islami haberortadoğu haberlerimirat analizmirat tv
DOLAR
13,7194
EURO
15,5684
ALTIN
786,58
BIST
1.910
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Sağanak Yağışlı
15°C
İstanbul
15°C
Sağanak Yağışlı
Pazar Çok Bulutlu
14°C
Pazartesi Çok Bulutlu
17°C
Salı Sağanak Yağışlı
15°C
Çarşamba Sağanak Yağışlı
14°C

BİR REYTİNG VASITASI OLARAK DEĞERLERİMİZ

BİR REYTİNG VASITASI OLARAK DEĞERLERİMİZ

Her nerede bir toplum var ise muhakkak değerleri ile varolmaktadır.  Değerleri olmayan insanların bir toplum/cemiyet meydana getirmeleri mümkün değildir. Meydana getirdikleri olsa olsa niteliksiz bir yığın, bir kalabalık olabilir ancak. Sadece Müslüman toplumların değil, yeryüzündeki bütün toplumların değerleri vardır ve bütün değerler Hazreti Âdem(as) ile başlayan peygamberler silsilesinin insanoğluna getirdikleri ve öğrettiklerinden neşet etmiştir. Bu değerler zamanla tahrife uğramışlardır, ancak çıkış noktası itibariyle fıtri yani bir anlamda da İslamidir.

Bu böyledir. Fakat modern çağa gelince işin şekli değişmeye başlamış, toplumlar tarihleri boyunca kuşaktan kuşağa görenek yoluyla aktarılan geleneksel değerlerinden sarfınazar etmenin, talihin ipini yakalayabilmenin olmazsa olmaz şartı olarak görmüşlerdir. Yani modern çağ değerlerin değerini hızla yitirdiği bir değersizleşme çağı olmuştur.

Günümüzde ise birkaç yüzyıllık değersizleşme mühletinden sonra, elde kalan değerlerimiz reyting karşılığı haraç mezat elden çıkarılacak bir malzeme halini almıştır. Sosyal medya zeminleri ise bu bakımdan âdeta bir “bitpazarı” vazifesi görmektedir. Malum olduğu üzere bu çağda insan, varlık zeminini yitirmiştir. Milletler kendilerini meydana getiren en küçük birim olan aileden itibaren kademe kademe sosyal medya mecralarına taşınmış ve bu mecralar dışındaki tabii varlık zemini olan toplumsal mevkilerini kaybetmişlerdir.

Söylediklerim çok mu karmaşık? Değil aslında, sadece içine çekildiğimiz anafor sağlıklı düşünmemize mâni oluyor. Nereden nereye yuvarlandığımızı, ancak her şey olup bittikten sonra idrak edebileceğiz gibi gözüküyor.

Şöyle düşünebiliriz: Diyelim ki modern çağ Batıda buharlı makinanın icadı ile başladı. Elbette kesin bir sınır/tarih belirlemek mümkün değildir. İşte o zamandan, hayatımızın sosyal medya mecralarına tümden girdiği Yeni Bin Yıl’a gelene kadarki zaman, kadim yurtlarımızdan göçe karar verip hazırlık yaptığımız zamanlara benzemektedir. Dikkat ettiyseniz “sosyal medya mecralarının hayatımıza girdiği…”demek yerine “hayatımızın sosyal medya mecralarına girdiği…” dedim. Zira olan da tam anlamıyla budur. Dolayısıyla geldiğimiz noktada insan, bir milletin/cemiyetin/ailenin kuvvetli bağlarla merbut bir ferdi olmaktan çıkmış ve reyting uğruna neler yapabileceğinin belirleyici olduğu sanal bir zemine taşınmıştır.

Modern insan yurtsuz insandır. Ne yazık ki o yurtsuzlaştığını görebilecek idrakten de yoksundur. O, şairin “Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya!” mısraında tarif ettiği bahtsızlara bile gıpta etmek durumunda kaldığının, artık garip ve parya olmak için bile bir yurdunun olmadığının farkında değildir.

İnsanoğlunun taşındığı yerde varolabilmesi için tek seçeneği vardır: reyting. Reyting elde edebilmek için piyasaya sunacağı nesi var nesi yoksa sürmek durumundadır. Zira görünür olmak hayati bir mesele hâlini almıştır. Görünürlüğün yokluğu yokluğun görünürlüğü anlamına gelmektedir.

Bütün beşeri münasebetlerimizi sosyal medya mecraları temelinde kurduğumuzdan- aslında sanal mecralara feda ettiğimizden- cümlemizin ipi, birkaç küresel şirketin eline geçmiştir. Hiç öyle eğip bükmeye, hakikati, kırk dereden su getirerek örtmeye çalışmayalım. Ahvalimiz üzerinde biraz düşünürsek, durumun vahametini göremememiz için bir sebep yoktur. Cümle âlem bir yurt/vatan sahibi olabilme kabiliyetini yitirmiştir. Artık sosyal medya baronlarının sunduğu zeminin nesneleriyiz. Nesnelerin ise bir yurdu olmaz. Artık taşındığımız sanal zeminlerin sahiplerinin mülkü olduğumuzu, üzerimizde her türlü operasyon ve manipülasyonu yapabileceklerini idrak etmeliyiz.

İnsanlık, aslında neyin içine düşürüldüğünü fark ediyor.  Lakin bunu idrak etmekten de korkuyor. Farketmek ve idrak etmek aynı şeyler değildir. Zira idrak etmek insana büyük mesuliyet yüklüyor. Çağın insanı ise mesuliyetlerin talibi değil, tüketerek doyuma erebileceğini düşündüklerinin peşindedir. Onlar ise devasa bir kurt kapanı mesabesindeki sosyal medya mecralarındadır. Ticaret bile büyük ölçü de bu mecraların tekeline geçmektedir.

Bütün şahsi ve mahrem hallerini bu mecralara taşıyan, yanı başındaki hanımına ve çocuklarına oradan seslenip mesajlar yollayan, görünebilmek için Cuma, bayram, cami, mezarlık, düğün, yemek, cenaze her vesileyi kullanmak durumunda kalan insanoğlun hâllerini sıradanlığa hamledemeyiz. Bütün bunlar ontolojik bir krizin belirtileridir. İnsanlık bütün değerlerini görünme güdüsüne meze yapmaya razı görünmektedir. Bu razı oluş farkında olunsa da olunmasa da bir varoluş meselesidir. Çünkü artık görünememek yok olmak anlamıyla eşdeğer hâle gelmiştir. Çağımız insanı için tık/reyting alamamak nefes alamamak gibi bir şeydir.

En yakınının tabutu başında resim çekinip Watsap durumunda paylaşan- story atmak deniliyormuş- mezarlıkta yakınının cenazesinin defnini görüntüleme telaşına düşen insan, tık/reyting alabileceği malzeme toplama kaygısıyla hayat ile ölüm üzerine düşünme ve idrak melekesini yitirmiştir. O yapacağı paylaşımın alacağı reyting ve ulaşacağı adres dışında hangi çamları devireceğini, hangi yaraları kanatacağını, hangi gönüllerin burukluğu, hangi sinelerin hüznü olacağını düşünmekten çok uzaktır. Çünkü o artık ancak görünerek varolabileceği bir ağın nesnedir.

Dedik ya, insanoğlunun taşındığı yeni mekân devasa bir “bitpazarı” gibidir. İşte herkes bu pazarda elindeki ürünü sergilemek telaşındadır. Ürününüz yoksa pazarda olmanızın da bir anlamı yoktur. Bu pazarda insanın değerleri ve bizatihi kendisi ürün haline gelmiştir.

Ahsen-i takvîm”den “esfel-i safilîn[1]e uzanan çizginin neresine düşüyoruz? Düşünelim derim.  Yitiği bulmanın ilk şartı ne yitirdiğini bilmektir.

İsmet Özel’in dediği gibi: Neyi kaybettiğini hatırla!

Vesselam.

Şaban Çetin


[1] Bkz: Tin suresi 4 ve 5. ayetler

ETİKETLER: , ,
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.