islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
48,5250
EURO
56,3246
ALTIN
6.784,88
BIST
14.467,25
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Açık
28°C
İstanbul
28°C
Açık
Pazar Hafif Yağmurlu
24°C
Pazartesi Az Bulutlu
23°C
Salı Çok Bulutlu
24°C
Çarşamba Parçalı Bulutlu
23°C

ODATV’YE KARDEŞÇE SON CEVAP: “AD HOMİNEM” SIĞINAĞI, MARX’IN ÇIKMAZI VE FITRATIN ZAFERİ (VI)

ODATV’YE KARDEŞÇE SON CEVAP: “AD HOMİNEM” SIĞINAĞI, MARX’IN ÇIKMAZI VE FITRATIN ZAFERİ (VI)

ODATV’YE KARDEŞÇE SON CEVAP: “AD HOMİNEM” SIĞINAĞI, MARX’IN ÇIKMAZI VE FITRATIN ZAFERİ (VI)

Odatv yazarı Sayın Cemile Y. Çetin’in şahsımıza yönelik yazıları üzerine başlattığımız ilmî müzakere süreci, muhataplarımızın fikrî bir sıkışma içine girdiğini açıkça göstermektedir. Odatv’de yayımlanan son yazıda, ortaya koyduğumuz tarihî belgelere ve usûl ilkelerine doyurucu cevaplar vermek yerine, meseleyi saptırma ve seküler kavramların arkasına sığınma taktiği izlenmektedir.

https://www.odatv.com/medya/prof-dr-ali-seyyardan-odatvye-yanit-karl-marks-tartismasi-120161565,

1. Belgeli Hakikate Karşı “Tahrifat ve Odak Saptırma” Taktiği

Almanca özgün kaynaklara, biyografilere ve tarihî belgelere dayandırarak sunduğunuz somut delilleri çürütecek hiçbir ilmî karşı belge sunamıyorlar. Meseleyi sırf Louise Freyberger’in mektubu ve onun kişisel beyanı üzerinden okumaya çalışarak, büyük resmi görmezden geliyorlar. Oysa Marx-Engels arşivleri (MEGA), Werner Blumenberg, David Riazanov ve Isaiah Berlin gibi uluslararası otoritelerin biyografik araştırmaları, Frederick Demuth’un Marx’ın gayrimeşru oğlu olduğunu şüpheye yer bırakmayacak şekilde doğrulamaktadır. Freyberger’in mektubu tek delil değil, zaten bilinen ve gizlenen bir hakikatin Engels’in ölüm döşeğindeki itirafıyla tescillenmesidir. Bunu “dedikodu” diye nitelemek, tarih metodolojisinden habersizliktir.

2. Teori-Pratik İlliyet Bağını Kavrayamama Sığlığı: “Ad Hominem” Argümanının Geçersizliği

Odatv, tutarlı bir şekilde Batı merkezli seküler zihniyetin en büyük hastalığı olan “Teori ile Ahlâkı ayırma” hatasını sürdürüyor. “Yatak odasını kurcalamak” gibi sığ bir savunmanın arkasına sığınarak, bir teorisyenin mikro evindeki ahlâkî tutumunun, kurduğu makro sistemin güvenilirliğini doğrudan etkilediği gerçeğini karartmak istiyorlar. Odatv’nin asıl sıkıştığı nokta, akademide “Ad Hominem” (Kişiye Saldırı) olarak bilinen kavrama sarılmasıdır. Muhatabımız özetle şöyle demektedir: “Bir düşünürün özel hayatındaki iddialar üzerinden artı-değer teorisi ve sermaye birikimi analizi çürütülemez. Yapılan şey ad hominem’dir.”

Odatv’nin teknik bir terim olarak bu kavrama sığınması sürpriz değildir. Ancak gözden kaçırılan temel husus, İslâmî ilimler metodolojisi (Usûl) ile seküler Batı metodolojisi arasındaki ontolojik farktır. Klâsik mantık ve seküler akademi penceresinden bakıldığında; bir teorinin mantıkî geçerliliği ile kuramcının şahsî günahlarını birbirinden ayrı kompartımanlarda değerlendirmek, teknik bir yöntem sayılabilir. Şayet bir mütefekkir veya yazar, özü itibarıyla Hakk’a, fıtrata ve dine uygun (sahih) ilkeleri savunuyorsa, onun nefsî zaaflarını veya şahsî hatalarını (örneğin Müslüman bir yazarın özel hayatındaki bazı insanî zaafları üzerinden edebî ve fikrî mirasını yıpratmaya çalışmak gibi) kurcalamak, tutarsız ve ahlâkî açıdan uygunsuz bir tutum yani gerçek bir “Ad Hominem” sayılabilir. Çünkü burada söylenen ve yazılan teori Hak’tır; şahsın kusuru ise nefsidir.

Oysa Karl Marx vakasında durum bambaşkadır! Marksizm, ahlâkı ve soyut adalet kavramlarını “üst yapı kurumu” ve “burjuva manipülasyonu” sayarak reddeder. Bütün ahlâkî değerleri göreceli sayan bir ideolojinin savunucularının, iş sıkışmaya gelince Batı burjuva mantığının “Ad Hominem” ve “Özel hayatın gizliliği gibi ahlâkî/hukukî sığınaklarına iltica etmesi ilginç bir mantık çelişkisidir. Bizzat Karl Marx’ın kendisi, fikrî mücadele yürüttüğü rakiplerine (Proudhon, Bakunin, Lassalle vb.) karşı teorik tartışma sınırlarını sıklıkla aşarak; onları ‘siyasî şarlatanlık’, ‘burjuva ajanlığı’ ve ‘şahsî ikbal peşinde koşmak’ gibi son derece sert siyasî karakter ithamlarıyla (‘Fikrî Ad Hominem’ ile) hedef almışken; bugün takipçilerinin Marx’ın öz çocuğunu reddetmesi gibi açık bir eylemsel çöküşü gizlemek adına ‘Ad Hominem’ ve ‘özel hayatın gizliliği’ zırhına bürünmeleri tam bir tarihî ironidir

Bizim yaptığımız şey, bir karalama değil; Teori ile Pratik (İlim ile Amel) Arasındaki İlliyet Bağlantısı Analizidir. İslâmî ilimler geleneğinde (Hadis usûlündeki Rical / Cerh ve Ta’dil ilminde veya Ahlâk felsefesinde), bir teorisyenin beyan ettiği ilkelere kendisinin ne derece uyduğu, o teorinin fıtrata ve tatbik edilebilirliğe uygunluğunun temel ölçütüdür. Bütün insanlığa “mülkiyetsizlik, sömürüsüz dünya, emeğe saygı ve burjuva ahlâkının reddi” vaadinde bulunan bir ideoloğun; kendi evindeki alt sınıftan hizmetçinin çaresizliğini sömürmesi, doğan çocuğunu burjuva itibarı zedelenmesin diye reddetmesi ve hayatı boyunca bir burjuvanın (Engels) sağladığı sermaye birikimiyle (artı-değerle) yaşaması, basit bir “özel hayat” parantezine alınamaz.

İslâm düşüncesinde ve ahlâk felsefesinde “İlim-Amel”, “Teori-Ahlâk” ve “Eser-Müessir” ilişkisi birbirinden koparılamaz bir bütündür. Meseleye iki temel ilmî argümanla yaklaşmak zorundayız:

  1. Teorinin Bâtıl Oluşu (Nazari Çöküş): Karl Marx’ın iktisat ve tarih anlayışı; mülkiyeti ve teşebbüs hürriyetini yok sayarak, fıtrata müdahale ettiği, insan iradesini ve ruhunu yok sayıp tarihi sadece “materyalist ve iktisadî çatışmaya” indirgediği, Yaratıcı’yı ve dinî değerleri reddeden ateist bir ontoloji üzerine kurulduğu için zaten teorik olarak bâtıldır ve İslâm’a aykırıdır. Muhataplarımızın zannettiği gibi ortada sarsılmaz, mutlak, nesnel ve mükemmel bir teori vardır da biz ona felsefi açıdan cevap veremediğimiz için haksızca veya şahsî saiklerle saldırıyor değiliz. İddia edilenin aksine, ortada insan fıtratına, mülkiyet adaletine ve İslâmî nizamın temel esaslarına aykırı olan; tatbik edildiği her coğrafyada otoriter devlet köleliği ve sefalet üretmiş bâtıl/tağutî bir kurgu bulunmaktadır. Bizim yaptığımız şey, zaten teorik olarak çökmüş olan bu sistemin, kurucusunun şahsî ahlâkındaki ve mikro dünyasındaki tutarsızlıklarla nasıl birebir illiyet bağı taşıdığını göstermektir.
  2. Teori Sahibinin Yaşantısı ve Fıkhi/Ahlâkî Tutarsızlık (Amelî Çöküş): İslâm felsefesinde ve fıkhında bir fikrin değeri; o fikri ortaya koyan şahsın adalet ve güvenilirlik vasfıyla doğrudan ilintilidir. Şahsî hayatında haramları (içki, sefahat vs.) alenen işleyen, kul hakkı ihlali yapan kişilerin sözü ve iddiası sakıt kabul edilir. İnsanlığa adalet vaat edip özel hayatında haram sınırlarını gözetmeyen, ailesini sefalete sürükleyen ve hizmetçisini/çalışanını sömüren bir figürün durumu; kurduğu teorinin insanı dönüştürmekte neden yetersiz kaldığının ve uygulamada neden otoriter bir devlet köleliğine dönüştüğünün somut delilidir.

Velhâsıl-ı Kelâm; biz yine de Odatv çevresine bir jest yapalım. Karl Marx’ın şahsî ve özel hayatını tamamen paranteze alıp unutalım. Ancak, Marksizm’i sadece soyut iktisadî ve felsefî teorileri üzerinden değerlendirsek dahî varacağımız sonuç yine değişmeyecektir. Tarihî tatbikatı ve teorik çıkmazlarıyla sabittir ki Marksizm, insanlığa adalet, hürriyet ve saadet getirmemiştir, getirmesi de fıtrat gereği mümkün değildir.

Bizim bu hakikatleri dile getirmemiz bir husumet değil, samimî bir irşat ve kardeşçe bir hatırlatma gayretidir. Zira ideolojilerin geçici cazibesi bittiğinde yalın hakikatle baş başa kalırız. Gerçek saadet ve sosyal adalet; Müslüman düşünürlerin şahsî eksikliklerinden veya dönemsel uygulamalardaki kusurlardan tamamen bağımsız olarak, doğrudan İslâm’ın fıtrî, âdil, merhametli ve kuşatıcı nizamındadır.

Hakikat karşısında körleşmiş zihinleri ikna etmek, bizim sorumluluğumuzda değildir. Bizim mesuliyetimiz; hakkı bâtıldan ayırmak, ilmî namusu muhafaza etmek ve genç nesillerin zihnini bu çürük ideolojilerin parlak ambalajlarından koruyacak delili ortaya koymaktır. Gönlümüz ve temennimiz; hakikati arayan her bir zihnin, ideolojik önyargıların ötesine geçerek, fıtratına ve bu ebedî saadet kaynağına yönelmesidir. Hidayet ve idrak ise şüphesiz nasip işidir; nitekim birçok “sol/sosyalist/Marksist” düşünür, objektif araştırmalarında İslâm’ın sömürücü anti-emperyalist yönünü idrak etmiş ve en azından İslâm’ın bu âdil boyutunu görebilmiştir. Bize düşen görev, hakikati ilmî açılımlarımızla sadece takdim etmektir, vesselam.

Prof. Dr. Ali Seyyar

Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.

Mirat Haber – YouTube

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.