
Osmanlı’nın son şeyhülislamlarından Mustafa Sabri Efendi’nin, II. Dünya Savaşı’nın hemen ardından kurulan Birleşmiş Milletler (BM) teşkilatına ilişkin kaleme aldığı çarpıcı değerlendirmeler, küresel sistemin kuruluş felsefesine dair onlarca yıl öncesinden düşülen tarihi bir not olarak dikkat çekiyor. Sabri Efendi, Mevkıful Akl adlı eserinin 1. cildinde BM’yi “büyük devletlerin işledikleri zulümlere küçük devletleri de ortak etme mekanizması” olarak tanımlıyor.
1. ve 2. Dünya savaşlarının acılarına, yıkımlarına ve ardından kurulan yenidünya düzenine şahit olan Osmanlı’nın son dönem âlimlerinden Mustafa Sabri Efendi, Birleşmiş Milletler ’in (BM) kuruluş gayesine ve Filistin coğrafyasında sahnelenen oyunlara dair sarsıcı tespitlerde bulundu. Sabri Efendi’nin tarihsel olaylar üzerinden yaptığı analizler, bugün küresel sistemin kilitlendiği noktaları yıllar öncesinden gözler önüne seriyor.
Savaşan devletlerin sadece çatışma ortamındaki yıkımla yetinmeyip daha acı bir yöntem icat ettiğini belirten Mustafa Sabri Efendi, bu yeni icadın Birleşmiş Milletler olduğunu vurguluyor. Savaşın galibi olan büyük güçlerin her devletten temsilci çağırarak kurduğu bu teşkilatın asıl amacını şu sözlerle deşifre ediyor:
Bunun en somut ve acı kanıtının Filistin topraklarının Yahudilere peşkeş çekilmesi olduğunu belirten Sabri Efendi, arkalarında ABD ve Rusya gibi devleri sürükleyen küçük devletlerin de bu adaletsizliğe sessiz kalarak ortak olduğunu, hatta bu tavırlarıyla zalimlerden daha fazla suçlu ve ayıplanmaya müstehak olduklarını ifade ediyor.
Sabri Efendi, savaş sonrasında küçük devletlerin düştüğü en büyük gaflete de dikkat çekiyor. Ona göre bu devletlerin yapması gereken en temel hamle, hiçbir şey yapamasalar bile kendi aralarında birleşerek güçlü bir pakt kurmaktı. Tek başlarına zayıf olan bu devletler, bir araya geldiklerinde büyük güçlerin karşısında önemli bir denge unsuru olabilirdi. Ancak bunu başaramayarak büyük zalim devletlerin uydusu haline geldiklerini ve onların her zulmüne ortak olduklarını vurguluyor.
Yaşadığı dönemdeki bu olağanüstü hadiseler ve Filistin topraklarının göz göre göre elden gidişi, Mustafa Sabri Efendi’yi yıllar sonra geçmişle yüzleşmeye ve çarpıcı bir itirafta bulunmaya itiyor. Gençlik yıllarında eleştirdiği Sultan II. Abdülhamid‘in kıymeti, üzerinden geçen onca yıldan sonra anlaşılıyor:
“İşte Sultan Abdülhamid han… Bu sultan, Yahudi göçmenlerin Filistin’e yerleşmelerinin önünde sarp bir engeldi… Siyonistlerin Filistin’e hicretleri konusunda ricalarını arz etmiş, devlet hazinesine elli milyon altın bağışlamayı vadetmişti. Bu ricası Sultan tarafından çok sert tepkiyle karşılandı ve hemen huzurundan kovuldu.”
Sabri Efendi, Sultan’ın tahttan indirildiğini tebliğ etmek için seçilen heyetin içinde Selanik mebusu Yahudi Emanuel Karasu’nun yer almasının ise dönemin siyasî aktörleri ile Siyonist emeller arasındaki bağı gösteren manidar bir detay olduğunun altını çiziyor.