islami haberortadoğu haberlerimirat analizmirat tv
DOLAR
16,0829
EURO
17,2642
ALTIN
963,82
BIST
2.376,48
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Açık
26°C
İstanbul
26°C
Açık
Çarşamba Açık
26°C
Perşembe Az Bulutlu
24°C
Cuma Az Bulutlu
25°C
Cumartesi Az Bulutlu
26°C

Adam gibi adam olmak, kulluktadır

Adam gibi adam olmak, kulluktadır
11.02.2021
A+
A-

Prof. Dr. Ali Seyyar

Kur’an’da insanlığın atası olması sebebiyle “ebü’l-beşer” olarak anılan Hz. Âdem, topraktan yaratılmıştır (Âl-i İmrân: 59). Bütün insanlar, Hz. Âdem’in evlatlarıdır. Böyle buyurmaktadır Kur’ân:

“Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten (Hz. Âdem’den) yaratan ve ondan da eşini yaratan, ikisinden birçok erkek ve kadın üretip yayan rabbinize itaatsizlikten sakının. Adını anarak, birbirinizden dilek ve istekte bulunduğunuz Allah’a saygısızlıktan ve akrabalık haklarına riayetsizlikten de sakının. Şüphesiz Allah sizin üzerinizde gözetleyicidir.” (en-Nisâ: 1).

Sâbiî dilinde Âdem, adam (kul/insan) kelimesinin bir karşılığıdır. Ha keza hem İbrânîce’de, hem de Ahd-i Atîk’te adam, insan türü için kullanılan müşterek bir isimdir. Dolayısıyla adam (insan/kul), cinsiyete dayalı bir mana içermemektedir. Buna göre adam olmak, iyi insan, iyi bir kul olmak demektir. Sosyal hayatı ile manevî âlemi arasında bir çelişki yaşayamayan insan, adam gibi adamdır. Bir başka deyişle manevî hayatı ile bizatihi dünya hayatı benzeşmeyen kişi, adam olamaz. Çünkü adam gibi yaşama tarzı, maddî ve manevî hayatın tümünü kuşatan bir manaya karşılık gelir. Bu yönüyle manevî âlemle barışık olmayan bir kişi, sosyal çevresiyle de barışık olamaz ve adamlık vasfına sahip olamaz.

Adam, her halükârda her zaman ve her yerde iyi bir insandır. Ancak iyi bir insan, iyi bir Müslüman, gerçek bir mümin olabilir. Hakikî iman, bu bağlamda kemalatın bir başka adı olan adamlıktır. Adam, insan-ı kâmil rütbesine erişmiş bir şahsiyettir. Muhyiddin İbn Arabi’nin ifadesiyle eğer bir insan, adam ise, hayatın her alanında adamdır.“Kitabu’l-A’lam bi İşaratı Ehlil İlham” kitabında İbn Arabi “adamı”, “Allah’a secde ettiği zaman, ne dünyada, ne de ahirette bir daha başını kaldırmayan kimsedir.” olarak tanımlar. Secde, kulluk görevinin en önemli işaretidir.

Allah’a tam manasıyla kul olan bir Müslüman, adam gibi adamdır. Çünkü o, nefsini Nuh’un gemisi yaparak, her an kendini huzurda görerek, Hakka teslim olur. İki ayağı olduğu halde onlarla değil nefsine hâkim olarak kalbi ile yürür, kalbi ile feraset sahibi olur. “Adam, itidal sahibidir, vakitlere karşı onların getirdiklerine göre, mekâna karşı da onun gerektirdiğine göre muamele eder.” Adam, manevî görevlerini layıkıyla ifa ettiği gibi sosyal hayatta da adalete tam teslim olur, her varlığın Allah katındaki değerini bilir ve kim ne hak etti ise onu eksiksiz olarak verir.

Öyle ise “adam olmak” kişinin manevî terakki yolculuğunda ulaştığı bir mertebenin adıdır. Bu mertebeye ulaşmak, hem erkeğin, hem de kadının gayesi olmalıdır. Dolayısıyla “adam” sadece erkeğe mahsus bir anlam taşımadığı da ortadadır. Cinsiyetten bağımsız olarak kendini gösteren bir “adam”,  sebeplere tevessül etmeyen, tevekkül sahibi bir insandır. “Ademiyyet” olarak ifade edilen bu mertebeye ulaşamayan anne ve babaların, ailevî sorunlar yaşayacağı çoğu zaman kaçınılmaz olur. Dindar bildiğimiz ailelerde boşanmaların artması ve çocukların aile değerlerinden kopması, belki de “ademiyyet” şuurunun eksikliğinden kaynaklanmaktadır.

Halbuki örnek aile tipinin özelliklerini Peygamberimizin (sav) Hz. Hatice annemiz ile yaptığı ilk evlilikte görebiliriz. Peygamberimiz (sav), bu evlilikte ‘baba’ olmuş, Hz. Fatıma annemizi evlendirdikten sonra da ‘dede’ olmuştur. Peygamberimiz (sav) gerek baba, gerekse dede rolünü “insan-ı kâmil” anlayışı doğrultusunda en güzel bir şekilde ifade ettiği için, “ademiyyet” mertebesinin zirvesini temsil etmiştir. Kendi istidadına göre bu mertebeye ulaşmak için gayret göstermesi gereken bir Müslüman anne-baba da aile içi insanî münasebetlerini hikmet çerçevesinde şekillendirmesi gerekmektedir. Hikmet temelli yaklaşım, aile fertlerinin mizaçlarına yani esmalarına göre muamele etmek demektir.

Buradan yola çıkarak adam olmak ile hikmet sahibi olmak, anne-baba olmakla hikmet sahibi olmak, nine-dede olmakla hikmet sahibi olmak arasındaki manevî anlam, hayatın her alanında geçerli olması gereken bir akçedir. Zamanın hükmü, hikmetle hareket edebilmenin anahtarıdır.

Ezcümle hikmet sahibi olmak ve bu doğrultuda kulluk görevini şuurlu bir şekilde ifade etmek, adam olmanın bir gereğidir. Bunun için kişi, nefsine hükmetme istidadını gösterebilmelidir. Nefsine hükmeden akla, adamlık mertebesi verilir. Velhâsıl-ı kelâm, hayatın bütününü kader çizgisinde bir menzil olarak okuyabilen, tecellileri fark edebilen ve tecellilere göre kulluğunu ihlasla yapabilen kişi, adam gibi adamdır.

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.