
Ringlerin azılı ve disiplinli savaşçısı Muhammed Zubair, kazandığı büyük zaferin ardından gösterdiği bu örnek ve onurlu davranışla sadece bir sporcu olmadığını, aynı zamanda ahlakın ve erdemin de bir şampiyonu olduğunu kanıtladı. Maçın hemen ardından büyük bir sevinç yaşamak yerine ringde annesine yönelen ve onun ayaklarını öperek zaferini taçlandıran başarılı dövüşçü, izleyenlerin yüreğine dokunan unutulmaz bir an ortaya koydu.
İslam dininde anneye gösterilen saygı ve sevgi, inancın en temel ve hassas sütunlarından biridir. Kur’an-ı Kerim’de Allah’a ibadetten hemen sonra anne ve babaya iyi davranılması emredilmiş, Hz. Muhammed (s.a.v.) ise “Cennet annelerin ayakları altındadır” buyurarak annelik makamının ne denli yüce olduğunu vurgulamıştır.
Muhammed Zubai’nin ringin ortasında, zaferin getirdiği tüm gurur ve ihtişamı bir kenara bırakarak annesinin ayağını öpmesi, bu ilahi buyruğun ve derin kültürün yaşayan en güzel tezahürlerinden biridir. Bu hareket, gerçek gücün sadece fiziksel üstünlükten ibaret olmadığını; tevazu, vefa ve kadirşinaslıkla birleştiğinde bir insanın hakiki anlamda yüceleceğini gözler önüne serdi.
Ringlerdeki azmi, kararlılığı ve rakipsiz mücadele ruhuyla tanınan Muhammed Zubair, yeteneğiyle kısa sürede dövüş sanatları dünyasında adından söz ettirmeyi başarmış azimli bir sporcudur. Sadece sert yumrukları ve taktiksel zekasıyla değil, aynı zamanda ring dışındaki örnek duruşu, ahlakı ve ailesine duyduğu derin saygıyla da genç nesillere ilham olmaktadır. Kazandığı her başarıyı ailesinin dualarına borçlu olduğunu her fırsatta gösteren bu erdemli dövüşçü, şampiyonluk kemerlerinden çok daha değerli olan ahlaki mirasıyla kalpleri fethetmeye devam ediyor.
İslami Haber ”MİRAT” – YouTube
Haberde dışarıdan bakıldığında ne kadar “duygusal” ve “ahlâkî” bir olay olarak sunulmaya çalışılırsa çalışılsın, bu tür dövüş disiplinlerinin (kafes dövüşleri, sert kickbox gösterilerinin) insanî, vicdanî ve toplumsal boyutunu derinlemesine tahlil ettiğimizde madalyonun yüzü tamamen değişmektedir. Bu tür spor kisvesi altındaki şiddet gösterilerine ve gençler üzerindeki yıkıcı etkilerinden dolayı adeta kuralsız bir savaş sahnesi gibi ortaya çıkan kickboxa ben karşıyım. Şöyle ki;
– Sportif Değerden Uzak, Kuralsız Sokak Kavgası “Estetiği”: Gerçek anlamda spor; insan bedenini geliştiren, disipline eden, estetik, adalet ve sağlığı önceleyen bir mahiyete sahip olmalıdır. Oysa kafes dövüşü adı verilen bu yapılar; iki insanın kafes içerisinde birbirini vahşice hırpalamasını, kan akıtmasını, rakibini bilincini kaybedene kadar darp etmesini merkeze alır. Bu, modern hukukun ve insan onurunun kabul edemeyeceği, antik Roma’nın kolleseyumlarındaki gladyatör dövüşlerinin 21. yüzyıldaki dijital ve ticarî versiyonundan başka bir şey değildir.
– Şiddetin Meşrulaştırılması ve Gençliğe Kötü Örnek: Bir insanın anasının ayağını öpmesi çok asil ve manevî bir davranıştır; ancak bu erdemli hareket, o gencin içeride icra ettiği şiddet dolu, vahşî mesleğin meşruiyet örtüsü olamaz. Gençlerin bu tür figürleri rol model alması, hayatın en temel sorunlarının kaba kuvvetle, yumrukla ve şiddetle çözülebileceği algısını zihinlere kazımaktadır. Okullarda, sokaklarda artan akran zorbalığının ve şiddet sarmalının en büyük besin kaynaklarından biri, bu tür ekranlarda “kahraman”laştırılan bu tahrip edici sözde sporlardır.
– İslâm’ın Hayatı ve İnsanı Yücelten Nebevî Nazarıyla Çelişki: İslâm nazarında insan canı azizdir, dokunulmazdır ve onuru her şeyin üstündedir. Yüzün ve başın hedef alındığı, kalıcı beyin hasarlarının, sakatlıkların hatta ölümlerin sıradan bir “risk” olarak görüldüğü bu arenasal vahşetlerin İslâm’ın merhamet, adalet ve insana saygı ilkeleriyle bağdaşması mümkün değildir. “Cennet annelerin ayakları altındadır” hadis-i şerifinin manevî iklimini, anasının rızasını alan bir evladın kafes köşelerinde başkalarının çocuklarını kanlar içinde bırakmasıyla telif etmek, dinî kavramların ve değerlerin içini boşaltan modern bir ikiyüzlülüktür.
Özetle; ambalajı ne kadar “vefa” ve “annelik” masallarıyla süslenirse süslensin, şiddeti bir eğlence sektörü ve ticarî ranta dönüştüren bu yapıların karşısında durmak, hem insanî hem de ahlâkî bir sorumluluktur. Onun için bu yazıyı kaleme alma ihtiyacı duydum. İnşallah yayınlarsınız. (Prof. Dr. Ali Seyyar).