islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
18,8165
EURO
20,4594
ALTIN
1.167,56
BIST
4.976,55
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Az Bulutlu
7°C
İstanbul
7°C
Az Bulutlu
Çarşamba Açık
10°C
Perşembe Çok Bulutlu
7°C
Cuma Hafif Yağmurlu
7°C
Cumartesi Çok Bulutlu
3°C

Bir Ârife Soralım: Kalp ile Rıza Makamına Ulaşılabilir mi?

Bir Ârife Soralım: Kalp ile Rıza Makamına Ulaşılabilir mi?

Soru: Hocam! Gaflet içinde olan kalplere tebliğ ve vaaz tesir eder midir?

Ârif: Kalpler, uyku halinde ise etkili olabilir. Çünkü uyuyan, dürterek uyandırılabilir. Ancak kalpler taş gibi ölü olursa hiçbir nasihat tesir etmez.

Soru: Kalbin ölümünden ne anlamalıyız Kalbin ölümü nedir?

Ârif: Küfür ve şirktir. Ayrıca dünya sevgisi ve hırsıdır. Yani tul-i emeldir. Ecel yakın olduğu halde uzun emelin kişiye galip gelmesi, kişinin manevî felaketi olur.

Soru: Tul-i emel o kadar mı kalpteki imanı zedeler?

Ârif: Allah’ın aşağılık gördüğü dünyaya ait bir şeye rağbet eden kişi, mahşerde mahcup olur. Dünyada seni sevindiren hiçbir şey yoktur ki, altında seni üzen bir şey yatmış olmasın. Dünyada katıksız ve kalıcı bir sevinç yaratılmamıştır.

Soru: Kalbin hasta olduğunu gösteren emareler var mıdır?

Ârif: Vardır. Mesela kalp, ibadetten haz almaz, Allah’tan korkmaz, eşyaya ibret gözüyle bakmaz veya dinlediği ilimden bir şey anlamaz ise işte o kalbin hasta olduğuna bir işarettir.

Soru: Kalbi karartan başka manevî riskler daha var mıdır?

Ârif: Vardır. Mesela halkın rızasını ve övgüsünü Hakk’ın rızasına tercih etmek, hevesine tâbi olup Peygamberimizin (sav) Sünnetini terk etmek, bedenin şeytan tarafından rehin alınmasına müsaade etmek ve hırs ile mal ve servet biriktirmek, kalbin nurunu söndürür.

Soru: Anladım, Peki, Müslümanın hiç mi dünya serveti olmasın?

Ârif: Müslüman, helal yoldan ve kanaat ederek, her zaman servet sahibi olabilir. Ama kalbinde bu servetin hiç yeri olmamalıdır. Asıl servet, halka muhtaç olmamak ve Allah’ın rızasını kazanmaktır.

Soru: Halka muhtaç olmamak, manevî bir servet olduğunu söylediniz. Bu nasıl olur? Bu hiç mümkün müdür?

Ârif: Biz sıradan Müslümanlardan bahsetmiyoruz ki. Şuurlu müminlerden ve gönül erbabından, Allah dostlarından bahsediyoruz. Nefsiyle sürekli cihat eden gönül ehli, hep Allah ile beraberdir, onlar toplumda insanları görmedikleri gibi halkla de pek meşgul olmaz. Onlar pazardan geçerken dahî âdeta hiç kimseyi görmez.

Soru: Allah rızası da mı kalp ile kazanılır Hocam?

Ârif: Evet; Üzerinde münafıklık ve şirk tozu bulunmayan kalpte rıza yeşerir ve ibadetlerle inkişaf eder. Uyanık bir kalbe sahip olan Müslümanın Allah’tan başka bir dosta ihtiyacı yoktur. Uyanık kalp, Hakka giden kalptir. Allah’ta fenâ işte burada ortaya çıkar.

Soru: Allah’ta fenadan kasıt herhalde Fenâ Fillah’tır. Bundan tam olarak ne anlamamız lazım?

Ârif: Fenâ Fillah, Allah’ta yok olmaktır. Gerçek anlamı ise Allah’ın zatî hariç onun bütün sıfatları ile muttasıf olmaktır. Gönül erbabı, dünyevî sıfat ve fiillerini terk ettikçe Allah’ın sıfatlarıyla yani Allah’ın görme, işitme vs. gibi sıfatlarıyla muttasıf olur ve Allah’ın nazarı ile bakmaya başlar.

Soru: Peki, bir Müslüman tam olarak ne zaman fenâ ve rıza makamına ulaşır?

Ârif: Müslüman, kötü huy ve özelliklerini terk edip güzel olan sıfat ve özelliklere sahip olursa fenâ makamına ulaşacağı gibi rıza mertebesine de erişir. Müslüman, nimette olduğu gibi, mihnette ve musibette de şükrettiği zaman rıza makamına tam olarak erişmiştir diyebiliriz. Böyle müminlerin kalplerinde her zaman takva, marifet ve muhabbet arzusu olduğu için, Allah’a zikir ile neşelenirler.

Soru. Dünyaya rağbet etmeyen ve kalbi imanla dolu insanda ne gibi hasletler vardır?

Ârif: Kalbi nurla aydınlanmış bir müminde faydalı ilim, marifet, sabra dayanan tatminkâr bir kanaat, ihlâsa ve iyi niyete dayanan kâmil âmel vardır. Böyle bir kişi, huşu içinde namaz kılar?

Soru: Huşu nedir Hocam?

Ârif: Huşu, kalpte karar kılan ve kalp tarafından iyice benimsenen Allah sevgisinden mahrum olma korkusudur. Bu korku, aslında Allah’a dost olmanın apaçık bir göstergesidir.

Soru: Huşu içinde kılınan namaz, kalbe huzur verir değil mi?

Ârif: Huşu içinde namaz kılmak demek zaten kendin ile dünyevî arzular arasında demir bir duvar örmek demektir. Bu durumda kişi, her ibadetten haz alabilir.

Soru: Kalbin ibadetlerden haz alabilmesi daha neye bağlıdır?

Ârif: Bir Müslüman, kalben huzur içinde yaşamak ve ibadetlerden haz almak istiyorsa şüpheli şeyleri tamamen terk etmelidir ve her ana nefs muhasebesini göz önünde bulundurmalıdır. Biz bu hâli, verâ olarak vasıflandırırız. Ne mutlu o kimseye ki, kalbinin emaresi verâ olur, gönlü tamahtan pak bulunur ve yaptığı her işten dolayı nefsini hesaba çeker. Verâ için de Allah korkusu lazımdır. Müslümanlar Allah’tan ve günah işlemekten korktukları sürece doğru yolda yürür. Ancak bu korku kalplerinden giderse yollarını kaybeder ve kalben huzursuz olurlar.

Soru: Kalbin huzur bulması, kişinin Allah’ı sevdiğine de bir işaret olmalıdır. Peki, kalben huzurlu olmak da Allah’ın rızasının kazanmış olmanın ve Allah’ın o kişiyi sevdiğinin bir işareti midir?

Ârif: Elbette. Allah sevgisinin işareti, Allah’tan alıkoyan her şeyi terk etmenin, Allah’ın ahlâkına, fiillerine, emirlerine ve sünnetlerine gönülden tâbi olmanın neticesinde kalpte duyulan haz ve mutluluktur. Böyle bir kalp, marifetin zirvesine kavuşmuştur.

Soru: Kalp ile marifet arasında bir manevî bağ mı vardır? Bunu tam anlayamadım. Kalbin dışında oluşan veya gelişen başka marifet türleri de mi vardır?

Ârif: Evet. Marifetin değişik şekilleri vardır. Biri tevhide dair marifettir. Bütün şuurlu Müslümanlar, aslında bu marifete sahiptir. İkincisi delile dayanan marifettir. Bilgelerin ve âlimlerin marifeti budur. Üçüncüsü vahdaniyet sıfatına ait olan marifettir. Allah’ın kalbi temiz kullarına ve velilerine verdiği marifet işte budur. Kalpleriyle Hakkı müşahede edenlere Allah, bu âlemde kimseye göstermediği hikmet ve hakikatleri gösterir. Kalbî marifet ile Hakkın sırlarına vâkıf olmak mümkündür. Kalbî marifete sahip olan müminler, aklen olduğu gibi kalben de tefekkür eder. Böyle mübarek kişiler yani ermişler, kalple tefekkür etmeye devam ettikleri sürece, ruhlarıyla gayb âleminin belirli bir kısmını Allah’ın izni ile görebilir. Erenler, bunun için kalbî marifet derecesine göre Allah’a manen yakındır.

Soru: Hocam. Bu bağlamda son sorumu sorayım. Allah’a kalben yakın olmanın belirtileri nedir?

Ârif: Kalbî ve manevî yakın olmanın üç hâli vardır. İlki her şeyde Hakka bakmaktır. İkincisi her işte Hakka dönmektir. Üçüncüsü her şartta sadece ve sadece Hak’tan yardım istemektir. Çünkü hakikî anlamda Allah’a kalben iman eden bir kişi, Hak’tan başkasını unutur ve sadece O’nu hatırlar, O’na ibadet eder, O’na sığınır ve O’ndan yardım diler. Ezcümle, Allah’a kalben sığınan her Müslüman, kurtuluşa erer vesselâm.

Prof. Dr. Ali SEYYAR

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.