
Gazetecilik, olup biteni aktarmaktan ibaret değildir. Asıl mesele, neyin haber yapıldığı kadar neyin görmezden gelindiği, kimin sesinin duyurulduğu kadar kimin susturulduğudur. Güçlülerin söylediklerini aktarmak kolaydır. Zor olan, güç karşısında da hakikate sadık kalabilmektir.
Gazetecilik, toplumun doğru bilgiye ulaşmasını, haksızlıkların ortaya çıkarılmasını ve kamu gücünün sorgulanmasını sağlayan önemli bir meslektir. Ancak bugün şu soruyu sormak gerekiyor: Gazeteci, gerçeği ortaya koymak için mi çalışıyor, yoksa insanların ne düşüneceğini belirlemek için gerçeğin yalnızca bir bölümünü mü gösteriyor?
Bir haberin yanlış olması için baştan sona uydurulmuş olması gerekmez. Gerçek bir olayın yalnızca işimize gelen bölümünü anlatmak, önemli ayrıntıları gizlemek veya bir tarafın iddialarını öne çıkarırken diğerini görmezden gelmek de hakikatin eksik anlaşılmasına yol açabilir.
Bazen gerçeği gizleyen, söylenen yalan değil; anlatılmayan doğrudur.
Objektiflik, her iddiaya eşit ölçüde inanmak veya haklıyla haksızı ayırt etmekten kaçınmak değildir. Asıl mesele; kanıtları araştırmak, iddiaları doğrulamak ve olayları bağlamından koparmadan değerlendirmektir.
Mazlumun yanında durmak, doğruluktan vazgeçmek anlamına gelmez. Ancak bir haksızlığı eleştirirken kendi tarafımızın yanlışlarını görmezden gelmek de adalet değildir. Gazetecinin gerçek sınavı, yalnızca karşı tarafın yanlışlarını ortaya çıkarmak değil, gerektiğinde kendi düşüncesine yakın olanları da eleştirebilmektir.
Objektiflik, haksızlık karşısında susmak değil; hüküm verirken adaletten ayrılmamaktır.

Gazeteciliğin en önemli sınavlarından biri, siyasi aidiyetler ve seçim hesapları karşısında ortaya çıkar. Bir haberin yayımlanması belirli bir partiyi zor durumda bırakabilir veya seçim döneminde siyasi sonuçlar doğurabilir. Ancak bu ihtimal, haberin gerçekliğini ortadan kaldırmaz.
Elbette gazeteci, görüntülerin bağlamını gözetmeli, bilgileri doğrulamalı ve yanıltıcı kullanıma karşı dikkatli olmalıdır. Fakat siyasi sonuç doğurabilir endişesiyle gerçek bir olayı kamuoyundan saklamak, gazetecilik sorumluluğuyla bağdaşmaz.
Gazetecinin görevi bir partiyi korumak veya diğerini zor durumda bırakmak değil, toplumun doğru bilgiye ulaşmasını sağlamaktır. Hangi parti olursa olsun, yanlış yanlıştır; doğru da doğrudur. Hakikat, siyasi yakınlığa veya kimin lehine sonuç doğuracağına göre değişmez.
Medya kuruluşları ekonomik ilişkilerden, siyasi baskılardan ve reklam gelirlerinden etkilenebilir. Bu etkiler, hangi haberlerin öne çıkarılacağını ve olayların nasıl sunulacağını belirleyebilir.
Gazze’de yaşananlar da uluslararası medyanın haber dili ve insani meselelere yaklaşımı üzerine önemli sorular doğuruyor. Bir tarafın acısı ayrıntılarıyla anlatılırken diğer tarafın yaşadıkları görmezden geliniyorsa haberin dili ve tercihleri sorgulanmalıdır.
Bir çocuğun hayatı, kimliğine veya inancına göre değer kazanmaz ya da kaybetmez. Gazetecilik, sivillerin yaşadıklarını belgelemeli, sorumluluk iddialarını kanıtlara dayanarak araştırmalı ve hiçbir tarafın propagandasını hakikatin yerine koymamalıdır.
Gazetecilik, yalnızca “Bu haber doğru mu?” diye değil, “Hangi bilgiler eksik, hangi sorular cevapsız kaldı?” diye de sormalıdır.
Mirat Haber‘in İslami yayın çizgisi; doğruluk, adalet, emanet ve kul hakkı ilkelerini esas almayı gerektirir. Bu yaklaşım, yalnızca Müslümanların yaşadığı haksızlıkları gündeme taşımakla sınırlı değildir. Bütün insanlara karşı adil olmayı, gerektiğinde Müslüman olduğunu söyleyen kişi ve kurumların yanlışlarını da sorgulamayı gerektirir.
Kur’an-ı Kerim’in Hucurât suresi 6. ayeti, haberin araştırılmasını; Nisâ suresi 135. ayeti ise insanın kendi aleyhine veya yakınlarının aleyhine bile olsa adaleti ayakta tutmasını öğütler.
Bu ilkeler gazetecilik için açık bir sorumluluk ortaya koyar: Haberi araştırmak, doğruyu söylemek ve adaletten ayrılmamak.
İslami perspektif, hakikatin yerine geçecek bir ayrıcalık değil, hakikati ararken sorumluluğu artıran bir ölçüdür. Mazlumun sesini duyurmak ve güçlüleri sorgulamak kadar, bütün iddiaları doğrulamak ve gerektiğinde kendi yanlışlarımızla yüzleşmek de bu anlayışın parçasıdır.
Sosyal medyada haberler saniyeler içinde milyonlara ulaşırken yanlış bilgiler de aynı hızla yayılabiliyor. Kaynağı belirsiz bir iddia veya bağlamından koparılmış bir görüntü kamuoyunu yanıltabiliyor.
Bu nedenle gazeteci, ilk yayımlayan olma telaşıyla değil, doğru bilgi sunma sorumluluğuyla hareket etmelidir. Hata yaptığında düzeltmekten kaçınmamalıdır. Çünkü güven, hatasız görünmekle değil, dürüst davranmakla kazanılır.
Gazetecilik, yalnızca bir meslek değil, topluma karşı taşınan büyük bir sorumluluktur. İtibarı, yüksek sesle konuşmasından değil, güvenilir bilgi sunmasından doğar.
Gazeteciliğin gerçek sınavı, güçlülerin söylediklerini aktarmak değil, güç karşısında da hakikate sadık kalabilmektir.
Biz bunun adına doğruluk diyoruz. Adalet diyoruz. Mesleki sorumluluk diyoruz.
Çünkü hakikat, kimin işine geldiğine göre değişmez. Adalet, kimin lehine olduğuna göre ölçülmez.
Hakikatin peşinde olmak, herkesi memnun etmeyi değil, doğruyu kanıtlarıyla ortaya koymayı gerektirir. Asıl mesele de budur.
İSLAMİ HABER “MİRAT”