Bu felaket, başka bir felaket!

İlhan Oral

Genç bayanların sudan bahanelerle destursuz evlerini terk edip hiç tanımadıkları yabancı erkeklerin yanlarına sığındıkları bir dönemde gelecek nesillerin ne kadar zifiri karanlıklara gömüldüklerini görerek müşahede etmek millet adına çok onur kırıcıdır.

Böylesi belirsiz bir tabloda soylu bir milletin nasıl çürüyüp yok olacağını hayal edebiliyor musunuz? Böyle bir ortamda gidişatı durdurma potansiyeli olduğu halde, şehir

Kanalizasyonundan daha iğrenç akan sosyal ifrazata engel olmayan sorumlular gafletlerini nasıl kamufle edebilirler? Boşanmaların zirve yaptığı bir ülkede, insan hurdalığına dönen toplumun dertlerine derman olacak bir çalışmanın ve ciddi bir projenin yapılmaması, bu milletin değerleriyle bağdaşmamaktadır. Milli Eğitim Bakanlığı, Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, özellikle Diyanet İşleri Başkanlığı, Siyasî partilerin yetkililerinin, yayın ve yayım kurumlarının ve bunca gönüllü sivil kuruluşlarının suskunluğu, korkunç sinyaller vermektedir. Beyinleri, gerçekleri algılamayacak bir millet durumuna düşmemiz çok acıdır.

Haftalık, aylık ve yıllık koca değiştiren, nikâhlı kocasından başka erkeklerden çocuk edinen ve hangi çocuğun hangi erkekten olduğunu netleştiremeyen kokuşmuşların pişkin pişkin cirit attıkları ve arlanmadan yaptığı fuhşu kahramanca anlatmaları, felaketin boyutlarını ortaya koymaktadır. Böylesi sefil yaratıkların yaptıklarını görmezden gelmek, devletin hukuk ve adaletinin iflas sinyalleridir. Zaten devletin, birçok yüksek maaş alan uzmanları olmasına rağmen onların aydınlatamadığı nice olayları birkaç hanımın televizyon programlarında çözümlendiği bir pozisyonu yaşıyoruz. O programlarda iyi gelişmeler olmasına rağmen nice değerlerimizin âlenen çok kötü kullanılması ayrı bir felaket olduğu görülmektedir.

Karı kocanın aile sırları detayına varıncaya kadar tiftiklenerek ifşa edilmesi, ana ve babaların evlatlarıyla gladyatörler savaşı yapma talihsizliği, korkunç garabettir. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz bir beyanında: “Hazreti Âdemden itibaren gelmekte olan bir söz vardır: “İnsan hayâsını yani utanma duygusunu kaybettiğinde dilediğini yapsın.” Bu hadisin manasının zuhur etmesi bizde yaygın hale geldiği görülmektedir. Bu akım köy toplumunun şehirlere akmaya başlaması ile gelişmeye başlar. Özellikle yirminci yüz yılın ortalarında köylü insanlar çeşitli sebeplerle şehirlere göç ederler. Ondan önce daha ilk çeyreğinde müslümanların inançlarına saldırılar yapılır. Cumhuriyet ile tahribat hızlanır. 

On dört asırdır süregelen İslamî terbiye, haince saldırılara maruz kalır. Batının kışkırtması ve içeride ki dönmelerin güç kazanması sonunda önlenemez gelişmeler olur ve uygulamaya konulur. Hilafet, Şer’iye ve Evkaf Vekâleti lağvedilir. Medreseler kapatılır. Tevhîd-i Tedrîsât Kanunu çıkarılır. Ondan sonra her şey ters gitmeye başlar. Bir anda vücudu besleyen kalp damarları koparılır. Daha sonraları Dinî ve tarihî kavramlar bile yasaklanır. Dinin, edebin, ahlâkın, ilmin, doğruluğun, kültürel değerlerin ve insanlığın yasaklanması ve o medeniyet insanlarının da kaybolması ile nesiller çürüye çürüye bugüne gelinir. Hemen hemen bütün değerler alt üst olur. Akla gelmesi bile, insan onurunu zedeleyen gelişmeler ufunet etmeye başlar. Genç kadınların kimileri, peydahlandığı çocukların hangisinin hangi erkekten olduğunu netleştiremez ve DNA rezaleti zirve yapar. DNA testleri de derde deva olmaz. Babası belli olmayan “nesebi gayri sahih” bir topluma doğru yelken açan bir milletin gelecekteki perişan halini düşünmek gerçekten insanın kanını dondurmaktadır.

Bütün bunlar yetmezmiş gibi bir de “Türkiye’nin ilk Müslüman feminist kadın derneği Havle” bir şekilde ortaya çıkar Üstelik bunlar “proje desteği” almayı da başarmışlar. Gel de şimdi anlatma; Zangoç sabah kiliseyi açar, haç’ın üstünün kirletildiğini görür, bakınır, kargayı görünce; bre karga sen müslüman isen kilisede ne işin var? Yok, eğer hristiyan isen şu haç’ı niçin kirlettin” der. Şimdi iyice düşünün siz nesiniz, kiminlesin?!

Bu gelişmeler, insanlar arasında vahşet, dehşet, şehvet ve seri cinayetler üretiyorsa,  bizim hoca ve hatip önderlerimiz hâlâ, Kur’an eğitiminden çekiniyorlarsa bunun da ne kadar garip olduğunu düşünmek gerekmez mi? Kur’an nurunu kim söndürmeye yeltenebilir, kim? Ümmet şuuru ile Kur’an nuruna sarılmamak, felaket!

Esselamu aleykum.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here