
Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği seçimleri öncesinde diplomasi kulisleri hareketlenirken Bakü’den gelen son karar, Türkiye ile Azerbaycan arasındaki kardeşlik söylemlerinin Aliyev yönetimi nezdinde ne kadar pragmatik ve sığ bir araç haline getirildiğini bir kez daha gözler önüne serdi. Türkiye’nin tecrübeli diplomat Feridun Sinirlioğlu’nu aday göstermeye hazırlandığı bir dönemde, İlham Aliyev yönetiminin Birleşik Arap Emirlikleri’nin adayı Lana Nusseibeh’e destek verme kararı, Ankara’ya yönelik takınılan açık tavrın son halkası oldu.

Son dönemde atılan diplomatik ve siyasi adımlar incelendiğinde, Bakü yönetiminin Türkiye’ye karşı stratejik bir vizyonla değil, dönemsel ve savurgan bir tutumla hareket ettiği açıkça görülmektedir. Türk Devletleri Teşkilatı’nın kritik zirvelerine katılımın aksatılması veya temsiliyetin alt düzeyde tutulması, birlik ruhuna vurulmuş açık bir darbedir. Türkiye’nin uluslararası arenada ağırlığını koymaya çalıştığı her noktada Aliyev yönetimi, Ankara’nın ekseninden uzaklaşmayı bir bağımsızlık gösterisi sanarak Türkiye karşıtı blokların ekmeğine yağ sürmektedir. Yıllardır kullanılan “Tek millet, iki devlet” sloganı, Aliyev yönetimi için yalnızca kendi iktidarını konsolide etmeye yarayan bir araçtan ibaret kalmıştır. İç siyasette ve sıkışılan her anda Türkiye’nin gücüne sığınan Bakü, küresel arenada Türkiye’nin haklı davalarını ve adaylıklarını pas geçmekte hiç tereddüt etmemektedir.
Aliyev yönetiminin en büyük stratejik körlüğü, Türkiye’nin tarihsel ve askeri hâmiliğini göz ardı ederek, İsrail başta olmak üzere Türkiye karşıtı güç odaklarıyla kurduğu dengesiz ilişkilerde yatmaktadır. Bölgesel denklemde İsrail ve diğer aktörlerin geçici diplomatik veya askeri jestlerine güvenerek Türkiye’ye karşı cephe almak ya da Ankara’yı pasifize etmeye çalışmak basiret eksikliğinden başka bir şey değildir. Geçici ittifaklar ve bölgesel konjonktörler değiştiğinde Bakü’nün yanında duracak yegane güç yine Türkiye iken, Ankara’yı sırtından bıçaklayan bu tarz hamleler tam anlamıyla bir siyasi akılsızlıktır.
Tarih, stratejik derinliği olmayan ve öz kardeşine sırtını dönüp geçici küresel aktörlerin merhametine sığınan yönetimlerin hazin sonlarıyla doludur. Aliyev yönetiminin sergilediği bu Türkiye düşmanlığı ve fırsatçı yaklaşım, öncelikle Azerbaycan halkının Türk milletine olan sarsılmaz sevgisine yapılmış bir ihanettir. Azerbaycan halkının samimiyeti ile Aliyev sarayının soğuk ve hesapçı diplomasisi arasındaki uçurum her geçen gün büyümektedir. İsrail veya Körfez ülkelerinin konjonktürel çıkarları bittiğinde Bakü yönetimi uluslararası arenada yapayalnız kalacaktır. Türkiye gibi bölgesel ve küresel bir gücün desteğini heba eden bir Bakü, orta ve uzun vadede hem Kafkasya’da hem de küresel siyasette marjinalleşmeye mahkumdur. Günün sonunda, kısa vadeli siyasi hesaplarla Türkiye’ye dirsek çeviren İlham Aliyev yönetimi Azerbaycan’ın geleceğini tehlikeye atmakta ve bu diplomasizliğin tek kaybedeni bizzat Aliyev liderliğindeki Azerbaycan olacaktır.
İslami Haber ”MİRAT” – YouTube