
Bir toplumun geleceğini merak ediyorsanız yalnızca meydanlarına, meclislerine, fabrikalarına bakmayın. Bir de çocuklarının ne izlediğine, gençlerinin hangi karakterleri örnek aldığına, akşamları evlerinin salonunda hangi değerlerle karşı karşıya kaldığına bakın. Çünkü bazen bir toplumun yarını, farkına bile varılmadan ekranlardan şekillendirilir.

Netflix’te yaşanan üst düzey yönetim değişiklikleri ve işten çıkarmalar, dijital yayıncılık dünyasında yeni bir tartışmayı beraberinde getirdi. Şirketin yaklaşık bin çalışanını kapsayan işten çıkarma süreci ve içerik yönetimindeki değişiklikler, platformun geleceğine ilişkin soruları artırdı. Ancak bu gelişmelerin eşcinsel ve trans karakterlerin temsil edilmesine doğrudan tepki olarak gerçekleştiğini gösteren doğrulanmış bir kanıt bulunmuyor. Şirketin yaşadığı ticari sorunlarla içerik politikalarına yönelik toplumsal eleştirileri birbirine karıştırmamak gerekiyor.
Fakat burada asıl sormamız gereken soru başka: Netflix ve benzeri platformlar, evlerimizin içine taşıdıkları dünyayla hangi değerleri büyütüyor?
Bir zamanlar aileler televizyonun karşısına oturur, birlikte izledikleri programlar üzerine konuşur, çocuklarına doğruyu yanlıştan ayırmayı öğretirdi. Şimdi ise ekranlar küçüldü, odalar çoğaldı, herkes kendi dünyasına çekildi. Anne babanın haberi olmadan çocukların zihnine giren görüntüler, kimi zaman ailelerin anlatmakta zorlandığı meseleleri saatlerce işleyebiliyor.
Elbette bir yapımda farklı hayatların ve insanların bulunması tek başına bir tehlike değildir. Hiç kimsenin insanlık onuru hedef alınmamalıdır. Ancak bir yaşam biçiminin sürekli olumlanması, eleştirel değerlendirmeden uzak tutulması ve özellikle çocuklara tek doğru seçenekmiş gibi sunulması da sorgulanamaz değildir.
Mesele, bir karakterin ekranda bulunması değil; senaryonun neyi normalleştirdiği, neyi özendirdiği ve hangi değerleri arka plana ittiğidir.
Çünkü kültür, yalnızca kitaplarla, okullarla ve aile sohbetleriyle oluşmaz. Filmler, diziler, müzikler ve dijital platformlar da insanın düşüncelerini, arzularını ve hayata bakışını etkiler. Aynı mesajın tekrar tekrar sunulması, zamanla insanların alışkanlıklarını ve kabullerini değiştirebilir.
Aile, insanın ilk sığınağıdır. Çocuk sevgiyi, merhameti, sadakati, sorumluluğu ve mahremiyeti önce orada öğrenir. Aile zayıfladığında yalnızca bir evin içindeki bağlar değil, toplumun kuşaklar boyunca taşıdığı değerler de yara alabilir.
İslam’ın aileye verdiği önem buradan gelir. Rabbimiz, Tahrîm suresinin 6. ayetinde müminlere kendilerini ve ailelerini ateşten korumalarını emreder. Bu emir, aile sorumluluğunun yalnızca geçim sağlamakla bitmediğini; insanın sevdiklerinin manevi dünyasıyla da ilgilenmesi gerektiğini hatırlatır.
Peki, çocuklarımızın zihnini şekillendiren içeriklere karşı ne kadar dikkatliyiz? Onlara saatlerce ekran izleme imkânı sunarken neyle karşılaşacaklarını biliyor muyuz? Bir yapımın eğlenceli olması, onun değerler dünyamızla uyumlu olduğu anlamına gelir mi?
Bu soruları sormak sansür istemek veya insanları hedef göstermek değildir. Bu, ailelerin çocuklarını yetiştirme hakkını ve sorumluluğunu ciddiye almaktır.
Netflix‘in veya başka bir platformun bütün yapımlarını tek bir kalıba sokmak da doğru olmaz. Ancak kültürel ürünlerin toplumsal etkilerini tartışmak, aileyi korumaya yönelik kaygıları dile getirmek son derece meşrudur.
Netflix‘in yaşadığı ticari sıkıntılar, tek başına belirli bir içerik politikasının başarısızlığını kanıtlamaz. Fakat şu gerçeği değiştirmez: İzleyici, kendisine sunulan her içeriği kabul etmek zorunda değildir.
Aileler tercihlerini bilinçli yapabilir, çocuklarıyla izledikleri yapımlar hakkında konuşabilir ve kendi değerlerine uygun alternatifleri destekleyebilir. Yapımcılar da yalnızca izlenme sayısını değil, ortaya koydukları eserlerin insani ve toplumsal sonuçlarını düşünmelidir.
Bizim itirazımız insanlara değil; aile bağlarını zayıflatan, mahremiyeti değersizleştiren ve ahlaki sorumluluğu önemsizleştiren anlatılaradır.
Çünkü mesele yalnızca bu akşam hangi diziyi izleyeceğimiz değildir. Mesele, yarın çocuklarımızın nasıl bir dünyada yaşayacağıdır.
Unutmayalım: Bir evin duvarlarını ayakta tutan yalnızca beton değildir. O evi yuva yapan; sevgi, sadakat, merhamet ve ortak değerlerdir. Ekranlar evlerimize misafir olabilir ama ailemizin değerlerini belirleyen ev sahibi olmamalıdır.
İSLAMİ HABER “MİRAT”