
Cinsel Mutluluk Görevleri 11
Hamilelik ve Hastalık Gibi Özel Durumlarda İlme ve Tecrübeye Saygılı Olmak
“…Öz canlarınızı kendi elinizle tehlikeye atmayınız…” (Bakara 195)
İslâm Dîni’nin emirleri ve yasakları kapsamına girmeyen konular ve durumlarda istişare etmek/danışmak, Yüce Rabbimizin ve Şanlı Peygamberimiz’in emridir.[1]
Danışma ve tıbbî muayene gibi yollarla istişare olunabilecek ilim adamlarının ilmî verilere ve tecrübelere dayanarak yapılması veya yapılmamasını gerekli buldukları hususlara saygılı olmak da, cinsel mutluluğa erdirecek dînî görevlerimizdendir.
Özel şartları içinde ilim ve tecrübe verilerine uymakla ilgili bu görevimizi, ana konumuz olan cinsellikle irtibatlandırarak, iki örnekle açıklamak isteriz.
Hamile eşle ilişkide bulunmak
Hamileliğin devamı süresince ilişkide bulunmak helâldir. Çünkü doğum öncesinde ilişkiyi yasaklayan açık bir ilâhi buyruk yoktur. Eşler, aralarında zararsız bir ilişki metodu geliştirebileceklerinden, olmaması da tabîidir. Ancak hamile eşin özel durumu sebebiyle belirli sürelerle de olsa tıb bilginlerinin yasaklayacağı ilişkiyi, dînî bir yasak şeklinde değerlendirebiliriz. Değerlendirmeliyiz de. Zira Allah’ın ve peygamberlerinin bildirileri ile kesinlik kazanmamış hususlarda tecrübeye, daha genel bir ifadeyle ilim verilerine uymak, İslâmî bir kuraldır.
Aşağıda sunacağımız hadîs bu kuralı belgelemektedir.
Sa’d b. Vakkas (r.a) anlatıyor.
Sorununu dile getirmek üzere Allah’ın Resûlü’ne (sa.) bir adam geldi ve şöyle dedi:
‐ Ya Resûlallah! Ben karıma azil yapıyorum/Rahmin dışına boşalıyorum.
Allah’ın Resûlü de sordu:
‐ Bunu niçin yapıyorsun?
Ya Resûlallah! Karımın hâmile kalarak emzirdiği çocuğunun zarar görmesinden korkuyorum.
‐ Eğer emzikli kadınla cinsî münâsebet (kadının hâmile kalarak sütünün bozulmasına, sonuç olarak da emzirilen çocuğa) zarar verseydi bunu yapan İranlılar ve Bizanslılara da zarar verirdi.[2]
Sunulan örnek hadîsde Allah’ın Resûlü’nün hamile ile ilişkiyi yasaklamama kararını, İranlılar ve Bizanslıların tecrübelerine dayandırması, açıkça emrolunmadığımız ve yasaklanmadığımız alanlarda, tecrübe ve ilim verilerini esas alabileceğimizi öğretmektedir.
Hasta eşle ilişkide bulunmak
Evlilik hukûkunun gereği olduğu için eşlerin birbirlerinin cinsel arzularına saygı duymaları görevleridir. Özellikle kadın kocasının arzularına icabet etmesi farz görevdir.
Ay hali ve lohusalık dışında cinsel görevlerin ertelenmesini mazur gösterebilecek tek geçerli sebeb ise hastalıktır. Ancak her hastalık ve her derece hastalık pek tabiîdir ki sebeb gösterilemez. Peygamberimiz’in, göz ağrısını, ilişkiyi erteleyici bir sebep olarak değerlendirmesi, ölçü olarak alınabilir.[3]
Bilgili ve bilinçli dindar veya tıp ilmini, ideolojiyle yorumlamayan mütehassıs/uzman doktorların ilişkiyi zararlı buldukları durumlarda hastalık, hiç şüphesiz erteletici mâkul bir sebeptir. Tedavi süresince ilişkiye girilmemesi gerekir.
Çünkü Yüce Allah “… Özcanlarınızı kendi ellerinizle tehlikeye atmayınız…” buyuruyor.[4]
Kurân’ın hükmü olarak hastalığın, oruç gibi İslâm Dîni’nin temel ibâdetlerinden birini oluşturan farz bir görevin ertelenmesine sebeb teşkil ettiği bilinmektedir.[5] Bu durum düşünülür ve erteletici hastalığı ve derecesini tesbit görevinin İslâm Hukûku’na göre mütehassıs/uzman doktorlara verildiği nazar‐ı itibara/dikkate alınırsa, cinsel hayatla ilgili durumlarda tecrübe ve ilim verilerine uyulması gereğini daha iyi kavrayabiliriz.
Sonuç olarak deriz ki, cinsel hayatın mutluluğu için hâmilelik ve hastalık gibi özel durumlarda ilme ve tecrübeye saygılı olmak mecburiyetindeyiz. Bu mecburiyet, hiç şüphesiz aklı da yönlendiren yüce dînimizden kaynaklanmaktadır.
DİP NOTLAR
[1] Bak. Âl‐i İmrân 159, Şûra 38. Muhtelif hadîsler için kaynak tefsirlerden bu âyetlerin açıklamalarına bakılabilir.
[2] Müslim Nikâh 22, Hn. 1442. Ayrıca bak. Zadül‐Meâd Fi Hukmihi Fil‐Ğayli
[3] Zâdül‐Meâd Faslün Fî Hedyihi Fî ‘İlacir‐Remed
[4] Bakara 195.
[5] Bakara 184