
Bazı tarihî olayları yıllar sonra öğrenirsiniz.
Sonra kendi kendinize şu soruyu sorarsınız:
“Peki bunu neden daha önce bilmiyordum?”
Tripoliçe Katliamı da böyle bir hadise…
1821 yılında Mora’da başlayan Yunan isyanı sırasında Osmanlı yönetiminin Mora‘daki önemli merkezlerinden Tripoliçe kuşatıldı. Şehir 5 Ekim 1821’de Yunan isyancıların eline geçti. Ardından Müslüman ve Yahudi nüfusa yönelik büyük bir katliam gerçekleştirildi. Kaynaklarda ölü sayıları farklı verilse de Türk Tarih Kurumu’nda yayımlanan çalışmalarda yaklaşık 10 bin kişinin öldürüldüğü aktarılıyor. Cambridge University Press tarafından yayımlanan güncel bir çalışmada da Tripoliçe‘nin ele geçirilmesinden sonraki günlerin, Yunan Devrimi’nin en korkunç katliamlarından biri olduğu belirtiliyor.
Peki biz bunları ne kadar biliyoruz?
Asıl soru burada başlıyor.
Çünkü ilginç olan şu:
Bu olay Osmanlı tarihçileri tarafından hiç kaydedilmemiş değildi.
Tam tersine…
Türk Tarih Kurumu’nun yayımladığı araştırmalarda, Şanizade Tarihi’nin 1821 Mora İsyanı’nı ayrıntılı biçimde ele aldığı, Ahmet Cevdet Paşa’nın da çok sayıda arşiv belgesinden yararlanarak Yunan isyanını yazdığı belirtiliyor. Osmanlı arşivlerinde ise Yunan isyanıyla ilgili yüzlerce belge bulunduğu ifade ediliyor.
Öyleyse mesele başka:
Neden bu tarih toplumun geniş kesimlerinin hafızasına yeterince taşınmadı?
Neden biz Tripoliçe’yi, Mora’daki Müslümanların yaşadıklarını, 1821’de yaşanan büyük katliamları ancak yıllar sonra, tesadüfen araştırırken öğreniyoruz?
Demek ki bize“ yalan ve ve kapsama alanı dar bir tarih öğretildi”
O zaman biz de soralım:
Bize kapsamlı bir tarih mi öğretildi, yoksa seçilmiş bir tarih mi?
Çünkü tarih yalnızca zaferlerden, kahramanlardan ve devletlerin kuruluşlarından ibaret değildir.
Tarih; yenilgileri de anlatmalıdır.
Katliamları da…
Acıları da…
Ve hatta kendi toplumumuzun yaptığı yanlışları da.
Ancak başkasının yaptığı zulmü de saklamamalıdır.
Tripoliçe bu açıdan yalnızca 1821’in değil, tarih eğitiminin nasıl şekillendiğinin de sorgulanması gereken bir başlığıdır.
Bugün Yunanistan’ın millî hafızasında 1821 önemli bir yere sahip.
Peki bizim hafızamızda?
Belki de artık çocuklarımıza sadece “ne kazandığımızı” değil, “geçmişte neler yaşandığını” da anlatmanın zamanı gelmiştir.
Çünkü unutulan tarih, ortadan kalkmış tarih değildir.
Sadece başkalarının anlatmasına bırakılmış tarihtir.
Ve belki de bugün Tripoliçe’yi yeniden konuşmamızın en önemli sebebi budur:
Geçmişi düşmanlık üretmek için değil, hakikati bilmek için hatırlamak.
İSLAMİ HABER “MİRAT”