islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
49,8375
EURO
55,4361
ALTIN
6.479,42
BIST
11.165,44
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Çok Bulutlu
17°C
İstanbul
17°C
Çok Bulutlu
Perşembe Hafif Yağmurlu
17°C
Cuma Çok Bulutlu
16°C
Cumartesi Çok Bulutlu
17°C
Pazar Az Bulutlu
18°C

ÖLÇÜLER VE ANLAYIŞ OLARAK “ÇÖLE İNEN NUR”

ÖLÇÜLER VE ANLAYIŞ OLARAK “ÇÖLE İNEN NUR”

ÖLÇÜLER VE ANLAYIŞ OLARAK “ÇÖLE İNEN NUR”

— I —

Üstad Necip Fazıl’ın “gaye-eserim” ve “baş eserim” diyerek mühürlediği Çöle İnen Nur, alelâde bir kronoloji, sığ bir tarihçilik veya dış hatlarıyla dondurulmuş bir siyer kitabı değildir. Büyük Doğu diyalektiğinin nirengi noktasında eserin hakikati, ilmi tahkikin bittiği yerde başlayan vecdi idrakin, akaidleşmiş bir İslâmî estetiğin ve aklı akılla iptal eden mutlak teslimiyetin billurlaşmış heykeli olmasıdır.

Çöle İnen Nur, tefsir, hadis ve siyer kaynaklarının en eminlerinden devşirilmiş olmakla birlikte, -ifade aynen Üstad’a ait- muhtevasını kuru bir “akli teftiş, tespit ve ispat” gayretine teslim etmez. Üstad’ın ifadesiyle eser; ilmin içini ve dışını tahkik etmeye salahiyetli olmadığı o Mukaddes Kapı’ya, ancak “inanmış ve teslim olmuş sanat tavrıyla” sokulmanın abidesidir.

Sanatı sadece ve sadece “Allah’ı aramak, gaip perdesindeki işaretlerin mıknatısına tutulmak ve eşyanın takındığı duvakları birer birer kaldırmak” olarak tarif eden anlayış, boynunda Mutlak Hakikat’in kementini sezmiş ve o kapıda durmuştur. Eserin hakikati; ilmi malumatçılığın kuru kışrını yararak, hakikatlerin hakikatine “zevk’en idrak” ve vecd usulüyle sokulmaktır.

— II —

Eserde akla tanınan yegâne pay, aklın kendi çaresizliğini, yetersizliğini ve sınırını yine kendi idrakiyle kavraması, yani aklı akılla iptal etmesidir. Büyük Doğu tefekküründe akıl, mutlak hâkim ve ilâhlaştırılmış bir merci değil; sınırları çizilmiş, mahlûkî bir ölçü ve nisbet âletidir. Aklın en büyük ve nihaî fâtihliği, kendi kuvvetiyle kendi çaresizliğini kavraması, kendini kelepçeleyip Mutlak Hakikat’e teslim olmasıdır. Tarih boyunca mücerret aklı ilâhlaştıran felsefe mektepleri, doğruda değil bâtılda, tekte değil çokta bocalayıp bir çıldırma veya felç noktasına dayanmıştır.

20. asrın en büyük filozoflarından Bergson, aklın kifayetsizliğini yine akılcı metodlarla ispat edip aklı mat ettiğinde, kendisine “Sen bizi yine akılla yendin!” diyenlere şu muazzam cevabı vermiştir: “Demek ki aklın en büyük vazifesi, nihaî hamlesi ve en geniş nezaret ufku, kendi hiçliğini kavramak, kendi eliyle dize gelmek ve kendini ihraç etmektir!”

Dokuz yaşında riyazî kanunlar keşfeden marazî zekâ sahibi Pascal, aklın son hududundaki elektrik teline dokunduğunda çıldırma raddesine gelmiş ve “Bana filozofların anlattığı değil, haberini peygamberlerin getirdiği Allah gerek!” haykırışıyla aklı yırtıp atmıştır. Ancak bir rehberden (Sünnet ve Cemaat Ehli mürşidinden) mahrum olduğu için o gemiyi kaçırmış; akıl biçareliğinin acıklı örneği olarak ölmüştür.

Akıl hezeyanını kaba softalıkla değil, aklın en üstün kılıcıyla yıkan İmam-ı Gazalî Hazretleri, aklı akılla kavrayıp boğmuş ve şu hükme varmıştır:

“Aklı tükettim… Gördüm ki büyük sırrı kavramaya Peygamber’in ruh feyzine sığınmaktan, O’nun içinde erimekten ve teslim olmaktan başka çare yok… Öyle yaptım ve kurtuldum!”

Nitekim İslâmî itikadın ve idrakin zirvesi Hazret-i Ebu Bekir’in (r.a.) kâinatı titreten şu ölçüsüdür: “İdrakin aczini idrak etmektir ki idraktir!” Mîrac haberini duyduğunda “O mu söyledi? O söylediyse doğrudur!” diyerek aklın bütün pürüzlerini bir hamlede yakıp kül eden vecd usulüdür.

Çöle İnen Nur’da billurlaşan tayin edici sınır şudur: Mîrac gecesinde aklın en son kertesini temsil eden Hazret-i Cebrail, Sidret-ül Münteha’ya gelince durmuş ve “Bir adım daha atarsam yanarım!” demiştir. Peygamberler Peygamberi’nin “Buradan öteye nasıl geçilir?” sualine verilen cevap şudur: “Aşkla!” Aklın durduğu, mefluç ve kör olduğu o hizada, her vücut zerresine göz ve kanat hediye eden tepeden inme aşk yıldırımları başlar.

İslâm’da akıl düşmanlığı yoktur; kaba aklın gururunu yıkmak vardır. Akıl, Haşmetli Sır Kapısı’nda boyun büküp “Ben teslimim!” dediği andan itibaren, şeriat boyunduruğunda sahibine tekrar iade edilir. İşte o zaman adı “Selim Akıl” olur. Selim akıl, Şeriatı yegâne mîzan sayan; Şeriate köle, cihana sultan olan akıldır.

Akıl ve hürriyet bahsinde ham istiklâl iddiasındaki akıl budalalarının aksine, Çöle İnen Nur’un sunduğu diyalektiği şudur: Çöle İnen Nur, aklın ve nefsani istiklâl iddiasındaki kör benliğin ne kadar sefil ve aptal hale geldiğini gösteren bir teslimiyet meydanı açar. Üstad, Âlemlerin Efendisi’nin mukaddes eşiğinde hürriyeti şöyle mühürler:

“Vecdimin ateşi bana onları göstermez bile… Onlar gerçekten müstakildir, bense esirim! Ben senin esirinim! Ve benim için hürriyetin son kemâl haddi, hakikate esarettir. İnsan olarak hürriyetini bulmak isteyen, hakikate esir olsun!”

Modern dünyanın “hürriyet” adı altında pazarladığı maskaralık, nefsin ve nebatî güdülerin başıboşluğudur. Büyük Doğu ise hürriyetin adresini sımsıkı bir Hakikat disiplinine bağlar. Hürriyeti hakikatten koparıp gaye haline getirmek, insanı kendi nefsine ve heveslerine esir eder. İslâm dışı kaynaklardan türetilen veya aklın kendi başına bulduğunu iddia ettiği “doğru” kavramı, nisbetsiz ve köksüz bir yanılsamadır. Bir fikir, tutum veya hüküm; ancak ve ancak “O’nun getirdiği doğru” olduğu sürece ve O Mutlak Ölçü’ye bağlandığı nisbette geçerlilik kazanır. Hz. Ali’den nakledilen ve köklü İslâm geleneğinde sarsılmaz bir düstur hâline gelen anlayış, tam olarak budur:

“Hakikati söyleyene bakarak öğrenme; hakikati öğren, söyleyeni de öğrenirsin!”

Hakikat, şahıslara veya dışsal görünüşlere göre tartılamaz; aksine şahıslar ve beyanlar hakikatin mihenk taşıyla tartılır. Bu çerçevede “Bir günü bir gününe eş geçen aldanmıştır” ilkesi, donuk bir tekrara veya muhafazakâr bir statikliğe düşmeden, çağı ve eşyayı her an İslâm’ın ebedî yenilik ölçüsüyle yeniden fethetme hamlesidir.

Üstad Necip Fazıl’ın ifadesiyle; hastanende doktora, sınıfta hocaya, orduda komutana karşı hürriyet olamayacağı gibi, Mutlak Hakikat karşısında da “başıboş hürriyet” olamaz.

Hakikatsiz hürriyet, “eşek hürriyeti” veya kümes hayvanlarının başıboşluğudur. Sırf kendisi için hürriyet isteyen toplumlar, kendi nefislerinin esiri olmaktan kaçarken başkalarının ve küresel müstebitlerin kölesi olmaya mahkûmdur. Aklı akılla iptal edip aczini idrak ettirmek; aklı öldürmek değil, onu Mutlak Hakikat’in önünde diz çöktürerek İslâm’ın emrine vermektir. İnsan için en yüksek hürriyet, kendi çürük aklının ve nefsinin esaretinden sıyrılarak Allah ve Resulü’ne teslim olmak (Hakikate esir olmak) suretiyle ebedî mülke ve ebedî hürriyete kavuşmaktır. Çöle İnen Nur, baştan başa bu teslimiyetin ve yüksek vecdin kelâm harikasıdır. “Ölmeden önce ölünüz” tasavvufî düsturu, nefsi büsbütün yok etmek veya hayat alanından tamamen çekilmek anlamına gelmez. Bu sır; nefsi iğneli fıçıya sokarak hesaba çekmek, onun enerjisini dizginlemek ve potansiyelini ruhun emrine vererek ruha inkılâp ettirmektir.

— III —

Eserin “Sen olmasaydın, sen olmasaydın; âlemleri yaratmazdım!” kudsi kelâmının kılavuzluğunda ifade ettiği üzere; zaman, mekân, maddeler, manalar, yıldızlar ve mesafeler, bu en güzel Varlık Nuru etrafında halkalanmak ve O’nun yüzü suyu hürmetine yaratılmak üzere var edilmiştir. O, varlığın ilk ve son Nur’u, mahlûkun bittiği fakat Allah’ın başlamadığı o çetin sınır çizgisindeki “Ferdî Hikmet” mazharıdır. “Ferdî Hakikat”, mahlûkatın ulaştığı son kemâl sınırı, mücerret insan ehramının en yüksek noktası ve bütün kâinatın varlık sebebi olan Hakikat-i Muhammediyye’dir. İmam-ı Rabbânî ve Şeyh-i Ekber Muhyiddin-i Arabî Hazretleri’nin tecrit ufkuyla belirlediği üzere; Muhammedi Hakikat, Zât-ı İlâhî ile mahlûkî kabiliyetler arasında kusursuz bir “berzah” (geçit) mevkiindedir. Bütün peygamberlerin, velîlerin ve mahlûkatın gizli hakikatleri, O Ferdî Hakikat’in tecelligâhı etrafında secdeyi ve kemâlini bulur.

Topyekun varlık ve oluş hakikatini, kader ve irade muvazenesini, baştan sona zamanı kuşatan zamanüstü hikmeti şahsında toplayan tek ferd kimse, “Hakikat-i Ferdiyye” O’dur ve hakiki hürriyet de O’nda tecelli etmiştir. Gaye-İnsan’ın taşıdığı bu mutlakıyete nisbetle İslâm, zamanın yıpratamadığı, asırların eskitemediği yegâne **”Ebedî Yeni”**dir.

Batı karşısında eziklik duyup İslâm’ı reformist hezeyanlarla “asrın idrakine söyletmeye” çalışan sığ mukallitlerin aksine, Büyük Doğu diyalektiğinin bayraklaştırdığı düstur şudur: “İslâm idrakine söyletmelidir asrımızı!” İslâm’ın bünyesinde bir eksiklik veya bayatlama yoktur ki dışarıdan eklenti veya restorasyon yapılsın.

Güneşi karanlık gören gözün kendi körlüğünü güneşe atfetmesi gibi, İslâm’ı eskiyen bir şey sanmak da pörsümüş zihinlerin sapıklığıdır. Peygamberler Peygamberi’nin bu muazzam hadîsi, ebedî yeniliğin, duraksız arayışın, kesintisiz hamle ve inkılâp ruhunun kâinat çapındaki mîzanıdır. Dâva; İslâm’ı zamana göre dondurmak veya uydurmak değil, ebedî yeni olan İslâmî hakikatleri her an yeniden keşfetmek ve eşya ve hadiseleri o ebedî yeninin ışığında fethetmektir. Çapa atılmamış bir geminin fırtınalı denizde savrulması gibi, değişmez ve mutlak bir merkez (Ferdî Hakikat) olmadan yürütülen her yenilik iddiası, hüsranla ve bâtılla neticelenmeye mahkûm bir kafa anarşisidir. İnsan, Ferdî Hakikat’e (Allah ve Resulü’ne) kölece bağlandığı, O’nun emrine kul olduğu andan itibaren nefs esaretinden kurtulur ve namütenahi bir idrak hürriyetine kavuşur.

Çöle İnen Nur, geçmişte yaşanıp bitmiş tarihî bir siyer metni değil; zamana, mekâna ve bütün bir kâinata ebediyen hükmedecek Mutlak Ölçü’nün ve ebedî inkılâp bayrağının ta kendisidir.

Hasan Karademir

Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.

Mirat Haber – YouTube

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.