
Adil Bir Dünya Mümkündür – 2
Devletin yapısı yeniden ele alınmalıdır.
Bakınız, bir devlet iki temel gücün sahibi olmalıdır: Paranın ve ordunun. Bugün geldiğimiz noktada, ne yazık ki devletimiz, paranın sahibi değildir. Çünkü Borca Dayalı Para Sistemi ile küresel finans elitlerin tahakkümü altına girmiş, özerk gibi görünen ama bu elitlerden bağımsız olmayan yapılar eliyle yönetilen bir para sistemi oluşmuştur.
Ordumuz ise elbette milletimizin gözbebeğidir. Ancak burada da bazı meseleleri yeniden değerlendirmemiz gerekir. Ordumuzun NATO ordusu olması geçmişte bir gereklilik olarak görülebilirdi. Fakat artık zaman değişmiştir. NATO’ya desteğimizin mahiyeti, kapsamı, hatta stratejisi yeniden tanımlanmalıdır.
Unutmayalım: Ordu sadece asker değildir; aynı zamanda savunma sanayi demektir! Bu alandaki yerlilik oranı daha da artırılmalı, dışa bağımlılıktan kurtulmalıdır.
Ve devletin temel görevi düzenlemek ve denetlemek olmalıdır. Ama bu düzenlemeler; yasakçı, kısıtlayıcı değil; hakları koruyucu ve adaleti sağlayıcı olmalıdır. Bu süreç, bilimin, ahlak ve etik değerlerin rehberliğinde, halkın temsilcilerinin denetiminde yürütülmelidir.
Yeni bir dünyanın inşasına giden yolda birleşmemiz gereken bazı temel ilkeler vardır.
Bakınız, biz köklü bir paradigma değişimi öneriyoruz. Mevcut düzenin ortaya çıkardığı sorunlar artık bu düzenin araçları ile çözülemez hâle gelmiştir. Öyleyse gelin, yeni değerlerle, sağlam ilkelerle geleceğimizi birlikte inşa edelim.
Bizim ilkelerimiz:
İşte biz bu ilkelerle, bu topraklarda yeniden barışın, refahın ve adaletin temellerini atabiliriz. Yüzlerce yıl birlikte yaşamayı başarmış halkların torunları olarak bunu yeniden başarmamak için hiçbir sebep yoktur. İrademiz var, hafızamız var, umudumuz var.
Yüzlerce yıl birlikte yaşamayı başarmış halkların torunları olarak, bu topraklarda yeniden barışın, refahın ve adaletin temellerini atabiliriz. Bunu yeniden başarmak için irademiz var, hafızamız var, umudumuz var.
Ancak bilinmelidir ki, böylesi bir dönüşüm ancak ehliyetli kadrolarla mümkündür.
Evet, sadakatli, dirayetli, ahlaklı, fedakâr kadrolarla… Taklitçi değil, üretken. Mandacı değil, milli. Rantiyeci değil, halktan yana.
Yüksek ahlak sahibi kadrolarla, israfın önlendiği, verimliliğin esas alındığı bir yönetim anlayışını her yere hâkim kılmalıyız.
Çünkü geleceği ancak adil, şeffaf ve sorumluluk sahibi bir irade inşa edebilir.
Değerli kardeşlerim,
Evet, ekonomide artık bir devrim zamanı gelmiştir.
Bu devrim, zamlarla, yeni vergilerle, daha fazla borçlanmayla yapılacak bir şey değildir. Tam aksine; zam yapmadan, borçlanmadan, milletin sırtına yeni yükler bindirmeden ekonomiyi yeniden ayağa kaldırmanın yollarını ortaya koymalıyız. Biz de onu yapıyoruz.
Bu bir hayal değildir. Bu bir ütopya değildir.
Bu; aklın, bilimin, adaletin ve inancın buluştuğu yeni bir modeldir. Uygulanabilir bir kalkınma vizyonudur.
Başlangıç olarak şunu çok açık bir şekilde ortaya koymak zorundayız:
Mevcut ekonomik sistem, yani Borca Dayalı Para Sistemi, artık yürümüyor. Bu sistem, bizi borçla yaşatıyor, borçla büyütüyor, borçla yönetiyor, borçla öldürüyor, borçları miras bırakıyor. Borç varsa para var, borç yoksa para da yok! Böyle bir anlayış sürdürülemez.
Bizim hedefimiz nettir: Adaletli bir bölüşüm ile birlikte üretimi ve refahı esas alan tabana dayalı bir reel ekonomi düzeni kurmaktır.
Ekonomik bağımsızlık, siyasi bağımsızlığın temelidir. Ve biz bu topraklarda, İstiklal Savaşı’nı sadece mermiyle değil, akılla, imanla ve alın teriyle kazanmış bir milletiz. İşte şimdi de aynı ruhla, aynı inançla, ekonomik bağımsızlık mücadelesi vereceğiz!
Değerli dostlarım,
Ekonomik bağımsızlık mümkündür!
Bu milletin özgürlüğü, Batı’nın finans zincirlerine bağlı değildir.
Bizim reçetelerimiz var. Bizim yolumuz var.
Kur’an-ı Kerim’in emek, adalet, ölçü ve mizan anlayışından beslenen, yerli ve üretime dayalı bir sistemle bu mücadele verilebilir.
Ve bu mücadelenin ilk adımı: Parayı yeniden tanımlamak, hak ölçüye kavuşturmaktır.
Biz, parayı yeniden tanımlamak zorundayız. Parayı bir ölçü birimi olarak kabul eden, kıymetini koruyan, üretime dayalı bir sistem kurmalıyız. Para bir amaç değil, üretimi ve adaleti sağlayacak bir araç olmalıdır.
Bu çerçevede bir “Para Otoritesi” kurulmalıdır.
Bu otoritenin iki temel görevi olacaktır:
Bu Para Otoritesi, para politikalarını iktisat politikalarıyla eşgüdümlü bir şekilde yürütecek. Yani iktisat bir yana, para bir yana gitmeyecek. Çünkü biz biliyoruz ki, ekonomi bütündür. Kaldı ki bu bütün, sadece teknik değil, aynı zamanda ahlaki bir tercihtir.
Bu sistem sayesinde;
📌 faiz sarmalından çıkacağız,
📌 sıcak paraya mahkûm olmayacağız,
📌 alın terini ve üretimi merkeze alan bir düzen kuracağız.
Bu bir sistem değişikliğidir. Bu, yıkmak değil; çürüyeni kaldırıp sağlamı inşa etmektir. Bu bir devrimdir.
(Devam edecek…)
Prof. Dr. Mete GÜNDOĞAN
YAZARIMIZIN DİĞER YAZILARINI OKUMAK İÇİN LÜTFEN BU LİNKİ ZİYARET EDİNİZ
İSLAMİ HABER “MİRAT”