islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
48,6571
EURO
56,2157
ALTIN
6.771,15
BIST
13.892,30
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Yağmurlu
22°C
İstanbul
22°C
Yağmurlu
Perşembe Parçalı Bulutlu
23°C
Cuma Az Bulutlu
24°C
Cumartesi Parçalı Bulutlu
25°C
Pazar Az Bulutlu
25°C

TARİHSELLİK YA DA AYETLERİ MUMYALAMAK

TARİHSELLİK YA DA AYETLERİ MUMYALAMAK
16/09/2026 10:26
A+
A-

TARİHSELLİK YA DA AYETLERİ MUMYALAMAK

Dini metinleri tarihsel okumak ve belirli bir süreç içerisine hapsetmek Batı’da başlayan bir akımdır. Temelinde, ilahi olmayan, tutarsız ve selim akla aykırı ifadeleri aklileştirmek ve toplumu bu metinleri kabule hazırlamak vardır. Muharref Hristiyanlığın çelişkili ve tutarsız metinleri için tarihselliğe sarılmak Batılılar için önemlidir. Durum böyleyken tarihselliği İslâm toplumuna taşıyıp sonra da Kur’an ve Hadis/Sünnet okumalarını bu felsefi anlayış üzerinden götürmek dinin ilah ve peygamber anlayışını boşa çıkarmak demektir. Bu anlayış, sonunda İslâm’ı geçersiz kıldığı gibi tevhidin tüm boyutlarını reddedip peygamberliği fonksiyonsuz hâle getirerek pozitivizmin ve rasyonalitenin önünü açar. İdeolojilere iktidar imkânı verir.  Allah Teâlâ’nın ayetlerini tarihin bir dönemine mumyalamak ve İslâm’ın insanlığa rahmet oluşunu dondurmak ilahi vahye karşı en büyük ahlaksız davranıştır. Unutulmamalı ki Hz. Peygamber’den (s.a.v.) önceki bütün peygamberler kendi kavimlerine gönderilmiştir. Hepsi de yereldir. Tüm âlemlere gönderilen tek evrensel peygamber Hz. Muhammed (s.a.v.)’dir.[1]

 Açıkladığımız üzere Hz. Muhammed (s.a.v.), bütün âlemlere rahmet[2] ve tüm insanlığa peygamber olarak gönderilmiştir. Şu ayet konuyu en açık bir şekilde ortaya koymaktadır: “De ki (ey Muhammed): “Ey insanlar! Şüphesiz ben, Allah’ın hepinize gönderdiği bir elçiyim; O (Allah) ki göklerin ve yerin egemenliği Ona aittir! Ondan başka ilah yoktur; hayatı ve ölümü bahşeden Odur!” Öyleyse artık inanın Allah’a ve Onun Elçisine! Okuması-yazması olmayan, Allaha ve Onun emirlerine iman eden Nebiye. Ona uyun ki doğru yolu bulasınız!”[3] İslâm’ın evrenselliği çerçevesinde şu ayette de yeterli izah yapılmıştır:“وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلَّا كَافَّةً لِّلنَّاسِ بَشِيرًا وَنَذِيرًا وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ” “(Ey Muhammed!) biz seni sadece, (belli bir çağa ve belli bir topluma, belli bir bölgeye değil, kıyamete kadar gelecek) bütün insanlığa (rahmetimizle) müjdelemen ve (azabımızla) uyarman için bir peygamber olarak gönderdik. Ne var ki insanların çoğu bunu bilmez ki.”[4] İslâm’ın birinci kaynağı Kur’an-ı Kerim’deki; “Ey insanlar!” ve “Ey iman edenler!” hitapları da dinin evrenselliği ile ilgili çok önemli kayıtlardır.

İslâm vahyinin tarihsel bağlamda değerlendirilmesiyle alakalı görüşler öne sürülmekte ve birçok ilahiyatçı da bunun yolunu açmaktadır. Zorlama ifadelerle din işlevsiz hâle getirilmek istenmektedir. Alman oryantalist (müsteşrik) Rudi Paret’in (1901-1983) öğrencileri Ankara İlahiyat fakültesi dahil fakültelerde İslâm ve tarihsellik diye dersler verilmektedir. Bu derslerin sonunda tarihselci hoca(lar) rahatlıkla şöyle bir hüküm cümlesi kurmaktadırlar: “Görüyorsunuz, Kur’an bize bir şey demiyor. Onun tüm söylemi ilk muhataplarınadır.” Batı insanlık ailesinin içerisinde yer almak için İslâm’ın 632’den sonrası için bir şey demediğini propaganda eden oryantalizm halkı Müslüman ülkelerde maalesef taraftar ve akademik çevre bulmuştur. Bu anlayış dini geçersiz kıldığı gibi hevalarına tapınan ve dinin kendilerini kayıtladığını söyleyen İbahiyeci (haramları helal kabul eden) kesim için çok cazip gelmiştir. Tarihsellik, İslâm’ı yok etmenin ve şeriatını iptalin bir vasıtasıdır. Buradan yola çıkılacak olursa haramlar yok sayılacak ve dünya kapitalizminin ve Ticaret Merkezi’nin dayattığı siyasal sistemlerin önü açılacaktır. Tarihsellik bu yönüyle hem siyasi bir çıkış hem de Protestanlıkta olduğu gibi kapitalizmin kullanma aparatıdır.   

Tarih içerisinde doğmak ile tarihsellik kasıtlı olarak birbirine karıştırılmaktadır. Amaç İslâm’ı 610-632 yılları arasına hapsederek söylemlerini tarihe mumyalamak sonra da modernitenin önünü açmak; tanrı-insanın hâkimiyet alanını genişletmektir. Hayatın genişlik alanından vahyi sürgün etmektir. Böyle bir anlayışla hesaplaşacak olan sadece İslâm olduğu için kâfirler ve işbirlikçileri ortak hareket etmektedirler. Aslında akla mantığa aykırı söylemleri yineleyen, kitapları tahrif olmuş, vahiy kavramını izahtan yoksun Hıristiyanların kendi metinlerini aklileştirmek ve yeni sömürü alanları bulmak amacıyla tarihselliğe tutunmaları çok da garip değildir. Fakat bütün dinî metinlere böyle yaklaşmayı deklare etmeleri ve bu görüşü kabul etmeyenleri bilimsel (!) bulmamaları çok kötü bir anlayıştır. Asıl kötü olan ise Hristiyan teologların ortaya koyduğu bu düşünceyi İslâm’a taşımak ve Kur’an-Sünnet metinlerini o gözle okumaktır. Sonuçta İslâm, tarihin belirli bir sürecine hapsedilecek ve hayatın yönetilip yönlendirilmesi İbrani-Hıristiyan kültürünün etkisinde kurulan moderniteye bırakılacaktır. İslâm’ın evrenselliği bağlamında Hz. Peygamber’in (s.a.v.) şu hadisini iyi düşünmek gerekir: “Canımı elinde tutan Allah’a yemin ederim ki bu (davet) ümmetinden ister Yahudi ister Nasrani olsun kim ki benim peygamberliğimi duyar da benimle gönderilen şeyleri kabul etmezse, o mutlaka cehenneme girecektir.”[5] Birçok ayetle beraber bu hadisler İslâm’ın nâsih olduğunu; daha önceki dinlerin tamamını yürürlükten kaldırdığını haber vermektedir. Tarihselliği dayatarak İslâm’ın evrenselliğini kabul etmeyenler, kendi batıl dinlerine yer bulmak isteyen kimselerdir. Müslümanlar arasında bu düşünceleri savunmak Hristiyanlığa hizmettir.

Tarihsellik bağlamında şu ayetlerle ilgili sahabe döneminden bazı değerlendirmeleri almak istiyoruz. Konunun içerisinde sahabenin tarihselliğe yaklaşımını da görmüş olacağız. Maide suresinin 44-47. ayetleri, ülkemizde İslâm anlayışının yeniden doğuş ve gelişim süreçlerinde çokça okunmuş ve gençlerin ağzından düşmemiştir. Bu ayetlerin çok okunması zalimlere karşı bir tepkidir. İslâm’ın iktidar ve hâkimiyet alanlarındaki isteğini haykırmaktır. Suç ceza dengesini kuramayan ve suçları çoğaltan laik hukuka bir tepkidir. Olaya negatif bakanlar slogancı gençlik diye bu ayetleri dillerinden düşürmeyen gençleri horlasalar da olay slogan okumaktan öte bir anlam taşımaktaydı. Gençlerin bu ve benzeri ayetleri okumalarındaki amaç; Kur’an emirlerinin bağlayıcı oluşunu zihinlere yerleştirmek ve beşerin tanrı yerine konulmasını reddetmekti. Hukukun birinci kaynağının Kur’an oluşuna vurgu yapmaktı. İslâmcılığın doğru tanımı da budur. Dinin tanımına uygun olan bu tarif öne çıkmazsa istismarcı sağ politikalar üzerinden din karşıtlığı ve düşmanlığı daha artar. Kokteyl Müslümanların![6] yaptıkları İslâm dinine mal edilir. İslâm ile gençlerin önüne setler çekilir.  

Allah Teâlâ hayatın bütün ayrıntılarına varıncaya kadar hükümler koymuştur. Hayat bu hükümlere göre anlamlandırılmalıdır. Samimi İslâmcılar, tanımı vahyin hukukun kaynağı olması ve hayatın genişlik alanında İslâm’ın tezahür etmesi bağlamında yaparlarken algı üzerinden hareket ederek Müslüman gençleri anarşi ile alakalandırıp onları dar alanlara mahkûm etmek ve özgüven sorunu çıkarmak, tekfircilik ile yaftalamak insafla bağdaşmayan bir saldırıdır. Nitekim bu algı sürecinin akademisyenlerinin çoğu gençlerimizin zihin tezkiyesinde öne çıkardıkları birçok ayeti, sebebi nüzulden mutlak tarihselciliğe evirerek bugün için bir anlam ifade etmediklerine vurgular yapmışlardır.[7] Metodolojiden yoksun bir şekilde mesnetsiz yorumlarla gençlerin bilinç düzeyleri yok edilmektedir. Dünya sisteminin yerel temsilcisi olan siyasal rejimleri ayakta tutmak için dinin içi boşaltılmakta ve bir tür din tahrifi yapılmaktadır. Tüm bunlar dünya sisteminin salimen seyri içindir. Esasında aynı mantık her zaman olmuştur. Bazıları benzeri söylemleri sahabenin yanında da ifade ettiklerinde, Kur’an’ın nüzul sürecini iyi bilen büyük sahabiler onları hemen uyarmışlardır. Bu konuyla ilgili rivayet kitaplarında Huzeyfe b. Yeman’dan (ö: 36/656) şöyle önemli bir olay nakledilmiştir. Hz. Huzeyfe(r.a.)’ın rivayetini çok önemsiyoruz. Kibar-ı sahabeden olduğu için Hz. Peygamber (s.a.v.)’in bakışını yansıtması muhtemeldir. Zaten bu nedenle olay hadis kitaplarında yer almıştır. Şöyle ki; “Hz. Huzeyfe (r.a.)’ın yanında Maide suresinin 44. ayetiyle ilgili bir görüş beyan edilmiş ve ayetin sonundaki ‘Kim Allah’ın indirdiği hükümlerle amel etmezse onlar kâfirdirler’ buyruğuna gelince orada bulunanlardan birisi “Bu ayet Yahudiler hakkında indi” demiştir. Bunun üzerine Hz. Huzeyfe (r.a.), “Bu İsrail oğulları sizin ne güzel kardeşleriniz. Kur’an’dan güzel bir şey (müjde) nazil olursa size; herhangi bir uyarı (tehdit) nazil olursa onlara. Bu ayet bizler hakkında inmiştir…” [8]Buyurmuştur. Aynı durumlar sizin aranızda da meydana geldiğinde ayetteki hükümler sizin için de geçerlidir, demek istemiştir. Benzeri bir açıklamayı Hasan el-Basri de şöyle yapmıştır. “Bu ayetlerin gereklerini uygulamak hepimizin üzerine vaciptir.”[9] Ayetin ifade ettiği hüküm, illetler aynı olduktan sonra neticenin herkesi bağlayacağıdır. Kısacası Huzeyfe (r.a.), ayetin ifade ettiği hükmü işletmek istemeyip tek bir olayla ayeti dondurmak arzusundaki kişinin kötü niyetini sezip yukarıdaki açıklamayı yapmıştır. Tanımından da anlaşılacağı üzere Allah’ın ayetlerine zulmedilmesine karşı çıkmıştır.  Böylece ayetleri tarihe hapsetmenin ve evrensel hükümler çıkarmamanın, içtihatlara kaynak yapmamanın doğuracağı yanlış sonuçları, bir sahabi olarak ortadan kaldırmaya çalışmıştır. Hz. Huzeyfe’nin bilinciyle ayetlere ve hadislere yaklaşmayı içselleştirmeden, hayatı vahiyle anlamlandırma şuurunu ve istikrarını kazanmadan, vahyi tarihsellik adına donduranlarla ilmi hesaplaşmayı yapmadan veya vahyi hayattan kovmayı çağdaşlığın zaferi olarak ananların itikadi şecerelerini teşhir etmeden bu milletin gençleri sahil-i selamete çıkamazlar. Hatalı din algısından kurtulamazlar.

Yukarıdaki aynı ayetle ilgili İbni Abbas’tan da şu nakil yapılmıştır: Maide suresinin 44, 45 ve 47. Ayetleri kendisine okunup ayet sonlarındaki; “… Allah’ın indirdiği hükümlerle amel etmeyenler; kâfirler, zalimler ve fasıklardır” ifadeleri hakkında birisinin, “onlar Ehli Kitap içindir” demesi üzerine İbni Abbas, ayetin tarihselleştirilmesine karşı çıkmış ve O da Hz. Huzeyfe gibi şu cevabı vermiştir: “Bu Ehli Kitap ne hoş insanlarmış! Kur’an’da müjdeli bir şey olunca size, acı ve azap içerikli bir şey olunca onlara öyle mi? Unutmayın! Kim ki Allah’ın bir hükmünü inkâr edecek olursa küfre girer.” Kur’an’ın en büyük müfessirlerinden İbni Mesud da “Bu ayetler Yahudiler ve Hristiyanlar dahil herkes hakkında umumidir” demiştir.[10]

Hz. Peygamber’in eğitim ve öğretiminden geçen sahabenin, ayetlerin tarihselleştirilmemesi bağlamında bakış açılarını yansıtan önemli örneklerden biri de Abdullah b. Abbas’ın Maide suresi 63. Ayete bakışıdır. Önce ayeti hatırlayalım: “Peki, (başlarındaki) din âlimlerinin ve hahamların, onları günahkârca söz söylemekten ve haram yemekten alıkoymaları gerekmez miydi? (Fakat onlar görevlerini yerine getirmediler, kötülük karşısında susarak onu desteklemiş oldular. Gerek önderlerinin gerek kendilerinin) yaptıkları şey ne kötüdür!”[11] Bu ayete sure bütünlüğü içerisinde bakacak olursak Yahudi ve Hristiyanların din bilginlerine görev alanlarıyla ilgili hatırlatmalar yapıldığını görürüz. Ayetteki “الرَّبَّانِيُّونَ وَالْاَحْبَارُ” kelimeleri de buna delalet etmektedir. Tercüman’u-l Kur’an Abdullah b. Abbas, bu iki kelimeye; “fukaha ve ulema” anlamları vermiştir. Böylece ayeti tarihselleştirmemiştir. Ayrıca bu ayetin mesajından hareketle şu tarihi açıklamayı yapmıştır: “Kur’an’da, ulema için bu ayetten daha dehşetli, kınayıcı ve uyarıcı olma bakımından başka bir ayet yoktur.[12] İbni Abbas bu yorumuyla ayetteki uyarının bütün zaman ve mekânlar için geçerli olduğunu işaret etmiştir.

Tarihseliğie reddiye bağlamında şu olay da oldukça ilgi çekicidir: Zeyd b. Vehb, Rebeze’ye vardım ve Ebu Zer’e (r.), Tevbe suresinin 34. Ayetinin Müslümanlar hakkında inmediğini söyledim. Ayet şöyledir: “Ey iman edenler! Doğrusu, hahamlardan ve rahiplerden birçoğu, insanların mallarını haksız yollarla yemeyi ve (bu din sömürüsünün devam edebilmesi için, gerçek dini araştırıp öğrenmek isteyen insanları) Allah’ın yolundan alıkoymayı alışkanlık edinmişlerdir. (O hâlde, gerek bu gibi din adamları, gerek başkaları olsun) altını ve gümüşü biriktirip yığan ve onlardan gerektiği kadarını Allah yolunda harcamayanlar var ya, işte onlara can yakıcı bir azabı müjdele!”[13] Ayetteki ana mesajın sermaye biriktirip sonra da fakirlerin haklarını vermeyenlere ve sermayelerini Allah yolundan insanları engellemek için kullananlara tehdit olduğunu bilen Hz. Ebu Zer (r.a.); “Bu ayet hem bizim hem de Yahudiler hakkında indirildi” diyerek sebep hususi olsa da hükmün umumi oluşuna dikkat çekmiştir.[14] Hz. Ebu Zer’e (ö:32/653) aynı itirazı Şam’da Muaviye b. Ebî Süfyan da yapmış, Ebû Zer ona da aynı cevabı vermiştir.[15] Her iki rivayette iki büyük sahabiden rivayet edilmiştir. Kaynaklar ilk dönem müfessirlerinin eserleridirler. Mücahid’in (ö.h: 104) İbni Abbas’ın talebesi olduğunu düşünecek olursak, kaynak Hz. Peygamber’e en yakın dönemde tedvin edilmiştir. İdeal tefsir kaynağıdır.

Tarihselliğe reddiye bağlamında Abdullah b. Abbas’tan gelen şu rivayette oldukça önemlidir: Hırsıza verilecek cezayı muhtevi Maide suresinin 38. Ayetiyle ilgili; hüküm umumi mi? Yoksa hususi mi? Diye sorduklarında, İbni Abbas; “Umumidir” cevabını vermiştir.[16] Bu bakış ahkâmın evrenselliği ile ilgili oldukça önemlidir. Kanaatimize göre sahabe bu bakışı vahyin bizzat kendi gönderiliş amacından ve Resulullahın bakışından çıkarmıştır. 

Yukarıdan beri tüm rivayetleri göz önünde bulundurursak şu hakikati bilmemiz gerekir. Kur’an-ı Kerim; Hz. Peygamberin hayat tarzı ve ‘ahlakıdır.’[17] Resulullah dünyaya Kur’an ile anlam vermiş ve hayatını onunla anlamlandırmıştır. Bu durumda bizim için örnek olan Peygamber Efendimiz ve O’ndan vahyin nasıl yaşanacağını öğrenen sahabenin davranışlarıdır. Çünkü sahabe, Hz. Peygamber’den onar ayet alıp yaşamak suretiyle vahyi hayatlarında ameli hale getirmişlerdir.[18] Peygamber’den(s.a.v.), ayetlerden nasıl yararlanacaklarını ve ayetlere nasıl yaklaşacaklarını talim etmişlerdir. Bütün bunlardan sonra söylenecek olan şey, Kur’an hakkındaki bilgilerimizi Kur’an’ın kendisine nazil olduğu Hz. Peygamberden ve sahabilerden ve istikamet üzere hareket eden nebevi ulemadan almak gerekir. Usul bilmeyenlerden, kaynakları tanımayanlardan, dile hâkim olmayanlardan, dini ilimlerde derinleşmeyenlerden, istikametten sapanlardan, bilgiyi zalimlerin egemenlikleri için kullananlardan, ayetleri peygamber tefsirini kabul etmeden yorumlayanlardan, Kur’an’ı tarihe mumyalamak isteyenlerden ve bidat ehlinden Kur’an ilimlerini öğrenmek kesinlikle doğru bir yaklaşım değildir…

Dipnotlar

[1] Bak: A’raf 7/158;Enbiya 21/107; Furkan 25/1; Sebe 34/28.
[2] Bak: Enbiya 21 / 107.
[3] A’raf 7 / 158.
[4] Sebe 34/28
[5] Müslim, İman, 70, h. no: 240, c.I, s. 134.
[6] Kokteyle Müslümanlık; Batıda genleri değiştirilerek yeni hayvan türleri ve bitkiler elde edilmektedir. Aslını yansıtmayan bu canlılar oldukça garip görüntüler sergilemektedirler. Bundan mülhem, İslâm ile ideolojileri sentez edip ne tam Müslüman ne de gavur, garip bir şekilde Müslümanlık iddiasındaki kimseler için kullandık bu tabiri.
[7] Derslerimize de giren bu hocaları rahmetle anmıyorum. Ahirette hesap versinler bakalım. Şahitliğimizi ise yalan üzerine bina etmiyoruz. Rabbimize onları zalimler diye anacağız; şahitliğimiz bu yönde olacak. Zira onlar bu beyanlarıyla muhtemel bir İslâm toplumunun önünü kesmek istemişlerdir.
[8] Taberi, Camiu’l-Beyan, c.IV, s.593.
[9] Abdulaziz Mustafa Kâmil, El-Hukm Ve’t Tehaküm fi Hıtab’i-l Vahy, Riyad, 1995, c. I, s. 163.
[10] Zemahşeri, Keşşaf, c. I, s. 625.
[11] Maide 5/63
[12] Şevkani, Feth’u-l kadir, s. 475.
[13] Tevbe 9/34
[14] Mücahid, Ebu’l Haccac, Tefsir,  Beyrut, 2005, s. 110
[15] Hazin, Lübab’ü-t te’vil, c. II, s. 261.
[16] İbni Kesir, Tefsir’u-l Kur’an’i-l Azîm, c. II, s. 52.
[17] Müslim, Sahih, 6, Salatu’l-Misafir, 18, h.no:746, c.I, s.512.
[18] Tahavi, Müşkilu’l-Âsâr, h.no: 1661, c.I, s.1661.

Mehmet Sürmeli

Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.

Mirat Haber – YouTube

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.