islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
49,9478
EURO
55,9404
ALTIN
6.451,64
BIST
11.165,44
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Yağmurlu
18°C
İstanbul
18°C
Yağmurlu
Cuma Çok Bulutlu
15°C
Cumartesi Az Bulutlu
17°C
Pazar Hafif Yağmurlu
18°C
Pazartesi Hafif Yağmurlu
20°C

ASKERÎ ZAFERDEN OTORİTER MEŞRUİYETE: EFLATUN’UN TİMOKRASİ TEORİSİ BAĞLAMINDA ERKEN CUMHURİYET VE AZERBAYCAN SİYASETİ

ASKERÎ ZAFERDEN OTORİTER MEŞRUİYETE: EFLATUN’UN TİMOKRASİ TEORİSİ BAĞLAMINDA ERKEN CUMHURİYET VE AZERBAYCAN SİYASETİ

ASKERÎ ZAFERDEN OTORİTER MEŞRUİYETE: EFLATUN’UN TİMOKRASİ TEORİSİ BAĞLAMINDA ERKEN CUMHURİYET VE AZERBAYCAN SİYASETİ

Felsefe tarihinin en köklü kırılma noktalarından biri, kişinin toplum içerisindeki konumunu, adaletin mahiyetini ve ideal bir siyasî organizasyonun inşasını ele alan teorik çabalardır. Bu bağlamda Antik Yunan felsefesinin kurucu ismi Platon (Eflatun) (MÖ 427–347), geliştirdiği devlet kuramıyla Doğu ve Batı düşünce dünyasını derinden etkilemiştir.

Atina’da aristokrat bir ailede doğan Eflatun’un fikrî evreni, hocası Sokrates’in (MÖ 469–399) Atina mahkemesince haksız yere idama mahkûm edilmesiyle sarsılmıştır. Bu trajik olay, onun demokratik sistemlere karşı köklü bir güvensizlik duymasına ve adaleti arayan felsefî bir manifesto kaleme almasına yol açmıştır.

Eflatun, MÖ 387’de Batı’nın ilk yükseköğretim kurumu niteliğindeki Akademi’yi kurmuş; devlet idaresinin ancak felsefî bir temele oturtulmasıyla kurtulabileceğini savunmuştur. Onun bu teorik mirası yüzyıllar sonra İslâm medeniyet havzasında yeniden üretilmiş; Müslüman filozoflarca vahiy ve İslâm siyaset gelenekleriyle harmanlanarak, muazzam bir şerh ve sentez literatürüne dönüştürülmüştür.

Sokrates’in Etkisi ve İdeal Devlet Tasarımı

Sokrates’in idamı, Eflatun’u “Bir devlet, en iyi evlatlarını katletmeden nasıl daha âdil kılınabilir?” sorusuna yöneltmiştir. Eflatun, adaletin hem fertte hem devlette ortak bir ilke olduğunu savunur. Fertte ruhun üç parçası (akıl, irade ve arzular) dengede durup akıl yönetimi ele aldığında adalet tesis edilir. Devlete uyarlandığında ise meşhur ilkesi ortaya çıkar: “Filozoflar kral (devlet adamı) veya krallar filozof olmadıkça, devletler ve insanlık için acıların sonu gelmeyecektir.”

Ruhun üç yönüne paralel olarak toplumu “Yöneticiler/Bilgeler”, “Muhafızlar/Askerler” ve “Çalışanlar” şeklinde üçe ayıran Eflatun; her sınıfın kendi erdemine (bilgelik, cesaret, ölçülülük) uygun yaşamasını adalet olarak tanımlar. Ancak bu ideal yapının (Aristokrasi) zamanla bozularak, sırasıyla Timokrasi, Oligarşi, Demokrasi ve Tiranlığa (zulme) dönüşeceğini öngörür.

Yunanca timē (onur, şöhret, itibar) ve kratos (yönetim) kelimelerinden türeyen Timokrasi; siyasî gücün erdem veya bilgelikten ziyade şan, askerî başarı ve toplumsal prestije dayandığı rejimdir. Eflatun’a göre Timokraside devleti filozoflar (bilge insanlar) değil, savaşçı idareciler yönetir; hikmetin yerini askerî zaferler ve ardından siyasî hırslar alır. Zamanla bu itibar hırsı, zenginlik tutkusuna dönüşerek rejimi oligarşiye sürükler.

Kemalist Cumhuriyet ve “Müdebbir” Elit Kadro

Erken Dönem Cumhuriyet tarihi ve Kemalist rejimin kurumsallaşması, timokratik unsurlar ve otoriterleşme eğilimleri bakımından zengin bir analiz zemini sunar. Eflatun’un timokrasi kavrayışındaki “savaşçı elitin ön plana çıkması”, “askerî zaferlerden meşruiyet devşirilmesi” ve “karizma odaklı güç konsolidasyonu” ilkeleri, Erken Cumhuriyet dönemiyle açık bir paralellik taşır. Bu kesit üç temel boyutta değerlendirilebilir:

  1. Askerî-Bürokratik Elit ve Timokratik Meşruiyet: Platonik anlamda timokrasi, yönetici sınıfın teorik hikmetten ziyade askerî başarı ve şan üzerinden iktidarını meşrulaştırmasıdır. Mustafa Kemal Paşa liderliğindeki kurucu kadronun (mutat zevat) büyük çoğunluğu, Osmanlı döneminde Trablusgarp, Çanakkale ve Kurtuluş Savaşı cephelerinde yeteneğini ispatlamış asker-siyasilerdir. İktidarın temel meşruiyet zemini, cephedeki zaferlerdir. Siyasî pozisyonlar ve kamusal itibar, savaş meydanlarındaki yararlılıklarla orantılı hâle gelmiştir. Bu durum, Eflatun’un “savaşçı/koruyucu” sınıfının siyasî alanın merkezine yerleşmesiyle örtüşür.
  2. Tek Parti Rejimi ve Otoriterleşme Dinamikleri: Millî Mücadele’nin ardından bu askerî birliktelik ve timokratik itibar, siyasî alanın tek merkezden dönüştürülmesine tahvil edilmiştir. 1924’te kurulan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası (TCF) tecrübesi, kurucu kadro içindeki fikir ayrılıklarının (Kâzım Karabekir, Ali Fuat Cebesoy, Rauf Orbay vb.) su yüzüne çıktığı kırılma noktasıdır. Şeyh Sait İsyanı sonrası çıkarılan Takrir-i Sükûn Kanunu (1925), İstiklal Mahkemeleri ve Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın (1930) kapatılması gibi gelişmeler, muhalefeti tasfiye ederek, rejimi vesayetçi ve otoriter bir hatta oturtmuştur.
  3. İdeoloji ve Toplum Mühendisliği: Eflatun’un “toplumun tek bir erdem ve disiplin hattında eğitilmesi” fikri, Kemalist modernleşmede jakobenvari toplum mühendisliği şeklinde tezahür etmiştir. Rejim, devleti yöneten “müdebbir kadronun” doğruyu bildiği varsayımından hareketle eğitimi, sanatı ve kamusal hayatı devlet eliyle şekillendirmeyi hedeflemiştir.

Söz konusu “müdebbir kadro“; kendisini devletin ve toplumun aklı, koruyucusu ve yegâne planlayıcısı olarak gören sevk ve idare edici kurucu elittir. Bu anlayış, Eflatun‘un Politeia’sındaki “Filozof Krallar” veya devleti idare eden bilgeler sınıfına karşılık gelir. Eflatun’a göre kitleler, arzularının esiri olmaya meyilli olduğundan, devleti ancak işin sonunu gören basiretli (müdebbir) yöneticiler idare etmelidir. Erken Cumhuriyet bağlamında ise bu yaklaşım, devrimleri halkın rızasından ziyade kendi “aydınlanmış akıllarına ve tedbirlerine” dayanarak, hayata geçiren seçkinci (“Halka rağmen halk için”) mantıkla birebir örtüşür. Ne var ki Cumhuriyetin kurucu kadronun ekseriyeti, “Filozof Krallar“dan ziyade kendini imtiyazlı gören “Cahil Zevattan” oluşmaktaydı.

Karabağ Zaferi ve Aliyev’in Timokratik Sıçraması

Bu tarihî ve felsefî sürekliliğin en güncel ve somut tezahürlerinden biri, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in şahsında görülmektedir. Otuz yılı aşkın süredir devam eden Karabağ işgalinin askerî bir hamleyle (2020 İkinci Karabağ Savaşı ve sonrasındaki operasyonlarla) sonlandırılması, Aliyev’e sadece coğrafî bir zafer değil, aynı zamanda sarsılmaz bir “timokratik meşruiyet” kazandırmıştır. Eflatun’un timokrasi tanımındaki “askerî başarı ve şandan beslenen siyasî kudret“, bugün Aliyev’in ellerinde güçlü bir egemenlik sermayesine dönüşmüştür.

Cephede elde edilen bu büyük zaferin sağladığı ulusal prestij ve karizma, liderin içerideki muhalefet alanını daraltmasına ve ideolojik/toplumsal dönüşümleri (örneğin kamusal alanda ve okullarda başörtüsü yasağı gibi laikçi müdahaleleri) hızla hayata geçirmesine zemin hazırlamıştır. Öyle ki, bu timokratik güç konsolidasyonu sayesinde Aliyev, dış politikada (özellikle Türkiye gibi müttefik ülkelerden gelen yapıcı eleştirilere dahî) son derece sert, öz güvenli ve tavizsiz bir diplomatik duruş sergileyebilmektedir. Bu durum, askerî zaferlerin modern siyasette liderlere nasıl mutlak bir otorite ve manevra alanı bahşettiğinin yaşayan en net delilidir.

Nihaî Değerlendirme

Siyasî tarih açısından Erken Cumhuriyet dönemi; zayıflamış bir imparatorluğun enkazından Batı tarzında bir devlet çıkarırken, askerî zaferlerin Mustafa Kemal Paşaya getirdiği sarsılmaz prestij (timokrasi) üzerine kurulu tek partili bir model sunar. Komutan kadrosunun siyasî alanı domine etmesi, klâsik felsefedeki “militarist-timokratik yapının vesayetçi devlete dönüşmesi” analizine somut bir örnektir.

Bu timokratik meşruiyet modeli tarihî bir kesitle sınırlı kalmayıp günümüzde de varlığını sürdürmektedir. Nitekim Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in Karabağ Zaferi ile elde ettiği muazzam askerî itibar, rejime güçlü bir timokratik meşruiyet kazandırmıştır. Aliyev, bu zaferin sağladığı güç konsolidasyonu sayesinde, okullardaki başörtüsü yasağı gibi seküler-otoriter adımları rahatlıkla atabilmiş; Türkiye’den gelen tepkilere dahî son derece sert ve öz güvenli cevaplar verebilmiştir.

Netice olarak gerek Erken Cumhuriyet tecrübesi gerekse günümüz Azerbaycan pratiği, Eflatun’un temel tespitini doğrulamaktadır: Felsefî hikmet yerine askerî zaferlerin getirdiği itibar üzerine kurulan iktidarlar, ne yazık ki zamanla kaçınılmaz olarak vesayetçi ve otoriter bir hatta kaymaktadır.

Prof. Dr. Ali Seyyar

Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.

Mirat Haber – YouTube

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.