islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
49,6918
EURO
55,7233
ALTIN
6.384,76
BIST
11.116,99
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Parçalı Bulutlu
18°C
İstanbul
18°C
Parçalı Bulutlu
Pazar Az Bulutlu
19°C
Pazartesi Çok Bulutlu
20°C
Salı Yağmurlu
16°C
Çarşamba Yağmurlu
15°C

KENDİMİZİ KURTARMAK

KENDİMİZİ KURTARMAK
A+
A-

KENDİMİZİ KURTARMAK

Nisâ Suresi’nin 93. ayetinde şöyle geçmektedir:

وَمَنْ يَقْتُلْ مُؤْمِنًا مُتَعَمِّدًا فَجَزَٓاؤُ۬هُ جَهَنَّمُ خَالِدًا ف۪يهَا وَغَضِبَ اللّٰهُ عَلَيْهِ وَلَعَنَهُ وَاَعَدَّ لَهُ عَذَابًا عَظ۪يمًا

“Bilerek mümin öldürenin cezası, içinde sonsuza kadar kalacağı cehennemdir. Allah ona öfkelenmiş, onu lanetlemiş, ona büyük azabı hazırlamıştır.”

Allah katında, Arş-ı Âlâ’da zaman, mekan kavramları geçerli değil. Yüce Allah ve O’nun izin verdikleri, zaman ve mekân kısıtlamalarına tabî değildir.

Zaman kavramı üst mertebede geçerli olmadığından, hepimizin nereye gideceği de zamandan bağımsız, çoktan belli. Bizim algıladığımız, yaptıklarımız, düşündüklerimiz, kararlarımız sonucu yargılanacağımız. Ancak tıpkı zaman gibi sebep sonuç da bir algı. 

Yaptıklarımızdan, düşüncelerimiz, kararlarımızdan dolayı oraya gitmiyoruz. Oraya gideceğimiz için yapıyor, düşünüyor, kendimizce karar veriyoruz. Bizim bu olaylar sırasındaki hissimiz, Allah rızasını arzu etmemiz, O’na sürekli bağlanmamız, ne tarafa gideceğimizin habercisi, belirleyicisi değil.

İnsanlar suçlarından dolayı cezalandırılmıyor. O cezaya uyacak şekilde suç işliyor. Planlayıp tuzak kurup bir Mümini öldüren Müslüman, zihnen zaten çoktan cehenneme girmiş biridir. Yalama olmuş kapakçıklardan oluşan o cani kalbin geri dönüşü olmaz. Nitekim ayete göre de yok, Beraat gecesi duayla, sadakayla geçmiyor. Mümin öldüren, öldürten için “game over”. Yine ortalarda dolaşır yine, hatta feri gitmiş gözlerine methiyeler de alabilir, ama yaşayan ölüdür, Cehennemin bekleme odasında eskimiş dergileri karıştırır.

Allah, Evvel olan ve Âhir olan, mutlak varlık. Zaman, zihnimizdeki algı. Bu, büyün gerçeklikte, bireysel olduğu kadar toplumsal boyutta da geçerli.

Yok olması mukadder topluluklar, Müslüman müseccel markasını hak etmeksizin serbestçe kullanıyor, gerek ictimâî gerekse ferdî olarak mahvına gideceği çok açık akılsızlıkları ardı ardına yapıyor, yazılmış yok oluş protokolünü harfiyen uyguluyor.

Dindar Türkiye toplumu da dâhil dünyadaki Müslümanların nicel büyümesine rağmen nitel yok oluşa gittiği açıkça görülen süreci de bunlardan. Kâbe Starbucks ümmeti, faizli bankalar, sahte İslami faizli bankalar, toplu taşımada yiyişen dindarlar, dövmeli cildiyle çarşaflı annesine eşlik edenler, mukaddes topraklarımızda kitlesel ekstazi partileri, gösterişli boş câmîler, eğitimin bütünüyle ihmali, Kuran’ın akıl ve mantık yapısının önemsenmemesi, Müminler bir araya gelince fikir değil falan kurumda kimi tanıyorsun sohbeti, beni kendi maddi ilerlemem ilgilendirir arkadaş zihniyeti, Allah’ın bize akledip, misal almamızı emrettiği emirlerini göz ardı etmek, 6284’lere boyun eğmek, kavmin, ümmetin tekebbüre, görgüsüz yeni elitlere teslimiyeti, toplumsal yok oluşa giden doğal ve kaçınılmaz bir yolun habercisi. Kuran’daki toplum analizleri de Sünnetullah da bunu açıkça gösteriyor.

Daha büyük boyutta da bu geçerli. Ülkeler, bütün İslam ümmeti, bir bütün olarak yok oluşa, hatta daha da korkuncu, sürekli köleliğe doğru ilerliyor. Kuran’da tasvir edilen ateşli cehennemin halkı olmaya doğru gidiyoruz. Hem de bunu cehennemi ekranlarda, gazetelerde göre göre. Dünyanın çivisi çıkmış ama ben hayattayken bana dokunmaz, onu bizim sıpalar düşünsün diyoruz. Dokununca da feryatlar ediyor, ahlaktan söz açıyoruz.

Bu iki milyarlık ümmetin tek tek kapısını çalarak gelen cehennemî mahvoluş bizim eserimiz: Kuran’ın toplumsal emirlerine uymak anlamına gelen “siyasi islamcı” lafından korkup suskun kalmak, Allah’ın ipine sarılıp bir olmamak için çocukça bahanelerin ardına sığınmak, bir beldede Müslümanlar katledilirken “10 yıl daha geçsin, güçlenelim, o zaman bakarız” bahanesiyle müdahale etmemek. Normal bir İslam ümmetindeki meydanlarda Gazze’ye, Yemen’e, İran’a gitmek için sıraya giren gençler olması gerekirken, ve de bir asır evvel bu böyleyken, kendi vatanını koruyacağı bile şüpheli bir gençliği imal eden bizleriz.

Bütün göstergeler yeryüzünün adeta Cennet ve Cehennem misali ikiye bölünüp, Yahudilerin ve giderek azaltacakları kullan-at müttefiklerinin hâkim olacakları, Müslümanlarınsa oyun ve eğlence için katledilip, işkence görüp aşağılanacağı, aşağılanmakta olduğu bir dünyaya işaret ediyor. Kurulan kontrol araçlarına, dijital denetime itiraz etmememizle bundan çıkış yolları da kapatılıyor. 

Bu toplumsal cehenneme giden adımlar bizlerin. Kuran’a uymamak, kendi ticaretinde zehir gibi zeki olup Allah yolunda küçük çocuk zihnine kaçmak, kolay sözde boykotlarla yetinmek, ya da İslam birliğini zedeleyeceği açık levyeleri makinaya atmak, “tuzum kuru” demek.

Oysa ne de kıymetli hayatı var! Sanat bilmez. Müzik bilmez. Güzelliklerden zevk almaz. Derinlik yok. Maneviyat yok. Çocuklar zaten haram lokmayla, hak etmediği parayla büyümüş, konuyla alakaları yok, “moruk camiye gidelim dedi, Amerika gezimi o çekecek, hayır diyemedim” havasında. Geriye kalan ise televizyonun kaç inç olduğu, yeni yazlığın taksidi, bacanağı kıskançlıktan çatlatmak. Bunlar için mi sattın ebedi hayatı? Bu yüzden mi için için kan ağlıyorsun?

Bu durumun devamıyla, çekirdek çıtlatarak seyrettiğimiz Tahran, Sana, Beyrut, Gazze’nin yaşadığı katliam ya bize de gelecek ya da düşman önünde diz çökeceğiz. Yarın şehirlerimiz bombalanırsa hiç “İslam dünyası nerede, bize ihanet etti” demeyelim.

Allah katında zaman yok. Sebep sonuç ilişkisi, önce-sonra yok. Allah yok edeceği toplumları yönetimdekilerin yolsuzlukları yoluyla yok ediyor. Onlar körleşiyor, deliriyor, önlemleri almıyor, şeriatı yani prosedürleri izlemiyor, kazalara, felaketlere, katliamlara yol açıyorlar. Toplumlar böyle çöküyor.

Çökme belirtileri gösteren bir toplumumuz var. Dua etmeli, fiili dua etmeli, durumu düzeltmek için gayret etmeliyiz. 

Yazıldıysa yazılı olanı kurtaramayız. Çabalayarak kendimizi kurtarabiliriz.

Prof. Dr. Kutluk Özgüven

Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.

Mirat Haber – YouTube

 

Yorumlar
  1. Cenk Cemil dedi ki:

    Acizane bizim görüşümüz de günümüzde msülümanların kendi gemisini kurtaran kaptandır diyorum.Elbetteki kendi gemisin dahi kurtrmaktan aciz olanalr bir başkasının gemisini de asla kuırtaramazlar ! Çünkü, günümüzdeki hadiseler öyle bir vakıaya dönüştü ki, her neteye el atsan veya mudahil olsan insanı denzideki girdapalr gibi içine çekip götürüyor ! Bu sebeple, balık tutmak için denzie attığımız oltaya yakalanan bir balığı şayet kendi kayığımzıa çekemiyor ve bizi denize düşmeğe varacak derecede zorluyorsa, elbetteki misineyi bırakıp kendi hayatımızı kurtarmamız gerekir diyorum ! Nu gariptir ki, denzidibine düşüp, bir sürü ,nsan eti yiyici köpek balığuyla yüzdüğünün frkında olmayan ve başkalarını da denizin dibine davet eden bir sürü msülüman var günümüzde !..Allah herkese basiret nasib etsin ve ahirimizi de hayreylesin diyorum.

  2. Nazmi Uçkan dedi ki:

    Bir müminin başka bir mümini ödürdüğü görülmüştür,ancak,bir müminin,başka bir mümini,mümin olduğu için öldürmesi sözkonusu olamaz,………….bir mümini,mümin olduğu için,bir kafir öldürebilir,bunun için ebedi cehennemliktir.

  3. Nazmi Uçkan dedi ki:

    Prof.dr.kutluk özgüvenin,tesbitlerine katılıyor,hatta durum davada vahim diyorum.hocam,fiiller,isteme açısından kullara,yaratma açısından Allaha ait değilmi?yazıldıysa,kullar istediği için yazılmış,olmuyormu?ayrıca toplum çökerken bireysel kurtuluş nasıl olacak?