
Hz. Peygamber(sav)’in yaptığı gibi, zihinsel ve ruhi tezkiyeyi toplumun en ücra kesimleriyle buluşturmak zorundayız. Bunun için de toplumun bütün kesimlerinde uygulanabilir projeler geliştirmek şarttır. Böyle bir buluşma insanları nitelik olarak yüceltir. Onları, Allah Teala’nın emirlerinde fâni kılar. Hakiki cemaat haline getirir. Diğer Müslümanlara nasıl bakılacağını öğretir. Bu donanımlı ve istikamet ehli mü’minlerin gayeleri Allah(cc), rehberleri Kur’an, önderleri Hz. Muhammed(sav), yolları da cihad ve şehadettir. Kur’an ve Sünnetin mutlak bağlayıcılığına iman eden ilkeli, fikıhlı, planlı, hedefli, kadrolu ve beyatli bu topluluktan ayrılmak ve onlara karşı olmak büyük bir günahtır. Eğer mü’min böyle bir cemaatten ayrılırsa şu hadisi iyi hatırlamalıdır: “Koyunların (düşmanı) kurt olduğu gibi insanların kurdu da şeytandır. Kurt nasıl ki kenardaki ayrı kalmış koyunu yerse, şeytan da cemaatten ayrılanı kapar. Cemaatten, (Müslümanların nitelikli) beraberliğinden ve umumundan ayrılmamanızı tavsiye ederim.”[1] Böyle nitelikli bir toplumdan/cemaatten ayrılmayı Hz. Peygamber(sav) şu hadislerinde şiddetle yasaklamıştır: “Her kim ki cemaatten bir karış ayrılacak olursa İslam’la olan bütün bağlarını koparıp atmış olur.”[2]Hadis, bütün Müslümanların buluştuğu ortak paydaya göre bir cemaat tanımı yapmıştır. Resulullah bu tanımını daha Medine döneminin başlarındaki yaptığı sözleşmeyle bütün inanç gruplarına deklare etmiştir: “Mü’minler tek bir ümmet/cemaattir.”[3] Bu tanımlamaya göre cemaatten ayrılmak dine karşı olmakla eş anlamlıdır. Çünkü İslam cemaati hakikatin temsilcisidir ki bu da sapıklık üzerine icma etmeyecek olan bütün mü’minlerden oluşur. Cemaat; mutlak hakikatte ittifak edip bir araya gelen nitelikli Müslümanlardır. Cemaatin bu ilmi tanımına karşılık farklı gruplar ve klikler hakikat temsilciliğinde mutlaklaştırılacak olurlarsa; kendi yapılanmalarını din yerine koymaya başlarlar ve kendileri gibi düşünmeyenleri küfürle itham edebilirler. Bu vahim anlayışa göre birbirlerinin kanını dökmekten bile kaçınmazlar. İslam dünyasında bunun onlarca örnekleri vardır. Bu hassas dengeyi gözeterek çeşitli dini ve sosyal grupların sadece kendilerini cemaat diye lanse etmeleri Müslümanların geleceği ve vahdeti için büyük bir tehlikedir. Nitekim kavram kargaşası yaşayan bütün halkı Müslüman toplumlarda bu sıkıntı hala yaşanmaktadır.
İslam dünyasının birçok yerinde hareket önderleri cemaat hareketlerindeki sapmalarla ilgili çalışmalar yapmışlardır. Konuyla alakalı Mısır’dan, Sudan‘dan, Pakistan’dan, Filistin’den, Suriye İhvanı’ndan ve diğer halkı Müslüman ülkelerden onlarca çalışma yapılmıştır. Sapmaların başlıkları tek tek belirlenmiştir. Bu çalışmalar çok değerli olmasına rağmen, bizim kanaatimize göre sapmalar cemaatten ve hareket yapısından değil; gerçek anlamda cemaat olamamaktan kaynaklanmaktadır. Cemaat olmak çay toplantısında buluşmak gibi basit bir eylem değildir. Konumuzun başında vermeye çalıştığımız ayetler içselleştirilip irademizi vahyin potasında eritmeden; enaniyet ve kibirden vazgeçip Müslümanların maslahatlarını bütün şahsi menfaatlerin önüne geçirmeden, işi ehline vermeden, dünya sistemiyle hesaplaşmanın fıkhını yapıp yol haritasını belirlemeden, sistemin yerel işbirlikçilerine kimliğimizi teslim etmeyip onların gayrı meşruluğunu kendilerine yüksek sesle söylemeden, bize biçilen müsaadeli imanı terk etmeden, kurallarını dünya ticaret merkezinin koyduğu yörünge siyasetini reddetmeden, sağ- sol kamplaşmasından çıkıp dini kimliğimizi kuşanmadan, hayatın her alanında adaleti hakim kılmadan, şurayı tabana yayıp bireysel düşünceleri dinleştirmekden vazgeçmeden, sorunlarımıza ve İslam dünyasının her türlü sorunlarına çözümcül projeler ortaya koymadan kesinlikle cemaat olunamaz. Burada şu tespiti ve fiilî durumu paylaşabiliriz: Ülkemizde hiçbir grup ki bunlar ister siyasi ister dini gruplar olsun mensuplarını; taban kitlelerini tevhidi, planlı, ilmî, fıkhi, ahlaklı, adaletli hedefleri uzun ve kısa vadede belli, hâkimiyet odaklı ve kadrolu bir eğitimden geçirmemiştir. İstisnasız hepsi de günü kurtarmayı amaçlamaktadırlar. Üzülerek ve içimize kan akıtarak söyleyelim ki maksat, önderlik kadrosuna yakın olmak, ağır tekliflerden kaçmak, oluşturulan gettoda arabesk bir hayat sürmek ve servete servet katmaktır. Bütün bunlara rağmen yine de cemaat olduklarını söyleyenler ise aslında cemaat değil kalabalıklar ve sürülerdir. Sürüleşmekten kastımız; popüler kültürün kucağına düşerek edilgenleşmektir. Hayatın gidişatı ile ilgili bir iddiaya sahip olmamaktır. Dünya sisteminin kendisine reva gördüğü kadar Müslüman olmak ve dinini yaşamaktır.
Mü’minler bireysel cemaat olma süreçlerini tamamladıklarında toplumsal ve siyasal cemaatleşme süreçlerini de başlatmış olurlar. Bu dönemler; hiyerarşik, ahlaklı, ferasetli, kadrolu, ilkeli, fıkıhlı, koordineli, projeli, planlı, hedefli, ıslahatçı ve yerine göre devrimci, çözümlü, ilmi ve takvalı bir süreçtir. Şimdi tekrar başa dönecek olursak, bu süreçlerin hiçbirini tamamlayamamış kimselere cemaat denilebilir mi? Bu şu anlama gelmemeli; “Yapacak bir şey olmadığına göre biz de kendi hâlimize bildiğimiz kadarıyla dinimizi yaşamaya bakarız.” Bu yanlış yargıya katılmak mümkün değildir. Eğer Müslümanların selameti ve inançlarının korunup etken hâle getirilmesi nebevi anlamda cemaatleşmekten geçiyorsa, bunun yapılması elzemdir. Ameli hale getirilmesi en önemli iştir. Müslüman grupların tamamı bütün çalışmalarını bir tarafa bırakarak bireysel cemaatleşmeden başlayan bu süreci siyasal cemaatleşmeye doğru taşımaları gerekir. Belki de Hz. Ömer (r.), “Cemaatsız İslam olmaz…”[4] derken bu gerçeğe vurgu yapmıştır. İşin burasının bir daha ciddi anlamda gözden geçirilmesi ve bu bağlamda hem sözde cemaatlerin itikadi ve siyasi sorgulamalarının yapılması, hem de vahiy doğrultusunda cemaatleşebilmek için kimlerle, nasıl ve hangi hedeflerin tahakkukunda çalışabilirizin hayata aktarılması gerekir. Şunu da burada özellikle belirtmek isteriz ki cemaatleşmenin hiçbir sürecini tamamlamamış kimselere cemaat demek; gerçek cemaatleşmeye giden yolu tıkamak demektir. Cemaat olamayanların kendilerine cemaat demesi ne kadar yanlış ise; bu kalabalıkların cemaat olmadıklarını ümmete ilan etmemek de o kadar ağır suç ve günahtır. Bu çerçevede sözde ulemaya büyük görevler düşmektedir. Çünkü, cemaat olmadıkları halde kendilerini cemaat olarak görenler doğacak bir İslami hareketin önündeki en büyük engeldir. Zihinsel tezkiyesini ve ruhi arınmasını yapamayan Müslümanlar, Kuba Mescidi/Peygamber Mescidi ile Dırar Mescidi arasındaki ayırımı yapamazlar. Zaten bu ayırım yapılabildiğinde gerçek cemaatleşme başlamış demektir.
[1] Ahmed, Müsned, c.5, s.232
[2] Ahmed, Müsned, c.5, s.130; Buhari, Fiten, c.8, s.87.
[3] İbni Hişam, Ebu Muhammed Abdulmelik ,es-Siretü-n Nebeviyye, Dar’ü-l Beyan, Kahire, 1987, c.2, s.143.
[4] Havva, Said, el-Esas fi’Sünne (terc. Heyet), Aksa Yay, İst, c.3, s.177