata taşımak; yalnızca sorunları teşhis etmek değil, onlara çözüm üretmektir. Bu anlayışta daha iyi bir insan olabilmek, daha adil bir toplum ve daha anlamlı bir hayat tasavvuru ortaya koyabilmek için eleştiri kültürünün geliştirilmesi, bilgi üretiminin teşvik edilmesi ve insanlığın ortak sorunlarına yönelik projeler üretilmesi büyük önem taşımaktadır.

Dolayısıyla bugün ihtiyaç duyulan şey, yalnızca neye karşı olduğunu söyleyen bir dindarlık anlayışı değil; neyi, niçin ve nasıl inşa edeceğini ortaya koyabilen bir dindarlık anlayışıdır. Reaksiyoner dindarlık varlığını çoğu zaman karşıtlıklar üzerinden sürdürürken, inşa edici dindarlık ilkelerden hareketle hayatı anlamlandırmaya, geliştirmeye ve dönüştürmeye çalışmaktadır. Reaksiyoner dindarlık geçmişin gölgesinde yaşamayı ve geleceğe yönelik düşünce üretmek yerine mevcut konumları savunmayı tercih ederken, inşa edici dindarlık geçmişin tecrübelerinden güç alarak bütün enerjisini geleceği inşa etmeye yöneltmektedir.

Sonuç olarak Kur’an’ın öngördüğü dindarlık, gerektiğinde savunmayı da içeren; ancak bununla sınırlı kalmayıp insanı, toplumu ve medeniyeti inşa etmeyi hedefleyen bir dindarlık modelidir. Bu sebeple günümüz Müslümanlarının enerjilerini yalnızca tepki vermeye değil; bilgi üretmeye, ahlâkı güçlendirmeye, adaleti yaygınlaştırmaya, bilimi geliştirmeye ve insanlığın ortak sorunlarına çözüm üretmeye yöneltmeleri gerekmektedir.

Çünkü medeniyetler öfkeyle değil fikirle, tepkiyle değil üretimle, reddiyeyle değil inşa ile yükselir. Din de insanlığa en büyük katkısını, yalnızca karşı çıktığı şeylerle değil; ortaya koyduğu değerler, yetiştirdiği insan tipi ve kurduğu adalet, ahlâk, kültür ve medeniyet tasavvuru ile sunar. Bu nedenle asıl mesele, neye karşı olduğumuzdan çok hangi değerleri ürettiğimiz, hangi kurumları kurduğumuz ve nasıl bir gelecek inşa ettiğimizdir. Zira geleceği belirleyenler yalnızca eleştirenler değil; aynı zamanda düşünen, üreten ve inşa edenlerdir.

Dipnotlar

[1] Hûd 11/61.

[2] Al-i İmran 3/110.

[3] Ra’d 13/11.

Prof. Dr. Celal Kırca

Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.

Mirat Haber – YouTube

 

Yorumlar
  1. Durmuş ali Öztürk dedi ki:

    Harika…

  2. Harun KAYA dedi ki:

    Gündemin gürültüsü ve tarikat cemaat hengamesinde unuttuğumuz asıl gerçeği çok net özetlemişsiniz hocam. Emeğinize yüreğinize sağlık.

  3. kemal mete dedi ki:

    Dinin/İslamın temel işlevini hatırlatan yazınız yine mükemmel sayın hocam.

  4. Recep OĞUR dedi ki:

    Hocam kaleminize sağlık. Mükemmel bir yazı. Keşke uygulayabilseydik. Veya şimdiden sonra uygulayabilsek. Ama yakın vadede pek de ihtimal vermiyorum. Çok güzel konuları çok güzel ifade ediyorsunuz hocam. Ama toplum olarak bunları algılasak da icraata geçirecek düşünce/niyet ve irademiz var mıdır?
    İnşaallah bunların hayata geçtiği günleri de görürüz.
    Tekrardan kaleminize sağlık diyorum Hocam.
    Sağlıklı, huzurlu günler diliyorum.

  5. Ahmet AVAN dedi ki:

    Kalemine gönlüne yüreğine sağlık canım Hocam. ❤️

  6. Nazmi uçkan dedi ki:

    İslamı,devlet işlerinde devre-dışı bırakan bir sistemde inşa edici islam anlayışı gerçekleşmez.hele laik sistemin emir-kulu olarak hiç gerçekleşmez,gerçekleşmeyeceğinde görüldü…………sizin yaptıklarınızı android telefonlar,sosyal medya,tv’lerdeki flixler,kısaca internet silip süpürüyor.herşeyin islama göre olduğu bir sisteme geçilmezse,en azından Anadolu’da islamın,Güneş gören buzullar gibi eriyip yok olacağını göreceğiz …………basit soru sayın profesör,çocuklarınız islami konularda sizden daha bilinçlimi,bakın çevrenize bunun bir örneği varmı,yok,bilmem anlatabildimmi…………hiçbir niyet Allah’a gizli kalmaz.vesselam.

  7. Tevfik Karabulut dedi ki:

    Sevgili hocam
    Çok önemli bir konuyu cok güzel islemissiniz
    Allah razı olsun
    Selam ve dualarımla

  8. Faruk Saban dedi ki:

    Değerli hocam selamlar,yazınız gündemi de güzel yakalamış, maalesef savunmadan öteye gitmeyen veya günün şartlarına göre güncel meseleleri anlık cevaplarla geçiştirme anlayışından pek çıkabilmiş değiliz, yazınız ikinci kez okuyorum,Mevlit Kandili bağlamında düşündüğümüzde gerçekten İslam’ın Kur’an’ın verdiği mesajı Kur’an’ın ne dediğini anlamaya yönelik, Hazreti peygamberin örnek hayatının taklit edilmeden günümüzde nasıl yaşanacağına dair meselelere de günümüz insanlarının, dindar Müslümanların kafa yorması gerekiyor geçmiş yıllarda tartışılan deve idrarı meselesini dini bir mesele gibi görmek veya tamamen akla, bilme sosyal gerçekliğe ve tıbbı bir konu dışında, içeriğin dar alanda polemik mevzusuna indirgenmiş olması, toplumsallığın veya halk tecrübesinin ne şekilde uygulandığını anlamadan gerçek mahiyete aykırı bir anlayışla tartışılması örneği gibi,peygamberi doğru anlayabilmek, güzel modeller ortaya koyabilmek gerekirken baskın gelen düşüncelere karşı savunmadan öteye geçmeyen bir dindarlık anlayışı gündem belirleme yerine, gündemin içerisinde kaybolma görüntüsünden çıkamama, öteye ulaşamayan bir döngü içerisinde yaşamaya çalışıyoruz.O da bizi yeni bir takım problemlerle karşı karşıya getiriyor Oysa dinin Kur’an’ın doğru anlaşılabilmesi Hz Peygamberin mevlidinin bir törenden öteye geçmeyip, bu gecenin veya gecelerin mukaddes fırsatlar gibi,değerlendirilmesi gereken bir gece gibi bakma anlayışı hala devam ediyor Oysa peygamberin verdiği mesajın ne olduğuna odaklanıp oradan kendimize, yaşanabilir insan doğasına aykırılık içermeyen hayatın seyri içerisinde en doğru tavrın ne olduğunu bulmaya çalışmak herhalde insanlara da yeni bir takım ufuklar açıp yeni söz söyleyebilecek gücü de bize verecektir O da peygamberin doğru anlaşılabilmesi, doğru bilgiyle donanımlı kafa yoran düşünebilen insanların çıkaracağı bir sonuç olarak düşünüyorum, yazılarınız gerçekten ufuk açacağı daha sakin ve daha duru bir kafayla anlayamayı gerektirecek bir anlatım sunuyor. Rabbim sağlık sıhhat afiyet içerisinde nice faydalı çalışmalara devam etmeyi nasip eylesin, saygılar ve hürmetler diliyorum.

  9. mürsel gündoğdu dedi ki:

    Öyle bir dünyada yaşıyoruz ki hayatımızı devam ettirmek için söz gelimi ev inşa ediyoruz, iş yeri inşa ediyoruz, yeni sosyal ilişkiler inşa ediyoruz ama çoğu zaman kendimizi inşa etmeyi unutuyoruz.
    Celal Hocamızın kaleminden İslam’a göre insanın her şeyden önce kendisini inşa etmesi gerektiğine dair güzel tespitler okuduk. Kaleminize bereket Hocam.