
Bu aralar ülkemiz “fon vurgunu” ile yatıp kalkıyor. TBMM sessiz ise de başta Cumhurbaşkanımız olmak üzere bütün yetkililer konuşuyor. Dik durarak problemin üstesinden geleceğiz, deniliyor.
Göz göre göre gelen fon vurgununu konuşuyoruz, tamam da asıl ve de sürekli olarak konuşulması gereken yoktan para üreten bankacılık sistemiyle gerçekleştirilen faiz terörü ve vurgunudur. Bu, trilyonlarca dolara ulaşan vurgun yıllardır artarak devam ediyor.
https:www.mirathaber.com/bankalar-nasil-somuruyorlar-biliyor-musunuz/
Allah’a ve elçisi Muhammed’e yani insanlığa savaş açmak olan Faiz yatırımları engelliyor. Maliyetleri artırıyor. Fakirleştiriyor. Ahlakı çökertiyor, ihtirasları kamçılıyor. Zengini daha zengin, fakiri de fakir yapıyor. Dış borçları artırıyor. Bağımsız dış politikayı etkiliyor. Yerli yatırımcıyı kaçırıyor. Yabancının gelişini engelliyor. Bu sebeple faiz Kur’ân yasasına göre yalnızca azîm bir günah değil, cezalandırılması gereken büyük bir suçtur; suçlar dizisidir.
https:www.mirathaber.com/allahin-yasasina-gore-faiz-suc-faizciler-sucludur/
Sistemsel batıl bir tercihten kaynaklanan bankacılık vurgununun TBMM ve MB’nin gözleri önünde ve faizcilerin oluşturduğu mevzuata uygun yapılması hiç şüphesiz onu meşru kılmaz, HAK ve HALK katında suç olmaktan çıkarmaz.
Hakikatin ölçüsü olarak Kur’ân, insan doğası ve ortak akıl elimizde ve önümüzdedir.
Böyleyken Maliye Bakanlığı ve MB, faiz politikalarıyla üretim değil finans ekonomisi uyguluyor. İflaslar ve konkordatolar artar, pazar yerleri alev alev yanarken zararda ve ülkemizin geleceğinin karartılmasında ısrar ediliyor. Diplomalıları dahil insanımızın bilgisizliği, bilinçsizlik ve sorumsuzluğu da buna çanak tutuyor.
Fon vurgununda birkaç günah keçisi gösterildi ama yıllardır devam eden ve trilyonlarca dolara baliğ olan faiz vurgununun kişi ve kurum olarak yerli ve yabancı vurguncu teröristleri örtülüdür. Ticari sırdır! Tefecilere lanet edildiği gibi yüzlerine tükürülmemesi için açığa vurulmazlar. Korundukları için sömürüleri dev ama vergileri cücedir. Hiç değilse sanayiciler ile faizcilerin ödedikleri vergi oranları açıklansa…
Faiz vurgunu ülkemizi bitirmekte olduğu halde hakikat özürlülüğü ve laiklik körlüğü olan partiler, sendikalar, odalar, iktidarı ve muhalefetiyle TBMM problemi gör(e)miyor, gündeme getir(e)miyor. Ancak ve ancak Milli mutabakat ile giderilebilecek bu bela da ahtapotlaşarak sıkmaya ve boğmaya devam ediyor.
Milletimiz çaresiz. Faiz vurgununda sahipsiz gibi. Sorunun sistemsel olduğunu algılayamıyor. Unvanlı ama bilinçsiz ve yüreksiz ekonomistler ve ilahiyatçılar da anlat(a)mıyor. Kim tehdit ediyor bilinmez! Diyanet de bir hutbe ile olsun uyar(a)mıyor.
Üstelik bir de faiz belasının kendiliğinden seçimle; Volkan’ın gidip Yıldırım’ın gelmesiyle yani iktidar değişimiyle giderileceği yalanı pompalanıyor.
Ümitsizlik haramdır. Dert edinilir de imanlı bir yürekle siyasi risk üstlenilirse elbet çözüm bulunur.
Yönetim becerisi olan Cumhurbaşkanımızın inancı ve tecrübesi gereği faiz karşıtı olması ve bunu açıklaması ümidimiz. Ama yurt içinde ve dışında bin bir türlü engeli olduğu için o da, yıkıcılığını dile getirdiği, dünya kapitalizmine eklemlenmiş bu zalim borca ve faize dayalı sistemi değiştiremedi, değiştiremiyor.
Değiştiremez de… ama yine de ümidimiz onun atabileceği adımlarda ve TBMM’de…
Aslında TERÖRSÜZ TÜRKİYE örneğinde olduğu gibi, Cumhurbaşkanımızın öncülüğü ile iktidar ve muhalefet TBMM çatısı altında birleştirilebilir. TBMM de devrimci bir şahlanışla bu borca ve faize dayalı HAK VE HALK suçlusu vurguncu düzeni bir süreç içinde bitirebilir.
Hulasa Cumhurbaşkanımız, cumhurun başıdır. Milletimize her şeyi anlatmalıdır. TBMM’yi de harekete geçirmelidir. TBMM de sorumluluğunu üstlenmelidir.
Bu konu, Terörsüz Türkiye ve Savunma Sanayii ölçüsünde, hatta daha da mühim bir beka sorunudur. Her birimiz sorumluyuz; ilgisizliğimiz suçtur, günahtır, kul hakkıdır, Cehennem’e yoldur.
Başlayabilirsek mücadelenin yolu ve yöntemi kolayca belirlenebilir.
Yazıyoruz da bu dile getirdiklerimiz gerçekleştirilebilir mi?
Yıllar önce Mescid-i Nebi’de tanıştırıldığım ekonominin merkezindeki söz sahibi bir yetkiliye, “Aziz Peygamberimiz izlenerek Faiz düzeni, devrimci bir operasyonla habis bir ur gibi kesilip atılabilir mi?” diye sormuştum. “Hiç şüphesiz, atılabilir.” cevabını almıştım.
Doğrudur. Çünkü “… Müminlere yardım üzerimize hak görevdir.” buyuran Yüce Allah, kendisine açılmış savaş olarak nitelediği faize karşı “harpte/savaşta yer alacaklara” yardım edecektir. (Rûm 48. Ayrıca bak: Bakara 279; Mümin 51; Muhammed 7)
Bunda şüphe yok da… İngilizlerin yol göstericiliğinde ve İstiklal Mahkemeleri’nin desteğinde, bir çırpıda Hilafeti ve İslam Hukuku’nu ilga eden Batıcı kadroların batıllarında gösterdikleri bağlılığı Hak çizgide göstermek gerekir.
Bütün mesele bu bağlılığı gösterebilmekte. İnanın gerisi kolaydır, okuyalım:
“Bizim İslam ile belirlediğimiz yolumuzda Kur’an’ın öngördüğü kurallara göre yaşayarak cihad edenleri, başarıya ve cennete ulaştıran yollarımıza mutlaka ileteceğiz.
Unutmayın, Allah, İslamî kurallara uyarak görür gibi kendisine ibadet edenlerle beraberdir.” (Ankebût 69)
Muhterem Hocam,
BU SES YÜKSELİP YAYGINLAŞTIĞI AN HUZUR KAPISI AÇILMASI YAKLAŞTI DEMEKTİR
Vakit yakın mıdır, bilmem ama o yoldayız.
Ahmet Ziya İbrahimoğlu
Haklı Tespitler ve Gerçekçi Sınırlar
Ali Rıza Demircan Hocamızın faizin toplumsal maliyetleri, adaletsizliği, gelir dağılımındaki uçurumu derinleştirmesi ve ekonomik dengesizliklere yol açması hususundaki eleştirileri, ekonomi ve ahlâk ekseninde son derece haklı ve kıymetli tespitlerdir. Nitekim faiz odaklı küresel finans sisteminin ürettiği krizler ve borç sarmalı, bugün sadece İslâm iktisatçıları tarafından değil, alternatif ekonomi modellerini savunan pek çok kesim tarafından da yüksek sesle eleştirilmektedir. Ancak yazının önerdiği çözüm ve beklenti kısmı, Türkiye’nin ve dünyanın içinden geçtiği siyasî, hukukî ve küresel gerçeklikle ne ölçüde örtüşmektedir? Bu noktada yazıyı şu fikrî süzgeçten geçirmek gerekir:
1. Siyasi Kimlik ve Pratik Arasındaki Açı
R.T. Erdoğan’ın kişiliği, geçmişteki siyasi çizgisi (Millî Görüş geleneğinden gelmesi) ve muhafazakâr-demokrat kimliği, tabanda zaman zaman köklü bir ekonomik dönüşüm beklentisi oluşturmuş olabilir. Nitekim geçmişte iktidar tarafından atılan bazı simgesel ve tarihî adımlar (Ayasofya’nın ibadete açılması, kamuda başörtüsü yasağının kaldırılması gibi) bu beklentileri güçlendirmiştir. Ancak bu adımlar, kültürel, dinî ve kamusal alandaki kimlik taleplerinin karşılanması bağlamında hayata geçirilmiştir. Buna karşılık, modern küresel finans sistemiyle tamamen entegre olmuş, dış ticaret, küresel tedarik zincirleri, uluslararası borçlanma ve sermaye hareketlerine bağımlı bir ekonomide “faizsiz yeni bir model” inşa etmek, salt siyasî bir iradeden çok daha fazlasını gerektirir.
2. Niyet ve Zamanlama Meselesi
Eğer iktidarın veya Sayın Erdoğan’ın İslâm iktisat kurallarına uygun yepyeni bir ekonomik model oluşturma gibi bir niyeti veya hazırlığı olmuş olsaydı, bu vizyon en geç Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi’ne geçiş sürecinde veya tek yetki ve imkânların merkezîleştiği dönemlerde somutlaşabilirdi. Ancak pratikte tam tersi bir evre yaşanmış; küresel kapitalist piyasa mekanizmalarıyla bağlar koparılmamış, aksine zaman zaman faiz politikalarında yapılan sert denemeler (örneğin “nas” vurgusuyla yürütülen düşük faiz politikası deneyimi) enflasyon ve kur krizleri gibi ağır ekonomik maliyetler doğurmuştur. Bu tecrübe bile, mevcut küresel ve dâhili şartlarda bu sistemin operasyonel olarak ne kadar zor ve yıpratıcı olduğunu göstermiştir.
3. Siyasî İrade ve Meclis Gerçekliği
Yazıda TBMM’nin ve iktidar partisi (AKP) içindeki kadroların bu konuda öncülük etmesi beklenmektedir. Oysa bırakın muhalefeti, iktidar partisinin kendi milletvekilleri ve bürokratik kadroları içerisinde dahî böyle radikal, “devrimci bir şahlanışla” küresel finans sistemini reddedecek bir zihnî altyapı, hazırlık veya siyasî cesaret maalesef mevcut değildir. Bugün ne Meclis’te ne de parti koridorlarında faizsiz tam bağımsız bir ekonomik modeli tasarlayıp uygulayabilecek donanımda ve iradede bir siyasî akım veya güçlü bir ilmî kadro görünmektedir.
Netice
Ali Rıza Demircan Hocamızın dile getirdiği endişeler ve idealist yaklaşım, dinî ve vicdanî açıdan son derece anlaşılırdır. İslâm inancına göre faizin konumu bellidir ve sistemin meydana getirdiği adaletsizlikler ortadadır. Ancak teori ile pratik arasındaki mesafe oldukça uzaktır. Mevcut küresel ekonomik düzene bağımlılık, yerli ve uluslararası sermaye dengeleri, bürokratik atalet ve siyasî aktörlerin tercihi göz önüne alındığında, bu dönüşümün ne iktidar ne de mevcut Meclis yapısı tarafından gerçekleştirilmesi pratikte mümkün görünmemektedir. İlâhî sorumluluk ve ahlâkî duruş yönünden yapılan hatırlatmalara katılmakla birlikte, toplumsal ve ekonomik dönüşümün yalnızca temennilerle değil, çok güçlü, İslâm’ın iktisadî ve sosyal sistemini iyi bilen donanımlı ve gerçekçi bir ilmî ve teknik kadro hazırlığı olmadan hayata geçirilemeyeceği de açık bir gerçektir. Prof. Dr. Ali Seyyar