
Câriyeler Geçici Statülü Savaş Esîrleridir
Onlarla mülkiyet yoluyla asla ilişkiye girilemez.
Esâretleri süresince câriyelerle cinsel ilişkiye girilmesini yasaklayan İslâm, onlarla belirlediği şartlar içinde evlenilmesini câiz görür. Evlendirilmelerini ise teşvîk eder.[1]
İslâm Toplumu’nda kamunun veya şahısların Mâlik/Ehil olduğu Ehl‐i kitap ve Müslüman namuslu câriyelerle ancak bekâr veya dul olup da Müslüman hür kadınlarla evlenmeye güç yetiremeyen erkekler evlenebilir. Evlenmek için mâlikin/ehilin (hukûken tasarrufa yetkili kişi) ve câriyenin izninin alınması, mehrinin câriyenin kendisine verilmesi ve evlenecek kişinin zinâya düşme ihtimalinin de bulunması gerekir.[2]
Kişinin kendi câriyesiyle ilişkiye girebilmesi için onunla evlenmesi, bunun için de bekâr veya dul olması, ayrıca Yetkili Merci’ olan kamu kurumundan (Malik/Ehil) izin alıp câriye üzerindeki mülkiyet hakkını mehir olarak ortaya koyması îcab eder. Cinsel ilişki mülkiyet bedeli olacağından zifaf sonrasında câriye hür olur.
Hür Müslüman erkekler, Ehl‐i Kitap ve tercihan Müslüman namuslu câriyelerle evlenebildiği gibi hür Müslüman namuslu kadınlar da başkaları veya kendilerine ait Müslüman olmuş iffetli erkek esîrlerle evlenebilir.
Müslüman câriyeler, hür Müslüman kadınlar gibi örtünme ile yükümlüdürler. Çünkü onlar da örtünme emrine muhatap olan Müslüman kadınlardır ve Müslümanların kadınlarıdır.[3]
Esaret geçicidir, onun Kur’ân ve Sünnet toplumunda sürekli olarak yaşatılması mümkün değildir, Esîrleri köleleştirmek ise insanlar üzerinde ilâhlaşmaktır, egemenliğinde Allah’a ortak koşmaktır.
Yerdeki ve göklerdeki varlıkların kendisi için yaratıldığı yüce bir varlık olan insanın bir organının bile ticarete konu edilmesini onaylamayan İslâm, onların satışını değil, üzerlerinde oluşmuş fidye bedelinin alımını amaçlayan devir işlemlerini onaylar. Devir işlemlerine konu edilemeyecek yarı özgür câriyeler de pek çoktur.[4]
İnançları ne olursa olsun câriyelerin can, ırz, vicdan ve dîn hürriyeti gibi temel hakları saklıdır. Mal sahibi olabildikleri gibi vâris olabilir ve mîras da bırakabilirler.
Zinâ suçu cezası ve evlilikte mâlik izni dışında, kısıtlayıcı açık bir hüküm olmadığı için Müslüman câriyeler, genelde hür Müslüman kadınlar gibi yükümlüdürler. Onların cuma namazı, zekât, hac ve genel seferberlikte cihad gibi görevlerle yükümlü olmayışı ilkesel değil, diğer hür kadınlarda olduğu gibi şartlara ilişkindir.
Gayr‐ı Müslim veya Müslüman; inançları ne olursa olsun câriyelere karşı işlenen suçlar ve cezaları, hürlere karşı işlenen suçlar ve cezaları gibidir. Evlileri için zinâ suçu cezası dışında, onların işledikleri hırsızlık ve insan öldürme gibi suçlar da hür kadınların işledikleri suçlar gibi cezalandırılır.[5]
Savaş esîrleri olarak gelecekte de olabilecekleri için câriyelerin alınıp satılarak ve odalık edinilerek köleleştirilemeyeceğine ilişkin Kur’ân hükümleri, savaş esîrleri statüsü olarak Kıyamet’e kadar geçerli olacaktır.
Genel nitelikli bu özet açıklamalardan sonra savaş esîri olan câriyelerle köleleştirilerek odalık edinme yoluyla değil ancak evlilik/nikâh yoluyla cinsel ilişkiye girilebileceğine ilişkin Kur’ân âyetlerini açıklayarak konumuzu aydınlatmaya devam edelim.
Câriyelerle İlişkide Tek Yolun Evlilik Olduğunu Gösteren Âyetler
1‐ Nûr sûresinin 32. âyeti ile verilen evlendirme emri
Câriyelerle ilişkiye girmenin tek yolu, Kur’ân hükmü olarak evliliktir. Nûr sûresinin 32. âyetinde Rabbimiz şöyle buyurur:
“Sizden (Müslüman olan) hür bekâr ve dulları, erkek esîrleriniz ve kadınlarınızdan/câriyelerinizden de (Müslüman veya Ehl‐i Kitap olup) sorumluluk üstlenebilecek olanları evlendirin. Onlar fakir iseler, Allah, lütfu ile onları yoksulluktan kurtarır. Allah bolca verendir ve her şeyi bilendir.”
Açıkça görüleceği üzere evlendirilecek kişiler arasında erkek ve kadın esîrler de yer almaktadır. Allah, bir taraftan şahıslara ve İslâm Toplumu yönetimine evlendirme görevini yüklerken diğer taraftan da örneklendirileceği üzere birleşmenin tek yolu olan evliliğe yönlendirmektedir.
İyice bilinmelidir ki Allah’ın Kitabı’nda ve O’nun elçisi Hz. Muhammed’in çizgisinde esîr pazarından câriye satın alma ve nikâh akdi/sözleşmesi yapmadan cinsel partner edinme şeklinde bir uygulama yoktur.
2‐ Nisâ sûresinin 3. âyeti ile verilen hürle veya câriye ile evlenme emri
“Eğer yetimler/yetimler gibi korumasız olan kadınlar hakkında adâleti yerine getirmeyeceğinizden korkarsanız, size helâl olan diğer kadınlardan ikisi‐üçü‐dördü ile birden evlenebilirsiniz. Ama onlara adâletli davranamayacağınızdan korkarsanız o zaman bir tanesi ile veya mâlik olduğunuz (savaş esîri câriye) ile evlenin. Adâletten ayrılmamanız için en uygun yol budur.”
Nisâ sûresinin meâli verilen bu 3. âyeti de câriyelerle ilişki için evliliği emretmektedir.
Nisâ sûresinin 25. âyeti ile şartları belirlenerek verilen câriye “İçinizden her kim (malî veya kültürel yetersizlik sebebiyle) hür/ iffetli Müslüman kadınlarla evlenmeye güç getiremezse, o takdirde mâlik olduğunuz (genç) Müslüman câriyelerinizle evlenebilirsiniz. Hür de esîr de olsanız Âdem’in çocuklarısınız ve Allah, katında değerinizi belirleyecek îmanınızı en iyi bilendir.
O halde namuslu olan; zinâdan kaçınan ve gizli dost edinmeyen câriyelerle üzerlerinde hukûken tasarrufa yetkili olan ehli kişilerin/kurumların iznini alarak evlenin ve onların mehirlerini de örfe uygun olarak verin.
Evlendikten sonra zinâ yapacak olurlarsa, onlara hür kadınlara uygulanan cezanın yarısı uygulanacaktır.
Câriyeyle evlenme izni, içinizden zinâ ederek günaha girmekten korkanlar içindir. Bununla birlikte bekârlığa katlanmanız câriyelerle evlilik yapmanızdan daha hayırlıdır. Allah çok bağışlayan çok merhametli olandır.”
Nisâ sûresinin anlamı sunulan bu 25. âyeti, daha bir açıklık getirerek câriyelerle evlilik gerçeğini pekiştirmektedir.
Bu âyete göre Müslüman hür kadınlarla evlenmeye güç yetirememek, Müslüman (veya Ehl‐i Kitab) câriyeleri tercîh etmek, başkalarının câriyesiyle mâlikinden/ehlinden, kendi câriyesiyle de mâlik/ehil konumundaki Yetkili Merci’ olan kişi veya kamu kurumundan izin almak, câriyeler namuslu olmak, mehirlerini câriyelerin bizzat kendilerine vermek ve zinâdan korunma amacı gütmek gibi altı şarta uyularak câriyelerle evlenilebileceği açıklanmaktadır.
Burada işaret etme gereğini duyduğumuz bir husus da şudur:
Nisâ sûresinin 25. âyetinde değinildiği üzere hür kadınlar üzerine câriyeler nikâhlanamayacağı gibi, câriyeler üzerine de hür kadınlar nikâhlanamaz.Bir diğer anlatımla hür kadınlarla câriyeler nikâh yoluyla da olsa birleştirilemezler.[6]
Bu sebeple hür kadınlar üzerine cinsel ilişkiye girilebilecek ‐değil dilediğimiz kadar‐ bir tek câriye edinebilmek bile mümkün değildir. Yukarıda anlamını verdiğimiz Nisa sûresinin 3. âyeti ile, meâlini sunacağımız Müminûn sûresinin 5‐6. âyetlerinde geçen “Veya” anlamındaki “Ev” edatı, önceliği hürlere verme koşuluyla hür veya esîr eşlerden birinin tercîh edilmesi gereğini bildirmektedir:
“Erkek veya kadın müminler üreme organları (olan Fercleri) ni korur / zinâ, eşcinsellik gibi yasak ilişkilerden korunurlar. Onlar karşı cinsten olan hür eşleri veya esîr eşleri ile yalnızca üreme organlarını kullanarak (üreme organlarından) cinsel ilişkiye girerler. Onlar sadece bu ilişkileri sebebiyle kınanmazlar.”
Konuya ilişkin ayrıntılı bilgiler ve diğer Kur’ânî deliller yukarıda adını verdiğimiz eserimizden alınabilir. Görüleceği üzere İslâm, câriyelerle de olsa nikâhsız ilişkiyi onaylamamakta ve nikâh dışı ilişkileri dünya ve âhirette cezalandırılması gereken suç/günah olarak değerlendirmektedir.
Bölümümüzü bitirirken sözü Peygamberimize bırakalım.
‐ Allah şanını artırsın‐ O, kadınların yetimleri görerek bütün hayatı boyunca yakından ilgi gösterdiği ve gösterilmesini istediği câriyeleri, Rabbine kavuşmadan önceki son öğütlerinde de unutmamış ve müminleri şöylece uyarmıştır:
‐ Aman namazınıza önem verin. Yönetiminiz altında bulunan kadın ve erkek esîrlerin haklarını gözetin; onlara güzelce davranın. Bu iki konuda
Allah’ın sorgulaması ve azabına uğramaktan korunun.[7]
Konuyu bitirirken aşağıdaki târihî bilgiyi vermeyi gerekli biliyoruz.
Tarihî Bilgi
İslam dünyasında köleleştirme ve odalık kılma ‐İslâmʹa aykırılığı ve genel olumsuzluğu içinde‐ kısmen de olsa insanî boyutlarda uygulandı. Kölelere adâlet ve onları iyilik ve özgürlüğe kavuşturma, erdem olarak Cennetʹe götürücü işlemler olarak görüldü.
Hz. Mûsa ve Îsa’nın öğretileri aksine Muharref Tevrat ve İncilʹde onaylandığı,[8] Aristo ve Eflatun benzeri filozoflarca doğal görüldüğü, tarihten mîras alındığı ve sömürülebilir iş gücü kaynağı olduğu için kölelik dünyada giderek yayıldı. Ne var ki İslam coğrafyasında yumuşak bir şekilde uygulanan kölelik yeryüzünün diğer bütün bölgelerinde acımasız bir şekilde yaşatıldı. Köleler mal ve hayvan gibi görüldü. İşkence edilip öldürülmeleri bile suç olmaktan çıkarıldı.
Yeni Çağʹla ve Amerika kıtasının keşfiyle birlikte köleleştirme, tarihinin en büyük boyutlarına ulaştırıldı. Mâzilerinden aldıkları mîrasla İspanya, Portekiz, İngiltere, Fransa ve İtalya, ülkelerine kaçırdıkları, bir kısmı Müslüman olan yüz binlerce Afrikalıyı köleleştirip sömürdüler.Onlar, 16‐19. asırları arasında, yerlileri imha edilen Amerika kıtasına da, bir bölümü deniz yolculuklarında ölen milyonlarca Afrikalı götürdüler.
Köleleştirilerek acımasızca ve ilkel şartlar altında çalıştırılan bu Afrikalılar arasında Müslümanlar da vardı. Onlar, dört asır boyunca yaşadıkları insanlık dışı şartlara baş kaldırıp isyan ettilerse de özgürlüklerine kavuşamadılar.
Teknolojik devrimler sonucu insan gücüne ihtiyaç azalınca ve kölelerin konut, gıda ve sağlık harcamaları artınca köleliğe karşı çıkıldı. Bir diğer anlatımla köleliğe, insanî duygulardan çok ekonomik kaygılarla savaş açıldı. Böylece geleneksel kölelik kaldırılırken modern kölelik dönemi başlatıldı ve halen de sürdürülmektedir.[9] Bu arada Batıʹda değil köleleştirilen kadınların XIX.yüz yılın başlarında hür kadınların bile hakları olmadığına dikkatleri çekmek isteriz:
“XIX.Yüzyılın başlarında kadınların fiilen hiç hakları yoktu. Babalarının ve kocalarının malıydılar. Evlilikte alınıp satılırlardı. Oy veremezlerdi. Sözleşme yapamazlardı. Evlenince mülk sahibi olamazlardı. Çocukları üzerinde herhangi bir hakları, kendi bedenleri üzerinde de denetimleri yoktu. Kocaları hiçbir hukûkî engel olmaksızın onları dövebilirdi. Eve kapatılmadıkları zaman, gelişen sanayileşme tarafından işçi ordusunun en aşağı kesimlerine katılmak zorunda bırakılırlardı.”[10]
Batıda ekonomik çıkarlar yanı sıra insan doğasının da tepkisiyle geleneksel köleliliğe karşı çıkılırken İslam Dünyasıʹnda sessiz kalındı ve teorik planda halen de kalınmaktadır. Çünkü İslâmʹın köleliği önermediyse de onayladığı sanılmaktadır. Bunun içindir ki geleneksel İslam Hukûku insanlığa Cenevre sözleşmesine alternatif olacak bir Savaş Esîrliği Sistemi sunabilecek konumda değildir. Ancak gerçek bu değildir. Olmadığını yukarıda adı geçen kitabımızda ayrıntılı bir şekilde kanıtladık.
(Devam Edecek)
ALİ RIZA DEMİRCAN
İSLAMİ HABER “MİRAT”
[1] Nisa 3, 24, 25, Nûr 32
[2] Nisa 25.
[3] Ahzab 59, Nûr 31
[4] Devir yapılamayacak câriyeler ilgili kitabımızda 12 madde halinde gösterilmiştir.
[5] Nisâ 25. Evli zinâcı câriyelere, hür kadınlara uygulanan cezanın yarısı (50 sopa) uygulanır.
[6] Bak. Nisâ 3, Mü’minûn 5‐6 .Bu âyetlerde yer alan Ev edatı ve onun Veya anlamı üzerinde düşünülmelidir.
[7] İ. Mace Hn. 2697
[8] Eski ve Yeni Ahidʹde köleliği meşrûlaştıran 300 ü aşkın cümle vardır. Bak.Kutsal Kitap Dizini Kitab‐ı Mukaddes Şirketi ist.2004, sh.1337.
[9] Sylviane A.Diouf Servants of Allah, Afrkan Müslims Enslaved in the Amerkas, New York University Pres/Allahʹın Kulları (Amerika Kıtasında Köleleştirilmiş Afrikalı Müslümanlar) Beyan İst. 2010; Salvatore Bono, Schiavi Musulmani Nellʹitalia Moderna Yeniçağ İtalyaʹsında Müslüman Köleler İletişim İst.2003,
[10] A.Coote, T.Gill, Womenʹs Righs:A Practical Guide, Penguine, 1974, s.15‐16.
Sayın Hocam, “Allah şanını artırsın” bu şekilde bir bölüm var, bunu kısmet nasip anlamında mı kullandınız?