
Bazı âyetlerde ‘kelime’nin; ilâhi hüküm, karar, söz anlamında geçtiğini görüyoruz.
Rabbimiz O bilinen Gün, hesap günü geldiği zaman kendisinin izin verdiğinden başkasının konuşamayacağını, dünyada yaptıklarının sonucu olarak bazılarının mutlu, bazılarının bedbaht olacağını beyan ediyor.
Bedbaht (şaki) olanlar cehennemliktir, orada sonsuza kadar kalacaklar.
Mutlu olanlar (saidler) ise cennette olacaklar. Onlar da orada sonsuza kadar kalacaklar. Bu da bitmez tükenmez ilahi lütuftur. Bedbaht olanları cehenneme dünyadayken taptıkları şeyler, yani uydurma tanrılara kulluk yapmaları sürüklemiştir. Bunda şüphe yoktur. (Hûd 11/105-109)
Bundan sonra Rabbimiz şöyle buyuruyor:
“Andolsun biz Musa’ya Kitab’ı verdik; fakat onda ihtilaf edildi.
Eğer Rabbinden bir söz (kelime) geçmemiş olsaydı, elbette onların arasında hüküm verilmişti (ve işleri de bitirilmişti).
Şüphesiz ki onlar (Mekkeliler) de Kur’an hakkında derin bir şüphe içindedirler.
Şüphesiz Rabbin, onların her birine yaptıklarının karşılığını tam olarak verecektir. Rabbin, onların yapmakta olduklarından haberdardır.” (Hûd 11/110-111)
“Eğer Rabbinden bir söz (kelime) geçmemiş olsaydı” cümlesindeki “bir kelime geçmemiş olsaydı” ifadesinden maksat nedir, nasıl anlamak gerekir?
Kur’an yorumcuları arasında bunun anlamı konusunda farklı görüşler var. Şöyle ki:
Bazılarına göre âyet Resulullah’ı (sav) teselli etmek içindir. Ona hitaben, eğer Allah’tan bir söz/hüküm (kelime) olmamış olsaydı Musa’nın kavmi veya senin kavminin kökünü kazıyacak kesin hüküm verilirdi.
Musa’nın kavmi nasıl kendilerine indirilen Tevrat hakkında şüphe, tereddüt, güvensizlik içinde idiyseler, Resulullah’ın kavmi Kureyşliler de Kur’an ve onun haber verdiği azap hakkında derin şüphe içinde idiler.
Ayetteki ‘mürib’; şüpheye düşüren demektir ki, bir kimsenin kuşku sâhibi olması, şüphe içinde bulunması hâlinde kullanılır. (Nesefî, Medâriku’l-Tenzîl, 2/86)
“Eğer Rabbinden bir söz gelmemiş olsaydı” ayetindeki “kelime-söz” şöyle açıklanabilir: Allah (st) bu konudaki düzelme durumunu bildiğinden ötürü onları kıyâmet gününe kadar erteleyeceğine dair hüküm vermiştir. Eğer bu karar olmamış olsaydı, mü’mini mükâfatlandırmak, kâfiri de cezalandırmak suretiyle aralarında hükmü daha bu dünyada vermiş olurdu.
Bu âyetle Mûsa’nın kitabı hakkında ihtilâfa düşenler arasında hüküm verilmiş olacağının kastedildiği de söylenmiştir. Çünkü onun kavminden bazıları ona inen kitabı tasdik etmiş, kimisi yalanlamıştı.
Bir diğer görüşe göre sanki şöyle söyleniyor: “Ey Elçi, senin davetinle ilgili anlaşmazlığa düşen bu kimseler hakkında, dünyada acilen cezalandırmakla hüküm verilmiş olurdu. Ancak bu ümmetin cezasının kıyâmet gününe kadar erteleneceğine dair ilâhî hüküm var.”
“Şüphesiz ki onlar da Kur’an hakkında derin bir şüphe içindedirler.” Eğer bunlardan maksat Mûsa’nın kavmi olduğu kabul edilirse mana şöyle olur: Mûsa’nın kavmi Tevrat hakkında şüphe içinde idiler. Şimdi de Kur’an hakkında şüphe içindedirler.” (Kurtûbî, el-Câmiu li-Ahkâmi’l-Kur’an, 1/1595)
Abdullah ibni Abbas’a nisbet edilen bir görüşe göre; eğer son ümmet hakkındaki karar kıyâmet gününe ertlenmese idi, Kur’an’ın yalanlamalarından dolayı Allah (st) Kureyş müşrikleri hakkında azap hükmünü derhal gerçekleştirirdi.
Taberi şöyle demiş: “Eğer Rabbinden halkına acele ile azap etmeyeceğine dair bir söz geçmiş olmasa idi, onlardan tasdik edenle etmeyen arasında etmeyenin helâkine, tasdik edenin de kurtuluşuna dair mutlaka hüküm verilirdi.” (İbnü’l-Cevzî, Zâdu’l-Mesîr, s: 673)
Şurası kesin ki Allah (st) Mûsa’ya (as) hak kitap olan Tevrat’ı inzal etti, verdik. Lakin onun ümmetinin bir kısmı onu tasdik etti, diğerleri ise onu yalanladılar. Bu da elbette Tevrat hakkında ihtilafa düşmektir.
Şayet Allah’ın; “günah işleyenlere hemen ceza vermeyeceği cezalandırmayacağı” vaadi daha önceden verilmiş olmasaydı, onların cezasını derhal verir, Tevrat’ı yalanlayanları helâk ederdi.
Onların soyundan gelen Resulullah dönemindeki Yahudiler de Kur’an hakkında da şüphe içinde idiler, yani onu tasdik etmediler.
Müfessirler bu âyet-i kerime’nin son bölümündeki: “Doğrusu onlar, kitaptan şüphe içindedirler” cümlesini bir kaç manada açıkladılar. Resulullah’a hitaben:
“Musa’nın kavmi, kendi kitapları olan Tevrat hakkında şüphe içindedirler”
veya “Musa’nın kavmi, sana inen Kur’an hakkında şüphe içindedirler”
veya “senin kavmin, sana inen Kur’an hakkında şüphe içindedirler”,
ya da; “Musa’nın kavmi yahut senin kavmin öldükten sonra dirilme hususunda şüphe içindedirler”
veya “Musa’nın kavmi veya senin kavmin, Allah’ın takdir ettiği şeyler hakkında şüphe içindedirler”,
ya da,”Musa’nın kavmi veya senin kavmin, cezalandırılma hakkında şüphe içindedirler.”
Bu açıklamalar nasıl olursa olsun, bu âyet Resulullah’ı teselli ve motive ediyor, destekliyor. Dolaylı olarak; ilâhi kitapları yalanlama, onlara muhalefet huyu sadece Kureyş müşriklerinin değil, daha önceki ümmetlerin de huyu imiş. (Taberî, İbni Cerir. Câmiu’l-Beyân, 7/120)
İşin şaşırtıcı tarafı şu ki Musa (as) uzun mücadeleler sonucu Allah’ın izniyle İsrailoğullarını Firavun zulmünden kurtardı. Allah (cc) Musa’ya Tevrat’ı inzâl etti, yani onun kavmine bu kitabı verdi. Ama onların bir kısmı bu ilâhi kitap hakkında şüpheye düştüler, aralarında ihtilaf çıktı. Oysa bu kitap, onlara ikram edilen nice lütuftan sonra indirilen başka bir lütuftu.
İsrailoğulları bu lütufları, ilâhi yardım ve başarıları gözleriyle görmüşler, Musa’nın peygamberliğini kabul etmişlerdi. Ama buna rağmen Tevrat inzâl olunca, ya da Musa (as) onun levhalar hâlinde Tûr’dan getirince ona hepsi toptan iman etmediler. Bir kısmı bunun hak olduğunu anlayıp iman etti, bir kısmı ise inanmadı. Tevrat’ın hak kitabı olduğuna dair aralarında ihtilaf meydana geldi.
Resulullah’a (sav) Kur’an inmeye başlayınca Kureyş kavminden çokları ona hemen inanmadılar. Hatta onunla mücadele etmeye başladılar. “Ona bir hazine indirilse ya”, “onunla bir melek dolaşsa ya” (Hûd 11/12), ya da “onu sen uyduruyorsun” (Nahl 16/101) diyerek inkâr ettiler. Kur’an Rasûlüllah’a onlara aldırmamasını tavsiye ediyor ve kendisinin Allah tarafından görevlendirilmiş bir uyarıcı (nezîr) olduğunu hatırlatıyordu.
Eğer, bir hikmetin gereği olarak Allah’ın (st) daha önce verilmiş bir hükmü, kararı (bir kelime) olmasaydı; hem Musa kavmine o zaman, hem Kur’an’a karşı çıkan Kureyş kavmine hak ettikleri ceza hükmü hemen uygulanırdı.
İnkârcılar Allah’ın bu hükmü konusunda da şüphe içindedir. Bunun gerçekleşeceğinden tam da emin değiller. Bunun belki de bir söylenti, peygamber olduğuna inanmadıkları Muhammed’in bir iddiası olduğuna inanıyorlardı.
Hûd Sûresi’nin başında 13. âyette geçtiği gibi; “Yoksa “Kur’an’ı kendisi uydurdu” mu diyorlar?”
Kur’an onlara cevap verdi: “De ki: “Eğer doğru söylüyorsanız Allah’tan başka çağırabildiğiniz herkesi yardıma çağırın da, siz de onun gibi uydurulmuş on sûre getirin!” (Hûd 11/14)
Bu elbette yapamadılar, yapamayacaklar. Demek ki yaptıkları bu iftiraya kendileri bile inanmıyorlardı. Belki de bu şüpheden dolayı içlerinde bir sıkıntı da vardı.
Ama şurası bir hakikat ki, her şeyi bilen Allah (st) herkesin -iyi kötü- yaptığının karşılığını verecek…
“Kim, (yalnız) dünya hayatını ve zinetini istemekte ise, işlerinin karşılığını orada onlara tam olarak veririz ve orada onlar hiçbir zarara uğratılmazlar.
Onlar, âhirette paylarına ateşten başka bir şey düşmeyen kimselerdir. Dünyada ürettikleri boşa gitmiştir; yapıp ettikleri de geçersizdir.” (Hûd 11/15-16. Bir benzeri; İsrâ 17/18-19)
Bu âyetler onların, yani Vahye inanmayan ve onunla, onun davetiyle kıyasıya mücadele eden, dünya hayatını zevk ve çıkarından başka kutsal tanımayan azgın kimselerin akıbetlerini haber veriyor. (Elmalılı, H. Y. Hak Dini Kur’an Dili (sad.), 5/16)
Mü’minleri de böyle olmaktan sakındırıyor.
AB, Ukraynayla Dron Anlaşması imzalandığını duyurdu hakkında son gelişmeler. AB, Ukrayna ile dron teknolojisi alanında…
Müzisyen Selçuk Küpçük, 15 Temmuzun müzik dünyasında bıraktığı etkileri anlattı hakkında son gelişmeler. Müzisyen Selçuk…
15 Temmuz şehitleri, darbe girişiminin 10. yılında anılıyor. Bu özel günde, hayatlarını kaybedenler anılacak.
Hafıza 15 Temmuz Müzesi, 2016 yılından bu yana yaklaşık 3 milyon ziyaretçiyi ağırladı. Müze, ziyaretçilerine…
Türk tiyatrosunun geçmişi ve bugünü Hece özel sayısında mercek altına alınıyor. Bu özel sayıda, tiyatronun…
İran'ın başkenti Tahran’daki İnkılap Meydanı’na tabutta yatan Trump afişi hakkında son gelişmeler. İran'ın başkenti Tahran'da…