islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
45,3990
EURO
53,3011
ALTIN
6.812,59
BIST
14.783,75
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Parçalı Bulutlu
25°C
İstanbul
25°C
Parçalı Bulutlu
Çarşamba Hafif Yağmurlu
22°C
Perşembe Parçalı Bulutlu
18°C
Cuma Az Bulutlu
20°C
Cumartesi Az Bulutlu
23°C

Cihan Devleti Osmanlı’daki Eğitim-Öğretim Seviyesi İle Cumhuriyet Dönemindeki Eğitim-Öğretim Seviyesi Mukayesesi

Cihan Devleti Osmanlı’daki Eğitim-Öğretim Seviyesi İle Cumhuriyet Dönemindeki Eğitim-Öğretim Seviyesi Mukayesesi
A+
A-

Tarih boyunca milletlerin medeniyet seviyeleri, eğitim-öğretim müesseseleriyle doğrudan irtibatlı olmuştur. Osmanlı Devleti hakkında en fazla dile getirilen ithamlardan biri, “Osmanlı insanının câhil bırakıldığı” iddiasıdır. Cumhuriyet sonrasında sistemli bir propaganda olarak işlenen bu söylem, ilmî veriler ve tarihî şahitlikler karşısında gerçeği yansıtmamaktadır. Aşağıdaki mukayeseli değerlendirme, Osmanlı eğitim seviyesinin hakikî manzarasını ortaya koyacaktır.

1. Osmanlı’da İlk Eğitim Kurumları ve Âmin Alayı Geleneği

Osmanlı’da çocuklar 4 ile 6 yaş arasında mektebe başlarlardı. Bu başlangıç merasimi “Âmin Alayı” adıyla bilinir; dualar, ilahiler ve şenliklerle çocuğun eğitime adımı kutlanırdı.[1] Bu durum, eğitimin toplumda yalnızca bir zorunluluk değil, aynı zamanda bir sevinç vesilesi olduğunu gösterir.

2. İlköğretimde Yaygınlık ve Vakıf Sistemi

Sıbyan mektepleri Osmanlı şehirlerinin ayrılmaz parçasıydı. XVII. yüzyılda yalnız İstanbul’da yaklaşık 2.000, Amasya’da 200, Erzurum’da 110 sıbyan mektebi bulunmaktaydı.[2] Bu okulların büyük kısmı vakıf destekliydi; fakir çocuklara ücretsiz eğitim, yemek, kıyafet ve cep harçlığı sağlanırdı. Böylece eğitim, toplumun her kesimine ulaştırılmıştı.

3. Müfredat Çeşitliliği ve Kabiliyet Esasına Göre Yönlendirme

Osmanlı’da okullar vakıflar eliyle kurulduğundan, müfredat da vakıf kurucusunun şartlarına göre şekillenirdi. Bazı mekteplerde dil ve edebiyat (Türkçe, Arapça, Farsça), bazılarında musiki veya hat sanatı öne çıkardı. Çocukların kabiliyetleri küçük yaşta tespit edilir, ona göre ihtisaslaştırılırdı. Nitekim Hamamizade İsmail Dede Efendi ve Hacı Arif Bey gibi musiki üstatları bu sistem sayesinde keşfedilmiştir.[3]

4. Yabancı Şahitlerin Gözlemleri

Osmanlı eğitimi hakkında Batılı seyyahların şahitlikleri dikkat çekicidir. Fransız seyyah Belon, Kanuni devrinde “her köyde bir mektebin bulunduğunu, kızların da okuduğunu” belirtmiştir.[4] Joseph von Hammer’in eserini Fransızcaya çeviren J. J. Hellert, Osmanlı ilkokul hocalarını “iyi yetişmiş” diye nitelemiş, İstanbul’un “dünyanın başkentleri arasında en fazla eğitim müessesesine sahip şehir” olduğunu kaydetmiştir.[5]

5. Yüksek Eğitim ve Enderun Mektebi

Enderun Mektebi, Osmanlı’nın en yüksek seviyeli devlet okulu olarak bir model teşkil etmiştir. Amerikalı eğitimci Andreas Kazamias, “Platon’un ideal mektep” diye tasvir ettiği okulun Enderun olduğunu söylerken; zekâ testini geliştiren Lewis Terman, “ilk defa öğrenci seçme sisteminin Enderun’da uygulandığını” belirtmiştir.[6] Bu müessese, devlet adamı, kumandan, sanatkâr ve ilim erbabı yetiştiren eşsiz bir ocak olmuştur.

6. Osmanlı ve İslâm Medeniyetinde Bilim, Keşif ve Teknolojik İleri Hamleler

Osmanlı eğitimi yalnızca dil, sanat ve ilahiyatla sınırlı kalmamış; fen, mühendislik ve teknik sahalarda da dikkate değer bir birikim oluşturmuştur. Bu miras, İslâm medeniyetinin çok daha eski birikimlerinin devamıdır. Nitekim 1206’da vefat eden büyük mühendis ve mucit Bediüzzaman el-Cezerî, ilk mobil robot sayılan otomatik hizmetkâr makineleri geliştirmiş; su saatleri, otomatik abdest alma düzenekleri ve şifreli kilit mekanizmaları icat etmiştir.[8]

Bu çizgi Osmanlı’da da devam etmiş, özellikle Sultan II. Abdülhamid döneminde teknolojik yeniliklere özel bir alaka gösterilmiştir. 1880’lerin sonunda Osmanlı mühendisleri, “Alâmet” adı verilen, yürüyebilen, ses çıkarabilen ve zamanı gösterebilen bir robot imal etmişlerdir. 1889’da Japon İmparatoru Meiji, Sultan Abdülhamid’e hediyelerle elçi gönderdiğinde, bu Osmanlı robotu da hediyeleşmede yer almış, Japonya’da hayranlık uyandırmıştır.[9] Bugün Japonya’nın robotik alandaki liderliği açısından bu hediyenin ilham verdiği rivayet edilmektedir.

Ayrıca II. Abdülhamid devrinde açılan modern mektepler, sanayi okulları, ziraat ve mühendislik kurumları, Osmanlı’nın yalnızca geçmiş birikimi muhafaza etmediğini, aynı zamanda çağın teknolojisine ayak uydurmaya çalıştığını göstermektedir. Bu yönüyle Osmanlı’nın eğitim sistemi, çok yönlü ve ileriye dönük bir yapı arz etmiştir.

7. Cumhuriyet Döneminde Okullaşma Oranı

Cumhuriyet döneminde, okullaşma oranı bakımından II. Abdülhamid devrinin seviyesine ancak 1950’lerde ulaşılabilmiştir.[7] Bu durum, Osmanlı’nın son devrinde ulaşılan eğitim seviyesinin küçümsenmeyecek bir düzeyde olduğunu göstermektedir. Cumhuriyet’in başında yapılan “Osmanlı cehaleti” propagandaları, gerçekte ideolojik bir yönlendirmedir.

8. Osmanlı İnsanının Cehalet İddiasına Cevap

Bir milletin yüzyıllarca üç kıtada hüküm sürmesi, ilmiye sınıfı, divan edebiyatı, medrese sistemi, sanat ve mimarîde zirveye ulaşması ancak eğitimli bir toplum sayesinde mümkündür. Osmanlı insanını “cahil” göstermek, tarihî hakikati çarpıtmak demektir. Bu hususu Batılı şahitlerin bile kabul ettiği ortadadır.

Sonuç

Osmanlı eğitim sistemi, yaygınlığı, vakıf destekli yapısı, kabiliyet esaslı yönlendirmesi, yüksek müesseseleri ve bilim-teknik sahalardaki öncülüğüyle, çağının en gelişmiş örneklerinden biridir. Cumhuriyet sonrasındaki kara propaganda, tarihî gerçekleri perdeleyememektedir. Hakikate insafla bakıldığında görülür ki: Osmanlı insanı asla câhil değildi; bilakis devlet ve millet olarak ayakta kalışının sırrı, eğitim-öğretim müesseselerindeki kalite, başarı ve bilimsel-mekanik keşiflerde gizlidir.

Hazırlayan: Ahmet Ziya İbrahimoğlu

İSLAMİ HABER “MİRAT”  -YOUTUBE- 

Dipnotlar:

[1] İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Devleti’nin İlmiye Teşkilatı, TTK Yay., Ankara, 1988, s. 152.

[2] İlber Ortaylı, Osmanlı’da Eğitim ve Modernleşme, İstanbul, 2008, s. 45.

[3] Yavuz Bahadıroğlu, Osmanlı Eğitim Sistemi, İstanbul, 2010, s. 67.

[4] Pierre Belon, Les Observations de Plusieurs Singularitez, Paris, 1553, s. 214.

[5] J. J. Hellert, Histoire de l’Empire Ottoman, Paris, 1835–1844, C. III, s. 78.

[6] Andreas M. Kazamias, Education and the Quest for Modernity in Turkey, Chicago, 1966, s. 23.

[7] Bernard Lewis, Modern Türkiye’nin Doğuşu, Ankara, 1998, s. 189.

[8] Donald R. Hill, Studies in Medieval Islamic Technology, Ashgate Publishing, 1998, s. 221–235.

[9] Salim Aydüz, “Osmanlı’da Bilim ve Teknoloji”, Osmanlı Medeniyeti Tarihi, İstanbul, 2014, s. 412.

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.