
DERİN BAKIŞ | Mirat Haber
Azerbaycan’da okullardaki başörtüsü uygulamaları üzerinden başlayan tartışma, Türkiye’den gelen tepkiler ve sonrasında yaşanan hukuki gelişmelerle yeni bir boyut kazandı. Azerbaycan Başsavcılığının 19 Ekim 2026 tarihinde yaptığı açıklamada, Türkiye vatandaşı yedi kişi hakkında gıyabi tutuklama tedbiri uygulandığı ve uluslararası arama sürecinin başlatıldığı bildirildi.

Hakkında karar verildiği açıklanan isimler şunlar: Rıdvan Kaya, Zekeriya Ceran (Abdullah İmamoğlu adıyla tanınıyor), Fatih Tezcan, Ahmet Şanlı, Fahrettin Taşkaya Saral, Abdurrahman Tumer ve Alparslan Tanrıkulu.
Azerbaycan makamları bu kişilere yönelik suçlamalarını anayasal düzeni zorla değiştirmeye çağrı, dinî gerekçelerle nefret ve düşmanlığı körükleme ve dinî aşırılık içerikli materyallerin yayılması gibi başlıklarla açıkladı. Söz konusu suçlamaların henüz kesinleşmiş mahkûmiyet hükümleri olmadığını özellikle belirtmek gerekiyor.
Ancak meselenin dikkat çekici tarafı, bu kararların hangi siyasi atmosferde ve hangi gelişmelerin ardından gündeme geldiğidir.
Azerbaycan’daki başörtüsü uygulamalarına yönelik eleştiriler sürerken, eski Başbakan ve Türk Devletleri Teşkilatı Aksakallar Konseyi Başkanı Binali Yıldırım’ın 14 Ekim’de Azerbaycan medyası Manşet.az’a verdiği röportajda, Azerbaycan’ın iç işlerine müdahale edenlerin en ağır şekilde cezalandırılacağı yönündeki sözleri tartışma yarattı.
Bu açıklamanın ardından Türkiye’deki eleştiriler devam etti. 19 Ekim’de ise yedi Türkiye vatandaşı hakkında gıyabi tutuklama ve uluslararası arama sürecinin duyurulması, iki gelişme arasında bir bağlantı bulunup bulunmadığı sorusunu gündeme taşıdı.
Elbette yalnızca zamanlama üzerinden Binali Yıldırım’ın açıklamasının hukuki kararları doğrudan etkilediği sonucuna varılamaz. Böyle bir ilişkinin kanıtlanması için kararların tarihleri, soruşturmanın başlangıcı ve varsa resmî yazışmaların incelenmesi gerekir.
Asıl soru burada ortaya çıkıyor: Bir ülkedeki din ve eğitim politikalarına yönelik eleştiriler hangi noktada iç işlerine müdahale olarak değerlendiriliyor? Din ve vicdan özgürlüğü konusunda kaygılarını dile getiren insanların eleştirileri ile şiddete çağrı veya suç teşkil eden eylemler birbirinden ayrılmalı değil midir?
Azerbaycan’ın kendi hukuk düzenini koruma hakkı vardır. Fakat bu hak, ifade özgürlüğü ve din özgürlüğüne ilişkin eleştirilerin de somut, denetlenebilir hukuki gerekçelerle değerlendirilmesi gereğini ortadan kaldırmaz.
Mirat Haber olarak soruyoruz:
Binali Yıldırım’ın “en ağır şekilde cezalandırma” açıklaması ile başörtüsü uygulamalarını eleştiren yedi Türkiye vatandaşı hakkındaki kararlar arasında nasıl bir ilişki var? Bu kararların zamanlaması yalnızca bir tesadüf mü, yoksa kamuoyunun aydınlatılmasını gerektiren siyasi bir bağlantı mı söz konusu?
Bu soruların cevabı, ancak somut belgeler ve şeffaf bir hukuki süreçle ortaya konulabilir. Çünkü din ve vicdan özgürlüğü tartışmalarında da hukukun temel ilkesi değişmez: Suçlamalar kanıtlanmalı, adalet ise herkes için eşit uygulanmalıdır.
İSLAMİ HABER “MİRAT”