
Son günlerin en dikkat çeken haberlerinden bir tanesi de göllerin kuruması, barajlardaki suların eksilmesi ve yağmur beklentisi içinde olunması gerçeğidir. Ama yağmuru beklemekten bir şey yapılamıyor. Oysaki çaresiz değiliz. Nasıl mı?
Biz aradan çekilelim ve sorunun Allah’ Kitabı Kur’ân’a uygun dolaylı cevabını Peygamberimiz Hz Muhammed’den öğrenelim:
***
(Tabîatta ve insanın vücud yapısı üzerinde geçerli olan sebeb-netice kanununun rûhî ve sosyal hayat için de geçerli olduğunu açıklayan bir hadîslerinde) Allah’ın Resûlü (s.a.v.) şöyle buyurdu:
– Beş ilahi ceza, beş isyana karşılıktır.
Sahâbîler sordu:
– Beş isyana karşılık, beş Ilahi ceza nelerdir ya Resûlellah?
Şöyle buyurdular:
a.) Bir topluluk Allah’ın emirleri ve yasaklarına bağlı kalarak yaşamak taahhüdünü bozarsa Allah onların düşmanlarını onlara saldırtır.
b.) Bir topluluk Allah’ın indirdiği (sosyal, iktisadî, hukuki ve ahlâkî) kanunları tatbik etmezse onların arasında fakirlik yaygınlaşır.
c.) Zina ve homoseksüelliğin yaygınlaşarak açığa vurulduğu toplumda (akli hastalıklar ve) ölüm oranı artar.
d.) Ölçü ve tartıda adaleti çiğneyen topluluğa yer bitkileri kısılır ve onlar kıtlığa uğratılır.
e.) Zekâtını vermeyen topluluğa ise yağmur yağdırılmaz.
(Onlar kuraklığa bırakılır. Eğer hayvanlar olmasa hiç mi hiç yağmur yağdırılmazdı.) (el-Camiü’s-Sağır Hamsün Bi hamsin)
Tabîatta ve insanın maddî yapısı üzerinde sebeb-netice kanunu hakimdir. Zuhur şekli pek çok olan bu umûmi kanunu koyan Allah’tır.
Allah dilediği şekilde düzenlediği için bulut yağmura, tohum bitkiye, döllenme yavrulamaya sebebtir. Bu sebeb netice ilişkisini müşahede edebildiğimiz için kabul ediyoruz.
Peygamber’imizin yukarıdaki hadîsimizde ve benzeri hadîslerde açıkladığı sebeb-netice alâkasını ise kafa gözü ile müşahede edemediğimiz için kavrayamıyoruz.
Aslında sebeb-netice münasebetlerinin cereyan ettiği eşyadaki bütün ilişkileri tesbit edebilmiş değiliz. Bu sebeble Peygamberimizin Allah’ın kendisine bildirdiği için bildirebildiği manevî gibi görülen sebeblerle maddî neticeler arasındaki bağlantı gerçeğini kavrayamamamız normaldir. Kaldıki aşkla cinnet, üzüntü ile ülser ve birçift sözle cinayet arasında sezinleyebildiğimiz fakat tam bir açıklık getiremediğimiz türden, bize göre karmaşık pek çok sebeb-netice ilişkisi önümüzde çözüm beklemektedir.
Netice olarak deriz ki; biz mü‘miniz. Rûhî vesosyal hayatımız üzerindeki müesseriyeti Kur’ân ve Sünnetle açıklanan sebeb netice münasebetlerinin gerçekliğini –mevcut bilgilerimizle kavrayamasak da- kabûl ederiz.
***
Evet “Zekâtını vermeyen topluluğa ise yağmur yağdırılmaz.”
Onlar kuraklığa bırakılır. Eğer hayvanlar olmasa hiç mi hiç yağmur yağdırılmazdı.
O halde zekâtlarımızı tam ve sürekli bir şekilde vererek bir taraftan alıcı ve tüketici gücü artırmalı, tüketimi ve işçi istihdamını çoğaltmalıyız. Diğer taraftan da yağmurlara kapı açarak toprağı berekelendirmeliyiz.
Sözü Allah’ın Kitabı Kur’ân’a bırakalım:
“Hz. Hûd şöyle dedi: Ey halkım! Gelin yol yakınken günahlarınızdan tövbe edip Rabb’inizin sonsuz şefkat ve merhametine sığının. Sonra da tüm ruhunuz ve benliğinizle O’na yönelin ki, göğün bütün nimetlerini üzerinize sağanak sağanak yağdırsın ve gücünüze güç katsın! Yeter ki, zulüm ve haksızlık ederek Rabb’inizin rahmetinden yüz çevirmeyin!” (Hûd 52)
ALİ RIZA DEMİRCAN
İSLAMİ HABER “MİRAT” -YOUTUBE-
YAZARIN DİĞER YAZILARINA ULAŞMAK İÇİN BURAYA TIKLAYINIZ
Bu yazı beni derinden düşündürdü. Kuraklığı sadece iklimsel bir sorun olarak değil, toplumsal ve manevi bir uyarı olarak ele alması zekâtın verilmemesiyle yağmurun kesilmesi arasındaki bağ, ilk bakışta soyut gibi görünse de, aslında toplumsal sorumluluklarımızın doğayla nasıl iç içe geçtiğini gösteriyor. Hadislerde geçen “beş isyan, beş ilahi ceza” yaklaşımı, bugünün krizlerini sadece teknik çözümlerle değil, ahlaki bir yeniden yapılanmayla aşabileceğimizi hatırlatıyor. Ali Rıza hocamızın bu yazısı hem bir uyarı hem de bir davet niteliğindedir.
Çünkü Toprağın bereketi, kalplerin arınmasıyla başlar.
Hocam bir de Yusuf suresinde yedi yıl kuraklık yaşanması örneği var. İllaki bir şeyin karşılığı olmasına gerek yok hikmeti ilahi diyelim sınavdayız diyelim. Her türlü artış ve azalışla imtihan olacağız.
Önemli olan bizim verdiğimiz cevaplar Rahman’ın cevap anahtarıyla ne kadar örtüşüyor?