
✍️ Abdulalim Şeddâd
Avrupalılar, farklı etnik topluluklardan oluşan bir halktır. 2002 yılında Almanya’da yayımlanan bir araştırmaya göre bu etnik toplulukların sayısı yaklaşık 87’dir. Bunlardan 33’ü, yaşadıkları ülkelerde çoğunluğu oluşturan büyük topluluklardır. Başlıcaları şunlardır: Ruslar, Almanlar, Fransızlar, İngilizler, İtalyanlar, Ukraynalılar, İspanyollar ve Portekizliler.
Tüm bu toplulukları birleştiren ortak kültür, “Yahudi-Hristiyan mirası”na dayanmaktadır. Bu ifade günümüzde Batı dünyasında sıkça kullanılan bir kavramdır ve Yahudilerle Hristiyanlar arasında birleşik bir kimlik olduğu düşüncesini ifade eder.
Bu miras, Batı medeniyetinin temel taşlarından biridir. Zira Hristiyanlar, Tevrat’ı -kendi tabirleriyle “Eski Ahit”i- kutsal kabul ederler. Bu kitap, Hristiyanların kutsal kitabı olan İncil’in birinci bölümünü oluşturur. Gerçi tarih boyunca Yahudilerle Hristiyanlar arasındaki ilişki inişli çıkışlı olmuştur; fakat son asırlarda özellikle Amerika’daki Evanjelist hareketin yükselişiyle birlikte bu iki unsur arasında güçlü bir ittifak doğmuştur. Bu ittifak, Hristiyan Siyonizmi adı altında, dini saiklerle İsrail’in kurulmasını desteklemiş ve Protestanlık üzerinde Yahudi etkisi derinleşmiştir.
Avrupalıların kültürü, genel olarak iki temel üzerine bina edilmiştir:
1. Hristiyan dini,
2. Yunan-Roma medeniyeti.
Avrupalıları diğer dünya milletlerinden ayıran en bariz vasıf, öteden beri tabiatlarına sinmiş olan aşırı derecedeki katılıktır. Öyle ki, işkence ve öldürme onlar nezdinde bir tür eğlenceye dönüşmüştür.
Tarihten birkaç misal verelim:
1. Roma’daki Kolezyum, yani “ölüm arenası”, toplumun her kesimi için bir eğlence ve seyir mekanıydı. Kadın-erkek, çoluk-çocuk tüm aile fertleri oraya giderek, aç bırakılan aslanların, aralarına karıları ve çocuklarıyla birlikte atılan esirleri lime lime edişini kahkahalar eşliğinde izlerdi.
2. Esirler birbirleriyle dövüştürülür, dost dosta karşı kışkırtılır; kardeşin kardeşi, arkadaşın arkadaşını öldürmesi emredilirdi.
3. Ölüme kadar süren gladyatör dövüşleri, halkın en rağbet ettiği eğlence şekliydi.
4. İşte bu sebeple milyonların telef olduğu savaşlar Avrupalılar arasında sıradan bir vakıadır.
Tarihten bazı örnekler:
5. Otuz Yıl Savaşları’nda (1618–1648) 11 milyondan fazla insan katledilmiş, Almanya’nın nüfusu 20 milyondan 13 milyona düşmüştür. Erkek nüfustaki bu büyük azalma sebebiyle çok eşlilik mecburî hâle getirilmiştir.
6. Napolyon Savaşlarında 6 milyondan fazla insan ölmüştür.
7. İngiltere ile Fransa arasındaki Yedi Yıl Savaşı’nda (1756–1763) 14 milyondan fazla insan hayatını kaybetmiştir.
8. Rusya’daki iç savaşta 9 milyonun üzerinde insan ölmüştür.
9. Fransa’daki mezhep savaşlarında 4 milyon insan öldürülmüştür.
10. I. Dünya Savaşı, Avusturya ile Sırbistan arasında başlayıp tüm dünyaya yayıldı. Bu savaşta 20 milyondan fazla insan hayatını kaybetmiştir.
11. II. Dünya Savaşı, Almanya’nın Polonya’yı işgaliyle başladı. Bu savaşta yaklaşık 85 milyon insan ölmüştür.
Avrupa tarihindeki bu savaşlar ve katliamlar, burada zikredilemeyecek kadar çok ve dehşet vericidir. Öldürme ve işkence usulleri ise insan hayalinin alamayacağı bir vahşettedir:
• Demir taraklarla vücut parçalama,
• Testereyle beden biçme,
• Kemik ezme makineleri,
• Kor halindeki şişlerle dağlama,
• Diz ve çene sökme,
• Kadınların göğüslerini kökünden koparan “göğüs mengenesi”,
• Demir tabutlar,
• Her tarafı çivilerle kaplı Engizisyon sandalyesi…
İşte Avrupalılar bu canavarlıklarını sadece kendi topraklarında değil, dünyaya yayıldıklarında da sürdürmüşlerdir. Gittikleri her yere ölüm ve yıkım götürmüşlerdir.
1. Batıya Doğru Katliam: Amerika’nın Yerli Halklarının Yok Edilişi
Avrupalılar batıya, yani Amerika kıtasına yöneldiklerinde, akıl almaz, tarif edilemez vahşetlerle yerli halkı yer yüzünden silmişlerdir.
• Bunlardan biri de, çiçek, verem ve kolera mikroplarıyla bilerek bulaştırılmış yüzlerce battaniyeyi, “hediye” adı altında yerli halklara dağıtmalarıdır.
Böylece, neredeyse hiçbir savaş vermeden, milyonlarca insanı sadece bu mikrobiyolojik silahla yok etmişlerdir.
• Ayrıca, yerli halktan -kadın, erkek, çocuk ayrımı gözetmeksizin- başını getirene para ödülü koymuşlardır.
Bu durum, kıta genelinde baş avcılarının çoğalmasına yol açmış ve devasa sayılarda kafa toplanmasına sebep olmuştur.
Ardından, taşıması daha kolay olduğundan, bu uygulama yalnızca saç derisinin (deriyle birlikte kafa derisi) toplanması şeklinde devam etmiştir.
• Öyle ki, bazı avcılar, ayakkabılarının insan derisinden yapıldığını gururla anlatır hale gelmişlerdir.
• Hatta bu vahşet, daha da ileri götürülerek, “deri yüzme törenleri” düzenlenmeye başlamış; bu törenlere üst düzey Avrupalı yetkililer de katılmıştır.
Sonuç: Amerika’nın yerli halklarından 100 milyondan fazlası bu kıyımlar neticesinde katledilmiştir.
Böylece, Amerika’nın nüfus dokusu tümüyle değişmiş, yerli halk yok edilmiş ve yerlerine Avrupalılar yerleştirilmiştir.
Bugün:
• Kuzey ve Güney Amerika’daki tüm devletler Avrupalıların çeşitli soyları tarafından ele geçirilmiş durumdadır:
• Brezilyalılar: Portekizli ve İspanyol kökenli,
• Arjantinliler: İspanyol ve İtalyan kökenli,
• Güney Amerika’nın geneli: Ağırlıklı olarak İspanyol, bunun yanında özellikle Şili, Uruguay, Kolombiya, Venezuela gibi ülkelerde diğer Avrupa etnik unsurları da hâkimdir.
2. Afrika’nın Köleleştirilmesi ve Ticaret Metasına Dönüştürülmesi
Avrupalılar Afrika’ya yöneldiklerinde, orada da büyük bir vahşet sergileyerek, köleliği bir ticaret türüne çevirdiler; adeta sığır ticareti gibi…
• Bu ticaret bizzat Avrupa hükümetleri tarafından yürütülmekteydi.
Ticaretin kuralları onlar tarafından belirleniyor, köle ticaretine dair düzenlemeler bizzat devletler tarafından hazırlanıyor ve yürürlüğe konuyordu.
• Köle ticaretiyle uğraşan şirketlerin hisseleri, Avrupa borsalarında en yüksek kazancı sağlayan yatırım araçlarıydı.
• Bu ticaret özelleştirildikten sonra, özel şirketler devreye girdi ve Afrika’dan Avrupa’ya ve sömürgelere muazzam miktarda insan ihraç edilmeye başlandı.
Yalnızca Fransız şirketleri, her yıl 100.000’den fazla Afrikalıyı Amerika’daki Fransız kolonilerine göndermekteydi.
• Buna İspanyol, İngiliz, İtalyan, Alman ve Portekizli şirket ve tüccarları da eklendiğinde, Afrika’dan milyonlarca insan, hem Amerika kıtasına hem diğer kıtalara zorla götürüldü.
Ve bu korkunç düzen:
• Avrupa hükümetleri tarafından resmen ruhsatlandırılmış,
• Avrupalı halklar tarafından sermaye yatırımı yapılan ve
• hiçbir vicdanî kaygı duyulmadan meşru kabul edilen bir uygulamaydı.
Sonuç olarak:
Avrupalıların Amerika’da yerli halklara, Afrika’da ise milyonlarca siyahîye yaptıkları, medeniyet değil; sistematik bir soykırım ve insanlık suçu tarihidir.
3. Asya’da Yaşanan İbretlik Vahşet: Uyuşturucu Savaşları ve Çin’in Tahribi
Avrupalılar Asya’da öyle hayret verici bir cinayet irtikâp ettiler ki, tarih bu rezaleti utançla kaydetmiştir:
Avrupa hükümetleri uyuşturucu ticareti yapıyorlardı!
• İngiltere, ilk uyuşturucu sevkiyatını Çin’e 1781 yılında gönderdi.
• Bu zehirin yayılmasıyla birlikte Çin toplumunda bağımlılık belirtileri ve sosyal çöküntü baş göstermeye başladı.
• Durumu fark eden Çin İmparatoru, ilk yasağı ilan ederek uyuşturucu ithalatını yasakladı.
Ancak bu meşru müdafaa karşısında Avrupa:
• İngiltere ve Fransa, savaş gemilerini ve askerlerini Çin’e göndererek bu yasağı kırmak ve Çin’i zorla uyuşturucuya mahkûm etmek üzere saldırıya geçti.
• Çin’i mağlup ederek başkent Pekin’e girdiler ve kendilerine boyun eğdirdiler.
Böylece Çin, 1858 yılında “Tientsin Antlaşması” olarak bilinen bir antlaşmayı imzalamaya zorlandı.
Bu antlaşma ile:
• Özellikle afyon, ithalatı serbest bırakılmış mallar listesine alındı.
• Çin, ayrıca Hristiyanlığın yayılmasına izin vermekle de yükümlü kılındı.
• Bu dayatmalar neticesinde, 1850 yılında yalnızca 2 milyon olan afyon bağımlısı sayısı, 1878’e gelindiğinde 120 milyona ulaştı.
Bu zalimce antlaşma, 1911 yılına kadar yürürlükte kaldı.
Medeniyet Kılıfındaki Vahşet
Bu anlatılanlar, aslında insan doğasının en karanlık, en vahşi yönünün kısa bir özetidir.
• Öyle ki, cahillikle suçlanan ilkel toplumların dahi işlemekten çekindiği cinayetleri,
• Sözde medeniyetin zirvesindeki Avrupalılar, hiçbir tereddüt göstermeksizin işleyebilmiştir.
4. Yakın Tarihte Yaşanan Bir İnsanlık Felaketi: Bosna Soykırımı
Yakın tarihin en kanlı ve en vicdansız trajedilerinden biri, şüphesiz ki Bosna katliamıdır. Bu vahşette:
• Yaklaşık 300.000 Müslüman hunharca katledildi,
• 60.000 civarında Müslüman kadın ve kız çocuğu sistematik olarak tecavüze uğradı,
• Bir buçuk milyon Müslüman evlerinden sürüldü, yerinden yurdundan edildi.
Söz konusu mezâlim, yaklaşık dört yıl boyunca sürdü. Bu zaman zarfında:
• 800’den fazla cami, bir kısmı 16. yüzyıla kadar uzanan tarihi yapılardı, Sırplar tarafından yerle bir edildi.
• Saraybosna’nın tarihî kütüphanesi yakıldı, eşsiz yazmalar ve kültürel miras küllere karıştı.
• Binlerce Müslüman, toplama kamplarına kapatıldı; buralarda işkenceye uğradı, aç bırakıldı ve bir deri bir kemik hâline geldi.
Srebrenitsa Katliamı: Modern Dünyanın Gözleri Önünde Bir Soykırım
Bu karanlık dönemin en kan dondurucu sahnesi ise, Srebrenitsa Katliamıdır.
• Sırplar, bu şehri iki yıl boyunca kuşatma altında tuttular.
• Gıda ve temel ihtiyaçlardan mahrum kalan halk, açlıkla terbiye edilmeye çalışıldı.
• Ardından, Sırplar, şehir halkına “silahlarınızı teslim edin, can güvenliğiniz sağlanacak” vaadinde bulundular.
Ne var ki:
• Halk silahlarını teslim ettikten hemen sonra Sırplar saldırıya geçti.
• Erkekler kadınlardan ve çocuklardan ayrıldı,
• 12.000 Müslüman erkek ve erkek çocuk bir araya toplandı.
• Hepsi bıçaklarla boğazlandı,
• Cesetlere işkence yapıldı, vahşice parçalandılar.
Ve bütün bu olanlar, şehri korumakla görevli olan Hollanda birliklerinin gözleri önünde cereyan etti. Ne müdahale ettiler, ne engel oldular.
5. Avrupa’nın Irak’ta İşlediği En Vahşi Suçlardan Biri: Ebu Gureyb Hapishanesi
Avrupalıların -özellikle de İngiliz, İrlandalı ve Alman kökenli Amerikalıların- yakın tarihte sergilediği en çirkin fiillerden biri, 2004 yılında Irak’ta patlak veren Ebu Gureyb skandalıdır.
Amerikan ordusu (ki askerlerinin yaklaşık %80’i İngiliz, İrlandalı ve Alman kökenlidir), bu hapishanede:
Amerikalı askerlerin Iraklı mahkûmlara uyguladığı toplam 13 çeşit işkence yöntemi belgelenmiştir. Bunlar arasında:
Bu vahşet, Avrupa menşeli modern medeniyetin en karanlık yüzlerinden biri olarak tarihe kazınmıştır.
Avrupa Savaşlarının Meyvesi: Dünyaya Hâkim Olan Bir Azınlık
Avrupalılar, gerçekleştirdikleri sömürgeci savaşlar sonucunda dünyaya hükmeden bir azınlık hâline gelmiştir. Bugün:
Sözde Egemenlik: Görünüşte Bağımsız, Gerçekte Tâbi Ülkeler
Bu şekilde, Avrupalılar ihtiyaçlarının katbekat üstünde, dünyanın en zengin topraklarını ellerinde bulundurarak bitmek tükenmek bilmeyen servetlere sahip olmuşlardır. Bu sayede tarihin hiçbir döneminde görülmemiş bir refah ve konfor düzeyi yakalamışlardır.
Küresel Hâkimiyetin Yeni Silahı: Din Dışı Küresel Teşkilatlar
Avrupalı akıl, askeri ve siyasi egemenliğin ötesine geçerek, fikrî ve siyasî küresel bir hâkimiyet inşa etmeye yönelmiştir.
Bu bağlamda, tarih boyunca kurulan en büyük ve yaygın din dışı siyasi teşkilatlardan biri olan Hür Masonlar Örgütü (Freemasonry), küresel hâkimiyet projesinin ana yapı taşı hâline gelmiştir.
Zihinlerin Teslim Alınışı: Taklit ile Başlayan Esaret
Bu yaygın ve sinsî yayılım, zihinlerimizi tam anlamıyla esir almıştır. Bugün bir kimse:
“Demek ki dünya böyle” zannına kapılır ve onları taklit etmeye başlar.
Oysa farkında olmadan, aynı kültürü taşıyan, tek merkezden yönlendirilen bir azınlığın etkisi altına girer. Aynı giyimi, yemeği, müziği, eğlenceyi dayatan bu sistem, bizi bize yabancılaştırır.
Sığınak Sanılan Tuzaklar: Birbirlerine Karşı Kullanılan Mazlum Halklar
Bizler, hem onları takip ediyor hem de onlardan bir diğerine karşı korunma umuyoruz.
Gerçek Kurtuluş: Zihnin Tahakkümden Azad Olmasıdır
Bugün bize düşen, kendi aklımızı, kendi kararımızı, kendi kültürümüzü yeniden keşfetmek ve inşa etmektir.
Bizim kastettiğimiz “özgürlük”, Avrupalının özgürlük tanımı değildir:
Bizim özgürlüğümüz, fıtrata uygun, ahlâkî ve insanî bir hürriyettir.
Bir Soru: Aklımızı Kurtarmanın Vakti Gelmedi mi?
Avrupalıların hâkimiyeti karşısında:
“Aklımızı ve düşüncemizi onların tahakkümünden kurtarmanın vakti gelmedi mi?”
“Nerede kaldı; yaşlıları, çocukları ve kadınları öldürmeyin, esirlere iyi davranın gibi bizlere miras bırakılan savaş ahlâkı?”
“Hani bizim vicdanımız, bizim insafımız, bizim ahlâkımız?”
Tercüme: Ahmet Ziya İbrahimoğlu
10.07.2025
Mütercimin Notu: 👇
Makalede zikredilen bazı rakamların doğruluğunu kontrol ederek, hatalı olanları düzeltip kaynaklarıyla birlikte sunuyorum:
1. Otuz Yıl Savaşları (1618–1648): Makalede 11 milyon ölümden bahsedilmiş, ancak tarihçiler genellikle bu savaşta 4-8 milyon arasında insanın öldüğünü belirtir. Almanya’nın nüfusunun %20-30 azaldığı kaydedilir .
2. Yedi Yıl Savaşı (1756–1763): Makalede 14 milyon ölümden bahsedilmiş, ancak modern tahminler toplam kaybın 1-1.5 milyon arasında olduğunu gösterir .
3. I. Dünya Savaşı (1914–1918): Makalede 20 milyondan fazla ölümden bahsedilmiş, ancak genel kabul gören rakam askeri ve sivil kayıplarla birlikte 16-18 milyon arasındadır .
4. II. Dünya Savaşı (1939–1945): Makalede 85 milyon ölümden bahsedilmiş, ancak güncel tarihçiler toplam ölümleri 70-75 milyon arasında tahmin etmektedir .
5. Amerika Yerlilerinin Ölümü: Makalede 100 milyon ölümden bahsedilmiş, ancak modern araştırmalar Kolomb öncesi nüfusun 50-60 milyon olduğunu ve %90 azalma ile 5-10 milyon arasında kaldığını gösterir .
6. Bosna Soykırımı (1992–1995): Makalede 300.000 ölümden bahsedilmiş, ancak resmi rakamlar 100.000 civarında ölüm olduğunu gösterir. Srebrenitsa katliamında ise 8.000‘den fazla Boşnak erkeğin öldürüldüğü belgelenmiştir .
7. Afrika Köle Ticareti: Makalede Fransız şirketlerinin yılda 100.000 köle taşıdığı belirtilmiş, ancak tarihçiler trans-Atlantik köle ticaretinin toplamda 12-15 milyon arasında olduğunu ve en yoğun dönemde yıllık 60-70 bin arası taşındığını belirtir .
8. Çin’de Afyon Bağımlılığı: Makalede 1878‘de 120 milyon bağımlıdan bahsedilmiş, ancak o dönemde Çin nüfusunun 400 milyon olduğu düşünülürse bu rakam abartılıdır. Tahminler 10-20 milyon arasındadır .
9. Rus İç Savaşı (1917–1922): Makalede 9 milyon ölümden bahsedilmiş, ancak toplam kayıpların 5-7 milyon arasında olduğu tahmin edilir .
10. Napolyon Savaşları (1803–1815): Makalede 6 milyon ölümden bahsedilmiş, ancak askeri ve sivil kayıpların 3-4 milyon arasında olduğu belirtilir .
Bu tashihler, tarihî vakıalarla ve ilmî kaynaklara mutabık düşen sayılara müteallik bilgilerdir. Makalede serdedilen sair iddialar -meselâ işkence usulleri yahut kültürel tahribat gibi- mahiyetleri itibarıyla nazarî ve şahsi değerlendirmelere tâbidir; bu sebeple rakamlar gibi bir tashihe lüzum görülmemiştir.
(Ahmet Ziya İbrahimoğlu)
İslami Haber ”MİRAT” – YouTube