
Hürriyet’ten FULYA SOYBAŞ Bayramda 9 günlük tatilde yapılan trafik kazalarının ağır bilançosunu çıkarmış.
8 günde 72 kişi hayatını kaybetmiş, 8 binden fazla yaralı var.
Fulya Soybaş Yol Güvenliği Uzmanı Serkan Çabuş ile yaptığı incelemede kazaların sebeplerini araştırmış. Sebepler:
“SAĞLIK SORUNLARI, YÜKSEK HIZ, YORGUNLUK VE UYKUSUZLUK ve ARAÇ KULLANIRKEN TELEFONLA MEŞGUL OLMAK..
Serkan Çabuş “Bugün yaklaşık 32 milyon kişinin ehliyeti var. Ben olsam yarısının ehliyetini alır, yeniden sınava sokardım” şeklinde bir de çözüm önermiş.
Ne var ki bütün bunlar bilinenlerin tekrarı. İkinci derecede sebep olmakla birlikte gerçek sebep değil.
1975 li yıllarda İstanbul Süleymaniye Camiinde sunduğum İslam ve Trafik konulu hutbemde değindiğim ana sebep değişmemiş.
Bu ana sebep insanı en değerli varlık olarak tanıyamayışımız, cana ve mala saygının ibadet olduğunu kavrayamayışımızdır. Bir de doğrudan ve trafikte olduğu gibi dolaylı olarak cana ve mala tecavüzün Cehennem’e götürücü zulüm olduğuna iman yoksunluğumuzdur.
Trafikte ana sorun insandır. Dünyanın en güzel ve güvenli yollarını yaptık ama ana sebep varlığını koruduğu için çözüm üretilemiyor. Her yıl binlerce ölüm ve de yaralı. Milyarlarca mali zararlar.
İslamsızlığın belasını eğitimde, ekonomide ve hukukta da yaşıyoruz.
Şimdi sizlere 1975 yılında Süleymaniye caminde okuduğum hutbemi sunuyorum. Ana çare veçözüm bu hutbemizde
İSLAM VE TRAFİK
| Canı, malı, aklı ve nesli korumak, İslâm Dini’nin temel gayesi olduğu içindir ki, Trafik, dizimizin ana düsturları ile yakından alâkalı bir mevzudur. Yüzde 90 oranında insan faktörünün sebep olduğu ölümlü ve yaralanmalı trafik kazalarının ve trafikteki aksamaların can, mal ve iş gücü kaybına sebep olduğu, ayrıca sinirleri tahrip ederek ahlâkî ve fizikî yapımızı olumsuz yönde etkilediği bir gerçektir. İslâm, temel düsturları ile bu gibi maddî ve manevî zararları doğurucu davranışları şiddetle yasaklamıştır. Dinimiz «…(Nefsinizi) kendi ellerinizle tehlikeye atmayınız…» buyurarak canımızı korumamızı, «… Haksız yere cana kıymayınız…» buyurarak da başkalarının hayatını öz canımız kadar aziz tanımamızı emretmiştir. Ayrıca, «İsraf etmeyiniz./Saçıp savurmayınız.» buyruğu ile kendi malımıza, faiz, karaborsa ve hırsızlık gibi yasaklarıyla da başkalarının mallarına zarar vermememizi görev kılımıştır.(1) Bütün bu umûmî vasıftaki ölçüler, muhtemel zararlarından korunmak için Trafik kaidelerine uymamızı dinî yönden gerekli kılmaktadır. Muhterem Müminler! Peygamberimizin Trafik mevzuundaki özel ve mucizevî emirleri de bizleri vazifelendirmektedir. Şanlı Peygamberimiz bir hadislerinde şöyle buyururlar: «İman, yetmiş küsur bölümdür. En yükseği Allah’tan başka ilâh yoktur demek, en aşağı seviyesi ise yoldan eza’yı; zarar verecek ve kişinin geçişine mani olacak engelleri gidermektir.» (2) Peygamberimiz bir diğer hadislerinde de şöyle buyururlar: [«Bana ümmetimin iyi ve kötü amelleri gösterildi. Yollardan zarar verici nesneleri gidermelerini iyi amelleri içinde gördüm.» «… (Ey Mümin!) Yollardan (geçişi zorlaştıran) taşları, dikenleri ve kemikleri kaldırman bir sadakadır; bir hayırdır…»] (3) Peygamberimizin imandan bir bölüm olarak sunduğu ve yapılmasını bir sadaka; bir hayır olarak vasfettiği «Yoldan, ezayı; zarar verici nesneleri gidermeyi,» özü itibariyle trafik kaidelerine uyma olarak değerlendirebiliriz. Zira amaç zarar vermemek ve verilebilecek zararı gidermektir. Yaşadığımız dönemde yaya veya vasıtalı olarak yolda bizzat eza/zarar verecek duruma düşmemek, yollardan geçişi zorlaştıran, taş, diken ve kemik gibi engelleri kaldırmaktan çok daha önemli ve zarurî bir vazifemizdir. Çünkü trafik kaidelerine uymayan dikkatsiz bir yayanın bizzat kendisinin, alkollü, uykusuz ve anormal hızla vasıta kullanan, öz ifadeyle trafik kurallarına uymayan sürücünün vasıtasının yollarda diğer yaya ve vasıtalar için giderilmesi gerekli bir eza yani tehlike olacağı, akaryakıt ve iş gücü israfına sebep teşkil edeceği açık bir gerçektir. Fertler için tehlike ve tüketim unsuru olmanın cemiyete/topluma karşı işlenmiş bir zulüm olduğu muhakkaktır. Âhiret hayatımızda mutlaka cezası görülecek bu suçun toplum hayatında da ceza görmesi ve kınanması zaruridir. Bunun içindir ki, Peygamberimiz şöyle buyurmuşlardır: «Kullandıkları yollarda kendilerine zarar verenleri; Açıkça anlaşılacağı üzere bu hadis, Trafik kurallarını bilerek ihlâl edenlerin, işledikleri Trafik suçunun nevine göre hukuken cezalandırılmalarının ve toplumca kınanmalarının dinî ve sosyal bir vazife olduğunu açıklamaktadır. Peygamberimiz, kendi devirlerinde günümüzün anlamıyla bir problem teşkil etmediği halde yol emniyeti sağlama ve gidişi-gelişi kolaylaştırma hususuna son derece ehemmiyet vermişlerdir. Aşağıda sunacağımız hadis verilen bu önemi açıklamakta ve görevlerimizin bir bölümünü de öğretmektedir. Peygamberimiz, yollar üzerinde birleşmek ve konuşmak ihtiyacını duyduklarını ileri süren ilk müminlere şöyle buyurdular: “ Oturup – konuşmak ihtiyacını duyuyorsanız yola hakkını veriniz. Onlar da, Yolun hakkı nedir (Ya Resûlellah?) diyerek sordular. Peygamberimiz şöyle buyurdu: Yolun hakkı, gözü korumak, zarar verici olanı gidermek, selâm vermek ve almak ve bir de Hak’ka çağırıp, Batıl’lardan sakındırmaktır. (5) Bu mucizevî hadîs yollarda ayak üstü konuşma gereğini duyanlara, yol kenarlarında arabaları ile park yapanlara, uğrak yerleri ve dinlenme tesislerinde bulunanlara «Yoldan zarar verici engelleri gidermek» gibi bizzat veya vasıtalarımızla sorun olmamak olarak algılayabileceğimiz bir ana görevi yüklerken üç büyük ahlâkî görev daha yüklemektedir. Bunlardan biri karşılaştığımız insanlara selâm vererek ve verilen selâmı alarak selâm cümlesiyle onlara barış mesajları verip Rabbimizin korumasını dilemektir. Diğeri gözü korumaktır ki yayaları veya vasıta içindekileri bakışlarımızla rahatsız etmemektir. Üçüncü görev ise Hakk’a çağırmak ve Batıl’lardan sakındırmaktır. Bu genel vasıflı İslâmî vazifenin Yol Hakkı olarak anlamı, -Allah bilir-insanların yararına olduğu için Hak olan trafik kurallarına uymaya çağırmak ve bu kuralları ihlal etmekten sakındırmaktır. Allah’ın Elçisi Peygamberimiz yol hakkı olarak açıkladığı bu dört büyük göreve bir hadislerinde mazluma yardım etmek, şaşıranlara ve de soranlara yolu tarif etmek şeklinde iki ahlâkî görev daha ilave etmektedirler. Bunlardan mazluma yardım etmek görevinin soyguna uğramış veya kaza geçirmiş olanlara âcil olarak yardımda bulunmak anlamında olduğu şüphesizdir. (6) Bu sebeple âcil yardım organizasyonlarını İslâmi kurumlar olarak görebiliriz. Peygamberimizin yol düzeni ile ilgili olarak günümüzün anlayışıyla trafik kaidelerine uymayı içerecek şekilde öğütler vermesi, bu kurallara uymanın dünya hayatının güvenliğini sağlayıcı olması kadar, âhiret hayatının saadetine de yol açıcı olması dolayısıyladır. Nitekim Peygamberimiz bir hadislerinde şöyle buyurmaktadır: «Vaktiyle bir kimse yolda giderken yol üzerinde bir diken dalı buldu, onu yoldan dışarıya attı. Yüce Allah, onun bu amelini kabul buyurdu da günahlarını bağışladı.» (7) Peygamberimiz bir diğer hadislerinde de şöyle buyurmaktadır: «(Sizden önceki nesiller içinde yaşayan) bir adam yolun ortasında yolcuların geçişine engel teşkil eden bir ağaç dalı gördü. Vallahi ben bu engeli kaldıracağım dedi ve de kaldırdı. Bu işinden dolayı da Cennet’e gir meye hak kazandı.» (8) Yoldan bir diken veya bir ağaç dalı gidermek bağışlanma ve Cennet’e girme sebebi olursa, Allah’ın rızasını dileyerek günümüzün trafik kaidelerine uymak da aynı şekilde bağışlanma ve Cennet’e girme vesîlesi olmaz mı? Pek tabîidir ki olur. Şu halde vazifemiz; Trafik işaret levhalarında Hz. Peygamberin doğruya iletici manevî el işaretlerini görmek ve bu işaretlerin Cennet’e yönlendirdiğine inanmaktır. Saygıdeğer Mü’minler! Mevzuumuzla alâkalı gördüğümüz mühim bir hususa da burada dikkatinizi çekmek isteriz. Peygamberimiz bir hadislerinde «Sadaka vermek için koşuşunuz. Zira belâ Sadaka engelini aşamaz.» (9) buyururken gerekçelerini sunarak trafik kurallarına uyma olarak açıkladığımız “Yoldan, ezayi gidermeyi” de Sadaka olarak nitelendirmiştir. Peygamberimizin ifadeleriyle trafik kurallarına uymak Sadaka olduğuna, kaza ve belâlar da Sadaka engelini aşamadığına göre trafik düzenine uymanın, trafik kazalarını büyük ölçüde önleyebileceğini veya azaltabileceğini söyleyebiliriz. Hal böyleyken, kendi bilgisizliğimizin, ihmalkârlık ve tedbirsizliğimizin meydana getirdiği kazaları, nasıl tecelli edeceğini bilmediğimiz ilâhî kadere hamletmemiz şüphesiz kaderi İslâm dışı bir anlayışla yorumlamaktır; pek tabiidir ki büyük bir hatadır. Trafik kaidelerine uymak, canlara ve mallara saygı duymanın ilk gereğidir ve bu uyuş kendi nefsimize ve cemiyetimize hayırlı bir hizmettir. Bu hayrı katiyen küçümsememeliyiz. Peygamberimiz: «Hayırdan hiç bir şeyi küçük görmeyiniz.» buyururlar. Kaldı ki, trafik düzenine uymak küçük değil, büyük bir hayırdır ve pek büyük bir sevaptır. Allah’ın rahmeti, selâmeti ve emniyetinin üzerinize olmasını niyaz eder, konuyu Mülk sûresinin 15.âyetiyle bitiririm: “Yer yüzünü ayaklarınızın altına seren Allah’tır. O halde yeryüzünün üzerinde dolaşın ve O’nun size verdiği rızktan yiyin. (Sonunda) dönüşünüz O’na olacaktır.”
1) Sırasıyla bak. Bakara, 195; İsra, 33; Araf 31; İsra, 26. 2) el-Câmiüs- Sağîr, 1/124. 3) İ. Mace, Hn. 3683; Mişkâtül- Mesâbîh, Hn. 1911. 4) el-Câmiüs- Sağîr, 2/157. 5) Muhtasar Sahîh-i Müslim, Hn. 1419. 6) S. Tirmizi, Hn. 2727. 7) M.S. Müslim, Hn. 1082. 8) S. Müslim ve Ter. M. Sofuoğlu, 8/86. 9) K. Hafâ Hn. 876. |
MİRATHABER.COM -YOUTUBE-