islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
48,8015
EURO
56,0568
ALTIN
6.829,64
BIST
13.284,42
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Parçalı Bulutlu
27°C
İstanbul
27°C
Parçalı Bulutlu
Salı Yağmurlu
20°C
Çarşamba Yağmurlu
18°C
Perşembe Parçalı Bulutlu
21°C
Cuma Parçalı Bulutlu
22°C

CEMAAT BAHANE, SÖĞÜŞLEMEK ŞAHÂNE

CEMAAT BAHANE, SÖĞÜŞLEMEK ŞAHÂNE
01/09/2026 10:00
A+
A-

CEMAAT BAHANE, SÖĞÜŞLEMEK ŞAHÂNE

Yüce Allah, Hayat Kitabımızda; “Allah’ın ipine/Kur’an’a topluca/cemaat olarak sarılın, parçalanmayın.” (3/Âl-i İmran: 103) buyurur. Bu ayet, İslam’ın ferdî değil, cemaat halinde yaşanması gereken bir din olduğunu ortaya koymaktadır. Merhum Elmalılı Hamdi Yazır, bu ayetin tefsirini yaparken şunları söyler: “Ben, kendi başıma, yalnızca dinimi imanımı koruyabilirim’ demek tehlikelidir. Kendi başına kalmak isteyen fertlerin, iman ve İslam üzere ahirete gidebilmesi şüphelidir. Fert, zorlama ve baskı altında her şeyini kaybedebilir. Toplum asit gibidir. Ferdi, kimliğinden sıyırıp kendine benzetir. Bundan kurtulmanın yolu, cemaat içinde kalmaktır.” (Elmalılı, Hak Dini Kur’an Dili, II/405).  

İşte bundan dolayı Müslümanların cemaat halinde yapılanmaları gereklidir. Cemaat, İslam’ı hayata hâkim kılmada bir araçtır, amaç değil… İnsanları bu araçla İslam’a çağırırız.  Asıl amaç, bir cemaat oluşturarak İslam’ı, bu cemaat içinde yaşamaktır. İslam’ı yaşamada cemaat; bir zarf, bir fanus, bir kale gibidir.

Acaba bugün öyle mi? Fetö ile son günlerde birtakım provokasyonlara imza atmış ve “Kuytulcular” olarak Adana’da ortaya çıkmış, “hocaefendi”li cemaat kisveli provokatör örgüte ve para-altın hazineleriyle yakalanan Süleymancılara baktığımız zaman cemaatler, “İslam insanı” yetiştirme yerine “hocaefendi”lerinin kaprislerini tatmin etmek için, onların iki dudağı arasından çıkan sözlere göre hareket ederek “haşhâşî” yetiştiren suç makineleri hâline gelmiştir.

Hâlbuki Allah-u Teâlâ; “Onların işleri, aralarında istişare iledir.” (42/Şûra: 38) buyurmak suretiyle Müslümanların, kararlarını istişare ederek alıp ortak akılla hareket etmeleri gerektiğini ifade eder. Bugün birçok tarikat ve cemaatte, “İtaat et rahat et” veya “Söz dinle, teslim ol, itaat et” cümleleri -sanki bir iman esasıymış gibi- dillerden düşmez. Elbette bir söz, sonuna kadar dinlenmelidir. Fakat dinlenen her söz, teslim olunacak söz değildir. Delilli bir şekilde söylenmiş ve karşı tarafı ikna etmişse, bu doğru söze şapka çıkarılmalı ve teslim olunmalıdır. Fakat “her ne söz olursa olsun; şeyh, hoca, lider veya üstat söylediği için dinlenmeli ve kayıtsız şartsız teslim olunmalı, o sözün sahibine itaat edilmeli” denilmek isteniyorsa, bu anlayış, Kur’an’la çelişir. Çünkü Kur’an, iddia sahiplerinden, iddialarını delillendirmelerini ister. Kendilerinden başka kimsenin cennete giremeyeceğini iddia eden Ehli Kitapla ilgili Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Bir de ‘Yahudiler veya Hıristiyanlardan başkası asla cennete giremeyecek’ dediler. Bu onların kendi kuruntularıdır. De ki: “Eğer iddianızda doğru iseniz, haydi kesin delilinizi getirin!” (2/Bakara: 111).

İslam’da, konumu ve ilmî derecesi ne olursa olsun, hiç kimsenin sözü mutlak doğru değildir. Çünkü insan hatadan uzak değildir.

Şu bir gerçektir ki, Peygamberimiz on üç yıl Mekke’de cemaat lideri, on yıl da Medine’de devlet başkanı idi. Rasûlullah’ın Mekke’de inşa ettiği cemaat, kişisel kabiliyetleri ve kazanımları sosyalleştirmek için vardı. Böylece kişi hem kendi kalmak hem de cemaat atmosferinde derinleşmek ve arınmak fırsatını yakalamış oluyordu. Böyle bir cemaat ortamında kişinin kimliği ve benliği eritilmiyordu. Ortak bir ideal etrafında güçlendiriliyor ve güzelleştiriliyordu. Ortak bir disiplin ile kişilik tamamlanıyordu. İslam’a bu şekilde adam kazandırılıyordu.

Fakat bugünün “hocaefendili” cemaatleri, şahsiyetleri bir kişinin iradesine ipotek etmektedirler. Açık yürekli ve bağımsız kişilikleri etraflarında bulundurmazlar, harcarlar. Şu anda yanlarında olanların da kişilikli davranmaya başladıklarında, yakın gelecekte son kullanma tarihlerinin biteceğinde şüphe yoktur. “Hocaefendilerin” sürekli yanında olanlarda her şeye kafa sallayan, fikir üretemeyen, verilen her emretamam efendim, emriniz olurtüründen kavuk sallayan veya orasını ekmek teknesi olarak gören, kendini “hizmet eri” değil de “emir eri” sanarak suya sabuna dokunmayan ve farklılık oluşturamayan yalaka, ya da yağdanlık tiplerdir.

Bütün bu genellemelerden, istişare temeline dayalı ortak akılla hareket eden, kendilerine değil, İslam’a çağıran, Kur’an ve Sünnet çizgisinde olan yapılanmaları -varsa- istisna ediyoruz.

Bizim o “Hizmet, himmet, infak, abi, abla” gibi güzelim kavramlarımızı istismar edip kırk yıl Müslümanları söğüşleyip sömürerek devletin kılcal damarlarına kadar sızdıktan sonra 15 Temmuz 2016 tarihinde haşhâşilerini sahaya sürerek devleti ele geçirmeye çalışan Fetö lideri, yıllarca kendini “Hizmet cemaati” olarak bizlere yutturdu. Biz bunun bedelini ağır ödedik. Hâlbuki onlara gönül verenler “Allah’a yaklaşmak” için kendilerini, kasalarını ve keselerini adamışlardı.

Bugün Süleymancılar ve Kuytul cemaatindekiler de “Allah’a yaklaşmak” için orada hizmet verdiklerine inanmaktadırlar.  Tek karar merciili “Hocaefendili” bütün cemaatlerin içinde yer alanlar, aynı niyetle o cemaatlerde varlıklarını sürdürmektedirler.

Hâlbuki bugün, Rasûlullah’ın (sav) öngördüğü cemaat yapısından uzaklaşılarak cemaatçilik yapılmaktadır. Her şeyden önce şunu belirtelim ki; cemaatçi kafa, ümmet bilincinden yoksun, ümmetin bir parçası olduğundan habersiz ve inhisarcıdır. Böyleleri, “Bunlardan her fırka, kendilerinde olan ile böbürlenmektedir” (30Rum: 32) ayetinde belirtilen kimselerdendir.

Bugün bu haşhâşî yetiştiren cemaat kisveli yapılar, hurafe ve bidatlarla inançları da kirletmektedirler. Fetö, Allah ile görüştüğünü, Medine’de kabri başında iken, Peygamberimizin tecessüm ederek Fethullah ile konuştuğu ve ona Ümmeti düzeltme görevi verdiği, Alparslan Kuytul’un, miting meydanında “Şu anda Rasûlullah ruhaniyeti ile aramızda” halüsinasyonik hurafe ifadeleri ve rüyasında Hz. İsa’yı görmesi ve huzuruna varınca herkesin Alparslan için ayağa kalkması, “niye ayağa kalktılar” diye sorunca “Senin İsa katında büyük değerin vardır” safsatası, bunların bilinen hurafeleridir.

Süleymancılar ise gırtlağına kadar hurafe içindeler. Bunu bizzat icraatın içinde olan ve Süleyman Hilmi Tunahan’ın torunlarından Fatih Süleyman Denizolgun söylüyor: “Biz cemaatiz, Kur’an öğretiyoruz diye şirketleştiler, holdingleştiler ve kriminal işlere girdiler. Ben şimdi hangisini söyleyeyim. Bana göre en büyük ihanetleri cemaatin inancını bozdular. Ehli Sünnet itikadının dışına çıkıyorlar, insanları küfre, şirke düşürüyorlar, bidatlar, hurafeler, hurufilikler ve bâtınilik akımlarına kaptırıyorlar. Tabanı firavunî baskıyla tamamıyla korku ve istibdatla sessiz bir hale getirerek sindirdiler.

Alihan Kuriş’in katıldığı bir toplantıda Süleymancı bir hoca aynen şöyle diyor: “Hz. İsa’nın Nebilik tasarrufu ahir zamandaki Enbiyaullahtan olan varis bir resule verilecek. Şu anda Alihan Kuriş üzerinde üstadımızın tasarrufu var! Bir de diğer tasarruf var! İki tane nebi tasarrufuyla bu hizmetler kıyamete kadar gidecek!

Diyanet İşleri Eski Başkanı Mehmet Görmez, bir gün Diyanet’e çağırdığı Alihan Kuriş ile aralarında geçen ve bu olayı teyit eden konuşmayı şöyle naklediyor: “Siz iki peygamber yetkisine sahip misiniz?” deyince “Hâşâ” dedi. Ama sizin bulunduğunuz bir ortamda deniyor ki; “Hem Hz. Peygamberin, hem de ahir zamanda gelecek olan Hz. İsa’nın yetkisi bizim efendimize verilmiş” deniyor. Siz bunu dinleyince niye reddetmediniz?” diye sorunca, Kuriş: “Hocam ben mühendis bir adamım. Hocalar öyle dedi, ben de bir şey diyemedim” diyor.      

 Evet, netice-i kelam şu ki; “Cemaat bahane, söğüşleyerek sömürmek şahane” anlayışıyla insanı kişiliğinden soyutlayıp silikleştiren, haşhâşî ve mankurtlaştıran bu tip “hocaefendili” cemaatlerden uzak duranlar, Allah’a daha yakın olurlar. Vesselam.

Musab Seyithan

Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.

Mirat Haber – YouTube

 

Yorumlar
  1. Cenk Cemil dedi ki:

    Cemaatlere söğüşmek ve insanları kandırmak yssak, ama parti MANYAKLARINA ve MANKURTLARINA bu işlerin hepsi serbest ! iSLÂMİYET BUNU MU EMERDİYOR DERSİNİZ ? Elbetteki hayır !.. E bu kadara basit bir inceliği ayırd edemiyenlerin hangi sözüne güvenebilirsiniz ? Görüldüğü gibi, haber sayfaları bunların görüş ve düşünceleri ile kaplı ! Allah ıslah etsin diyorum!

  2. Ahmed YAHYA dedi ki:

    Üstadım teşekkürler

  3. Kasım Özdemir dedi ki:

    Musab kardeşim mutlak itaat yalnızca Allah’adır. Gel gör ki yeryüzünde hükümdarından çobanına, bütün oluşumların başkanından aile reisine kadar herkes itaat istiyor. Aradaki tellallar doğru haber yapmalı ki sürü helal çayırda kalsın.