Azalan zaman

Yunus EKŞİ

Bazen sürekli azalan bir şeyin hiç bitmeyecek gibi kullanırız. Oysa her saniyede onun azaldığını biliriz. Ancak üzerinde ne kadar düşünürsek, o kadar daha geçen zamanın kıymetini fark ediyoruz.

Düşünmek fark ettiriyor. Fakat insanoğlu çok unutkan. Çoğu zaman da unutmak ister. Önünde her gün müthiş örnekleri seyreder. Hem kendisini korkutan, hem heyecanlandıran, hem kaygılı hem umut var kılan olaylar. Buna rağmen insanoğlu çok unutkan.

Kendisi, zamanının bittiğini hatırlatan ölümün hızlı bir şekilde geleceğini düşünmez. Gözlerinin önünde hep başkaları ölür. Bu bazen yakınları olur. Acısını duyar, ağlar ama o kendi akıbetini düşünmez.

Çoğu ölen, ölmeden önce bu halin içinde oluyor. Kuşkusuz istisnalar vardır. Kuşkusuz her gün yarın ölecekmiş gibi davrananlarda vardır. Ama insanlığın geneline baktığımız zaman, yaşanılan hayatta, asla ölümün kendisine gelmeyeceği yönünde sorgudan uzak bir yaşam manzarası var.

Galiba temel mutluluğun kaynaklarından bir tanesi de sahte mutlulukları gösteren ve onlara dalıp gitmenin önünde bir engel olan ölüm gerçeğini sürekli zihinlerde dinç tutmak.

Ölümü sürekli hatırlamak, başta bazı insanlara çok ürkütücü gelebilir. Yapıp ettiklerinden tat alamama korkusu, ölümün unutulmasında önemli bir gerekçe gösterilebilir.

Ancak gerçeğin böyle olmadığını, ölümün sanıldığı gibi o kadar ürkütücü ve korkutucu olmadığını insan doğası kabul ediyor. Çünkü yaşam boyu sürekli ölen hücrelerimiz var. Sürekli değişim içinde olan bedenin, duyguları da sürekli değişiyor. Aslında bu değişim bir duygu ölümünün gerçekleşmesi ile yeni duyguların doğumu anlamına da geliyor.

Buradaki ölümler, hep bir sonraki yaşama işaret ediyor. Evet, bu hayat dediğimiz bir sürenin başı ve sonu içinde gerçekleşiyor.

Bazı insanların, ölümü sürekli hatırlamanın insan psikolojisi üzerinde olumsuz etki yapacağı inancı var. Hayattan lezzet alınamayacağı inancı var.

Bu düşünceye katılmamakla beraber, hayattan lezzet almak için ölümün unutulması gerektiğini söylemek sorumsuz ve bencil bir davranış biçimine kapı aralamaktır.

Çünkü ölüm hayatım içerisindeki en kesin gerçektir. Bu gerçeğin düşünceden çıkartılarak unutulmaya çalışılması, onu perdeleyemeyecek, engelleyemeyecektir.

İnsan hayatta sahiplendiği şeyleri kuşkusuz bir gün kaybedecek.  Onları kaybedeceğini, onlardan uzaklaşacağını onların ebedi olarak kendisine ait olmadığını ölüm gerçeği hatırlatır.

Ölüm gerçeği, insana yaşamın her aşamasında adeta bir sorumluluk taşıdığını hatırlatır. Böylesi bir hatırlama insanın kazanımlarını paylaşım için yeter. İnsanın egoistçe bir yaşam sürmesinin önüne geçer.

Yaşam süreci içerisinde ölüm gerçeğini hatırlayarak diğer hayatlara dokunur. Hayattan kopmuş hayatlar, bu ölüm gerçeği şuuru ile yaşam bulur.

Ölüm gerçeğini kavramış olanlar, yıkık hayatları kaldırmak için sarf ettiği emeği, yük saymaz onların sorunları ile ilgilenir yaşam içerisindeki zenginliklerin gerçekten kalıcı olmadığını hatırlarlar.

Selam ve dua ile…

@yunuseksi_53

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here