islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
48,6571
EURO
56,2157
ALTIN
6.771,15
BIST
13.892,30
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Yağmurlu
22°C
İstanbul
22°C
Yağmurlu
Perşembe Parçalı Bulutlu
23°C
Cuma Az Bulutlu
24°C
Cumartesi Parçalı Bulutlu
25°C
Pazar Az Bulutlu
25°C

TARİKATLARA SIZMIŞ OLAN BİDAT VE HURAFELER

TARİKATLARA SIZMIŞ OLAN BİDAT VE HURAFELER
15/09/2026 09:55
A+
A-

TARİKATLARA SIZMIŞ OLAN BİDAT VE HURAFELER

Cemaat ve tarikatların yaptıkları yanlışlardan kaynaklanan kişisel ve sosyal bir olay patlak verdiğinde “Bu münferit bir olaydır, genelleme yapmayalım” denilerek körü körüne tepki ortaya koyuyoruz ve yanlış yapıyoruz. Münferit olarak nitelesek de olayı veya olayları objektif olarak masaya yatırmamız ve nerede yanlış yaptığımızı ortaya koymamız lazımdır.

Öncelikle şunu belirtmeliyim ki; “Asrımız şehvet, duygusallık ve maddeci bir asırdır. Bunları da onlara denk bir şeyle karşılamamız gerekmektedir. Kesinlikle diyoruz ki, bunları ancak tasavvufi bir terbiye ile karşılayabiliriz. Şehvet meseleleri sadece söz ile halledilemez, bilakis rûhî terbiye, çevre ve yaşantı gerekir. Maddecilik de sadece söz ile denkleştirilmez, aksine sözle beraber iman hisleri, iman zevki ve şuur gerekir. İsyankârlığın tedavisi yine sadece sözle olmaz. Allah korkusu, vera’, takva ve edeple olur. Bunun da amelî yolu tasavvuftur.”  (Said Havva, Ruh Terbiyemiz, s.20, Petek Yay.)

Tasavvuf; kalbin sıhhati, nefsin temizliği ve benzeri konularla yakından ilgili olması nedeniyle, mükellef olan bütün insanlar hakkında gerekli olan bir ilimdirFakat tarihi seyr içerisinde bu ilme, diğer ilimlere karışandan daha çok bid’at ve hurafe karışmıştır. Bu karışan şeyler, tasavvuf ilmini bazen bilmeceye, bazen sanki naslardan/ayet ve hadislerden ayrı ve ilmî olmayan herhangi bir şeye, bazen de tevhit, fıkıh ve usulü fıkıh ilimlerinden tamamen müstakil ve alakasız, teşri’ ve takrirde vahiy kuvvetinde bir ilhama çevirmiştir. Hâlbuki bütün bunlar, diğer İslami ilimler gibi tertemiz ve asılsız şeylerden ayıklanmış olması gereken bir ilim için gerçekten tuhaf ve gariptir. Tuhaftır ki, tasavvuf kitaplarını okuyan, kendisini birtakım bilmecelerin karşısında ve İslam’ın da ötesinde hisseder. Bu ilim, nasslarla sabit olan hakikat yolu olması gerekirken, tasavvufla uğraşanlar bunu nassların ötesinde bir şey haline getirmişlerdir. Tasavvufun bu hale getirilmesi ise fakihleri gönülden yaralamıştır. Bu işin en kötüsü, gayretkeşlerden birçoklarının, ancak bir manaya gelen Allah’ın ayetlerinden birini ele alıp ona değişik manalar ve muhtevalar kazandırarak, bunların üzerine dağlar kadar mesele ve hükümler bina etmeleridir. Oysa bütün bunlar bir vehim ve tahrifattır. Nassların yanında yer almak, onları anlamaya, anlatmaya ve hakikate ermeye gayret etmek, onlar için yeterli idi. Böyle olsaydı iyi, hatta mükemmel olurdu.  (Said Havva, a.g.e., s.12.)

Bu olumsuzlukları bugün, Tasavvufun yaşandığı iddia edilen tarikatların ezici çoğunluğunda mebzul bir şekilde görmekteyiz.

Mesela bir tarikata girip, bir şeyhin müridi olduğunuz zaman, iradenizden, aklınızdan, düşüncelerinizden ve hatta duygularınızdan vazgeçeceksiniz. Aklınızı, iradenizi, düşünmeyi ve soru sormayı bir yana bırakacaksınız. Adeta kendinizi gassala teslim etmiş bir ölü gibi, şeyhinizin iradesine bırakacaksınız. Verilenlerden başka bir kitap okumayacaksınız. Söylenenlerden başka bir şey düşünmeyeceksiniz. Malını, mülkünü, servetini, gelirini, bedenini, ruhunu, duygularını, düşüncelerini şeyhinizin emrine vereceksiniz. Sadece emirleri yerine getirecek ve soru sormayacaksınız. Allah’a ancak böyle ulaşabilirsiniz. Ahirette, cenneti ancak böyle garanti edebilirsiniz. Şeyhiniz sizi sorgusuz sualsiz, mahşerdeki turnikelerden geçirerek cennete ulaştırır…

Yalan mı? Bu sözlere inanmayanlar, tarikatlarda okunması ve içeriğinin yaşanması gereken kitapların başında olan ADAB RİSALESİ adlı kitaba baksınlar. Bu dediklerimizin fazlasını bulurlar. Ya da tarikat şeyhlerinin yazdıkları kitaplardaki “Müritte bulunması gereken özellikler” bölümüne baktıklarında üç aşağı beş yukarı aynı şeyleri bulabilirler. Polemik konusu olmasın diye Şeyh ve eserinin ismini vermiyorum.

Öyleyse başkasına çuvaldızı batırmadan önce iğneyi kendimize batıralım. Ve Peygamberimizin, iradeleri yok etmeden kişilikli bir toplum oluşturduğunu, kabul ettiklerimizi neden kabul ettiğimizin, reddettiklerimizi de neden reddettiğimizin farkında olarak inanmamızı salık verdiğini haykıralım. Çünkü İslam, farkındalık ortaya koyup Allah ve Rasûlü’nün ortaya koydukları ilkelere teslim olarak yaşamaktır. Kur’an, kendi iradelerini ortaya koymadan inandıkları şirk dinini “atalarını bu çizgide buldukları için inandıklarını” söyleyen müşrikleri kınamaktadır. (Bak: 5/Maide:104). 

Dolayısıyla hamasî nutuklar atıp şimdiki tarikatları “İslam tarihinin güneşleridir. “Güneş açık gören’e, göremeyen kör’e ne.” Gazali, Şeyh Edebali, Emir Sultan, Mevlâna, Yunus Emre, Hacı Bektaşi Veli, Ahmet Yesevi, Şeyh Şamil gibi tarihimizin dünyaya bile nam salan şahsiyetlerinin yetiştirildiği ocaklar” ezberine sığınarak pislikleri halının altına süpürme samimiyetsizliğine düşmeyelim. Bu ezberimizi bozalım. Çünkü bu tutum “Benin teröristim, senin teröristinden iyidir. Ya da benim bidat ve hurafecim, senin bidat ve hurafecinden iyidir” garabetine benzer.

Tasavvuf ve tarikat gerekli ise, onun bidat ve hurafelerden mutlaka arındırılarak uygulamaya sunulması daha çok gereklidir. Haliyle Tasavvufî mirası tümüyle reddetme ve tümüyle kabul etme gibi bir tercih yoktur önümüzde… Bu nedenle alınacak ve terkedilecekleri, Kur’an ve Sahih Sünnet ölçeğinde rafine etmek yeterlidir.

Alın size bir hurafe daha: Nakşibendi tarikatının şeyhlerinden Mahmut Ustaosmanoğlu vefat ettiğinde Cübbesiyle meşhur müridi, şeyhinin ölümünün arkasından yaptığı programda aynen şöyle diyor: “Mahmut Efendi hazretleri ölmüş mü şimdi? Efendi hazretleri bizi terk etmemiştir. Bırakmayacağını rüyalarımda da görmekteyim. Ali Haydar Efendi ona ‘Evladım ben ölünce kabrimi bırakmayın, oradan da okutacağım sizi’ demişti. Bütün ulema ve evliyanın gavs dediği koca Ali Haydar Efendi böyle dedi. Efendi hazretleri de kar-kış demeden tam iki sene her gün kabrine giderek kalan ilmini oradan tamamladı. Kabirde okuyup okutma var mı? Var. Koskoca Mahmut Efendi hazretleri anlatıyor görmüyor musunuz? Öyleyse o da bizi kabrinden okutur mu? Okutur. Ziyaret edenlere himmet eder mi? Eder. Bunda hiç şüphe yok. Öyleyse Mahmut Efendi hazretleri bizi bırakmamıştır…”

Görüldüğü gibi, Fetö lideri Fethullah’ın paralel dini ile bunların dinî anlayışında bir fark yok. İkisi de ölenlerin ruhaniyetleriyle işi götürüyor. Ayrıca bunlarda “Yaşayan veli, kınındaki kılıç gibidir. Ölünce kınından çıkmış kılıç gibi olur” inancı da hâkimdir. Yani ölen veli, hayatta olan veliden daha aktiftir. Darda kaldığınızda “Yetiş ya gavs!” demeniz yeterlidir. Hemen işleriniz halledilir. Ama namaz kılarken “İyyake n’abüdü ve iyyake nestaîn/ancak sana ibadet eder ancak senden yardım isteriz” derler. Namazın dışında da ölülerden yardım isterler. Bu yaman çelişkiyi görmeyecek kadar da basiretleri bağlıdır.

Bugün, “Şah damarından da yakın olan Allah’a”, şeyh damarından götürmek isteyenler; “Sen direkt olarak Allah ile irtibata geçemezsin. Mutlaka bir şeyhin eteğine tutunacaksın. Şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır. Sen Allah’tan doğrudan feyz alamazsın. Yüksek gerilim hatlarından elektrik, önce trafolara verilir, oradan 220 volt olarak evlere tevzi edilir. Direkt evlere verilecek olsa bütün kabloları yakar, sistemi yok eder. Siz de Allah ile iletişime ancak Allah’la kulu arasında trafo vazifesi gören bir şeyh ile geçebilirsiniz. Yoksa direkt Allah’ın feyzine dayanamazsınız. Yüksekten akan bir şelaleye ağzını uzatarak su içemezsiniz, ancak avuçlarınızı uzatarak ondan su alır ve ağzınıza götürerek içersiniz. İşte şeyh efendi, Allah’la sizin aranızda bu el gibidir. Veya sizi hiç tanımayan bir valiye bir iş yaptırmak için gitseniz, vali size hiç itibar etmez. Ama beraberinde valinin yanında hatırı olan bir kişiyle gitseniz vali sizin işinizi geri çevirmez. İşte bağlanacağınız şeyh, Allah’ın indinde valinin yanındaki hatırlı kişi gibidir…” türünden senaryolarla Allah’ı yüksek gerilim hattına, yüksekten akan şelâle veya torpil yapan valiye benzeterek ve şeyhlerini de Allah’a yaklaştırmada trafo, şelaleden su alan el ve torpil yapan valinin yanındaki hatırlı kişiye benzeterek aracı kılanlara, Zümer suresinin 3’üncü ayeti hitap etmiyor mu? Onlar bu ayetin kapsama alanının dışında mı kalıyorlar? Yoksa “bu ayet müşriklerle ilgilidir, bizi anlatmıyor” mu diyorlar?

Ne gariptir ki, “Bize Kur’an yeter” diyen modernistler ve mealciler, Kur’an’ı kafalarına göre yorumlayarak ayetlerin içini boşaltırken, kendilerini “sofu” diye adlandıranlar da müşrik ve kâfirlerle ilgili ayetleri -kendileri de benzerini yaptıkları halde- hiç üzerlerine almayarak hükümsüz hale getirmektedirler. “Bu ayetler müşrik ve kâfirlerle ilgilidir” diyerek işin içinden sıyrılıyorlar. Hâlbuki bu ayetler; “Ey Muhammed ümmeti! Kâfir ve müşrikler böyle yaparak kâfir ve müşrik oldular. Sakın ha siz bunların yaptıklarını yaparak onlar gibi olmayın!” mesajını vermektedir. Vesselam.

Musab Seyithan

Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.

Mirat Haber – YouTube

 

Yorumlar
  1. ibrahim hilmi eser dedi ki:

    Sayın yazar,tarikat şeriati tam manasıyla yaşayanlar içindir.tarikat kalp ve ruha hizmet eder.şeriatin ihlâsla yaşanmasini sağlar.zaten tarikat yolları kapanmiştir.şimdiki tarikatlar ehliyetsizdir.bahsettigin zatın kimler tarafından korunduğunu sen dahaiyi bilirsin .12 Eylül,e kadar cemaatler türkiye genelinde belliydi.daha sonra hızlı bir şekilde yayginlaştirildi.amaç dine hizmet eden cemaatlerin önünü kesmek.dün feto ile cemaatlerin, bugün de tarikatlerle maksatlarina ulaşmaya çalişilmaktadir.muminlerin bu hususta daha dikkatli olmaları gerekmektedir.siyasetin içinde olan cemaatlere ve tarikatlerle dikkat.oy vermek ayrı ,içinde olmak ayrı.

  2. Cenk Cemil dedi ki:

    Yav Mysav Efendi !..Szi bir triakt mensubu musunuz ? Tasvvufla yzaktan yakından bir ilgini var mı? Yok ! Şu halde içinde olmadığınız ve bilmediğinzi konualrda ne diye hlkam kesiyorsunuz? Kalk mış ADAB RİSALESİNİ eleştiriyorsu nuz ! O Rsalenin muelifi, din ve iman konusunda sizi saat cebnden çıardığı gib çıkarır da bundan bile haberinzi yok ! Rabbimizi aklımızın ermediği ve bilmediğimzi konuaşlda ahkam kesmeyi ve konuşmayı kesinlikle yasakalmıştır ! Aç kitaba bak ! (İsra Sûresi 36. ayet) “Kullun Cahilin cesurun” denildiği gibi, sizin de cesaretiniz çok fazla !.. Aynen kendi hizbinizden – parti ziden olmayanları dos-doğru cehenneme gönderdiğinzi gibi, burada da tasavvuf erbabına salvı sallamalarda bulunmuşsunuz ! Allah sizi ISLAH ETSİN DİYORUM! AMA, AKIBETİNZİDEN KORLKULUR, PEK KORKULUR !

  3. Kasım Özdemir dedi ki:

    Musab Hocam yazınızı genelikle ilgili olmasa da Gazzali ve Şeyh Şamil’i tarikat şeyleriyle birlikte belirtmeniz çok uygun olmamış. Çünkü biri ilmi ile diğeri cihadı ile maruf.

  4. Cebk Cemil dedi ki:

    Bu şahıs daha önceden yazmış olduğu yazıalrında da başyta VHP’liler olmak üzere AKP harivindeki partillileri potansiyel İslâm Düşmanı olarak gördüğünü beyan etmişti de biz de kendisine “öok cahilsin” demiştik ! Meğer sadece “chil” değil zır-cahimiş diyorum. Çünkü, Tariakt-ı Aliyye-yi Muhammediyyenin en büyük ve maruf bir kolu olan Nakşibendiyye Tarikatının yetiştirdiği yüzlerce ve binlerce evliyâ-aid şhsiyetler ortada iken, bu emsalsiz yolun baş-ucu k,tabı ADAB RİSALESİNİ bir insanın eleştri konusu yapabilmeis için, onun İslâmla ve iamnla olan işişkisinin sureta ve dine yün ipliği ile bağlı oldıuğunu gösterir diyorum! Allah böyle bir konuma girmketen bütün müslümnaalrı korusun !

  5. Cenk Cemil dedi ki:

    MiratHaber Sayfalarında çok şükür böyle yazıalr yazan kadşlrimiz de var !
    “Senin hakaret ettiğin şahıs, ya Allah’ın sevgili bir kulu ise?” Vehbi Karakaş
    https://www.mirathaber.com/senin-hakaret-ettigin-sahis-ya-allahin-sevgili-bir-kulu-ise/