
İnsan, dünyaya geldiğinde inançlarını ve düşüncelerini kendi başına seçmiş değildir. Ailesi, yetiştiği çevre, aldığı eğitim, okuduğu kitaplar ve içinde bulunduğu ideolojiler, onun hayata bakışını şekillendirir. Kimi ateizmi, kimi deizmi, kimi de farklı siyasi ve felsefi düşünceleri benimser. Ancak insanın hayatı boyunca aynı düşüncede kalacağına dair bir kural yoktur.
Dün dünyevi ideolojilere bağlı olan bir insan, bugün Allah’ın izniyle hakikati bulabilir. Komünist düşünceyi benimsemiş bir insanın hapishanede yaşadığı bir olay, okuduğu bir kitap veya tanıştığı bir insan vesilesiyle İslam’la tanışması da bunun örneklerinden biridir. Çantacı Necmi Abi’nin anlattığı, hapishanede komünist Rıfat’ın Müslüman oluşu da hidayetin insan hayatında nasıl bir dönüşüme vesile olabileceğini hatırlatıyor.
Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulur:
“Şüphesiz sen sevdiğini hidayete erdiremezsin. Ancak Allah dilediğine hidayet verir. O, hidayete erecek olanları daha iyi bilir.” (Kasas, 28/56)
Bu ayet, hidayetin Allah’tan olduğunu açıkça bildirirken insanın hakikati arama ve doğruyu tercih etme sorumluluğunu da ortadan kaldırmaz. Nitekim Rabbimiz, “Dinde zorlama yoktur. Artık doğrulukla eğrilik birbirinden ayrılmıştır.” (Bakara, 2/256) buyurarak inancın baskıyla değil, kişinin kendi iradesiyle benimsenmesi gerektiğini ortaya koyar.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de şöyle buyurmuştur:
“Allah kimin için hayır dilerse onu dinde anlayış sahibi kılar.” (Buhârî, İlim, 13; Müslim, Zekât, 100)
İnsanları yalnızca mensup oldukları ideolojilerle, geçmişteki düşünceleriyle veya inançlarıyla yargılamak yerine, hakikati arayışlarını da görebilmek gerekir. Çünkü hidayet, insanın geçmişinden bağımsız olarak yeni bir başlangıç yapabilmesidir.
Belki de asıl mesele, insanın hangi düşünceyle yola çıktığı değil, hakikati ararken kalbinin hangi yöne açıldığıdır. Zira Allah’ın rahmeti geniştir ve O, dilediği kuluna hidayet kapısını açar.
Hidayet, bir insanın geçmişini silmek değil, geleceğini imanla yeniden inşa etmesine vesile olmaktır.
İSLAMİ HABER “MİRAT”