
İnsanlık tarih boyunca kutsal mekânlar inşa etti. Kimi zaman taşlardan, kimi zaman ahşaptan, kimi zaman da gönlündeki inançtan… Peki ya bugün? Modern insanın yeni mabetleri camdan, çelikten ve ışıl ışıl vitrinlerden mi ibaret?
Alışveriş merkezlerine bir bakın. Yüksek tavanlar, göz kamaştıran ışıklar, rengârenk vitrinler, dev markalar… İnsanlar akın akın içeri giriyor. Kimi ihtiyacını karşılamak, kimi vakit geçirmek, kimi de kendisini iyi hissetmek için. Fakat bir soru zihnimizi kurcalıyor: Biz mi alışveriş yapıyoruz, yoksa alışveriş tutkusu mu bizi yönetiyor?
Kapitalizm, yalnızca üretilen malların satıldığı bir ekonomik sistem değil; aynı zamanda arzuları sürekli yeniden üreten bir düzen. Dün sahip olduğumuz eşya bugün yetersiz, dünün modası bugün demode, dünün hayali yarının sıradanlığı oluveriyor. İnsan çalışıyor, kazanıyor, tüketiyor; ardından daha fazlasını satın alabilmek için yeniden çalışıyor.
Peki bu koşuşturmanın sonunda ne kalıyor? Daha dolu gardıroplar, daha pahalı telefonlar, daha gösterişli hayatlar… Ama daha huzurlu gönüller mi? İşte orası meçhul!
İroni şu ki insanlar huzuru ararken huzurlarını, mutluluğu ararken zamanlarını, zengin görünmeye çalışırken bazen hayatlarını tüketiyor. Vitrinler parlıyor, fakat insanın iç dünyası kararıyorsa burada durup düşünmek gerekmez mi?
İslam, mal sahibi olmayı değil, mala esir olmayı sorgular. Kur’an-ı Kerim, “Çoklukla övünmek sizi oyaladı” buyurur (Tekâsür, 102/1). Bu uyarı, insanın sahip olduklarıyla övünürken hayatın asıl gayesini unutmasına karşı güçlü bir ikazdır.
Elbette alışveriş yapmak günah, alışveriş merkezi de mabet değildir. Mesele, tüketimin hayatımızdaki yeridir. Bir ihtiyacı karşılamak başka, kimliğimizi satın aldıklarımız üzerinden inşa etmeye çalışmak başkadır.
Öyleyse soralım kendimize: Kıblemiz gerçekten vitrin mi oldu? Değerimizi markalarla, mutluluğumuzu etiketlerle, itibarımızı sahip olduklarımızla mı ölçüyoruz?
Unutmayalım: İnsan eşyanın sahibi olabilir; fakat eşyanın insanın kalbine hükmetmesi bambaşka bir meseledir.
Vitrinlerin ışığı gözümüzü kamaştırabilir. Ama gönlümüzün karanlığını hiçbir etiket aydınlatamaz.
İSLAMİ HABER “MİRAT”