islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
45,0698
EURO
52,8941
ALTIN
6.585,65
BIST
14.292,66
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Parçalı Bulutlu
18°C
İstanbul
18°C
Parçalı Bulutlu
Perşembe Az Bulutlu
16°C
Cuma Hafif Yağmurlu
11°C
Cumartesi Çok Bulutlu
14°C
Pazar Hafif Yağmurlu
13°C

EĞER BİLİRSENİZ BU SİZİN İÇİN DAHA HAYIRLIDIR 5

EĞER BİLİRSENİZ BU SİZİN İÇİN DAHA HAYIRLIDIR 5
12/03/2025 09:00
A+
A-

(Kur’an’da “Eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır” ifadesi ile biten âyetleri açıklamaya devam ediyoruz)

6.Yalnzca Allah’a ibadet etmek ve O’na karşı gelmekten sakınmak

Allah (st) şöyle buyuruyor:

“İbrahim’i de (rasûl olarak) gönderdik. O kavmine şöyle demişti: Allah’a kulluk edin. O’na karşı gelmekten korkup-sakının. Eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır.

Siz Allah’ı bırakıp birtakım putlara tapıyor, asılsız sözler uyduruyorsunuz. Bilmelisiniz ki, Allah’ı bırakıp da taptıklarınız, size rızık veremezler. O hâlde rızkı Allah katında arayın.

O’na kulluk edin ve O’na şükredin. Ancak O’na döndürüleceksiniz.” (Ankebût 29/16-17)

İbrahim (as) da diğer peygamberler gibi elçi olarak gönderildiği kavmini, bütün ilâhi davetlerin temeli olan sadece BİR İLÂH’a kulluk yapmaya davet etmişti. Geçmişte (ve günümüzde de) pek çokları âlemlerin Rabbine değil –ki bunun için yaratılmışlardı- kendi elleriyle yaptıklara nesnelere (putlara), ya da kafalarından uydurdukları çakma tanrılara inanıp ibadet ediyorlardı. Üstelik onların tanrı diye tapındıkları nesneler, ilâh/tanrı niteliklerine sahip olmayan şeylerdi.

İbrahim (as) da kavminin bu tanrı özelliği olmayan putlar hakkında düşünmeye davet etmişti. Mesela; önce yıldızlara, sonra Ay’a, sonra Güneş’e tanrı demesi, bunlara tanrılık özelliği veren kavmini düşünmeye, akıllarını kullanmaya, bunların tanrı olamayacaklarını anlamaya bir çağrı idi. Çünkü onun kavmi gök cisimleri tanrı edinen ve onlar adına put yapıp, o putlara tapınan bir kavimdi. (Bkz: En’am 6/75-79)

O (as), bir bayram günü kavmin mabedindeki bütün putları kırdı ve elindeki aleti en büyük putun boynuna astı. Kavmi; “tanrılarımıza bunu sen mi yaptın?” diye sorunca o; “Belki de bu işi şu büyükleri yapmıştır. Hadi onlara sorun; eğer konuşuyorlarsa” dedi. Onlar; “Sen bunların konuşmadığını pekâla biliyorsun” dediler.

O da taşı gediğine koyarak; “Öyleyse, Allah’ı bırakıp da, size hiç bir fayda ve zarar vermeyen bir şeylere hala kulluk edecek misiniz? Size de, Allah’ı bırakıp tapmakta olduğunuz  şeylere de yuh olsun. Siz akıllanmaz mısınız?” diye cevap verdi.

Lakin kavmi akıllanıp, düşünüp bu yanlış, bâtıl ve saçma tanrı ve kulluk anlayışından vazgeçip onun davetine icabet edecekleri yerde; “onu yakın ve tanrılarınıza yardım edin” dediler. Onu yakmaya kalkışınca da Allah (cc) “Ey ateş! İbrahim’e serin ve selâmetli ol” buyurdu. (Bkz: Enbiyâ 21/58-69)

Pek çok toplum kendilerine gönderilen elçileri (rasûl-nebileri)  yalancılıkla itham ettiler. Çeşitli bahâneler uydurup davetten kaçındılar. Bir kısmı elçilere meydan okuyup karşı çıktılar. Bir kısmı da maalesef hak daveti engellemek için zor kullandılar, hatta elçilerle ve mü’minlerle savaştılar. İbrahim’in (as) kavmine dolaylı olarak bunları hatırlatıp uyarmış, onların akıbetinden ibret almalarını ima etmiştir. (Allahu a’lem) (Komisyon, Kur’an Yolu (DİB), 4/248)

Ankebut 29/17de geçen ‘evsân’, ‘vesen’in çoğuludur. Taştan, alçıdan  ve benzeri şeylerden yapılan ve fetiş (kutsal) hâle getirilen şeyler… (Mukâtil b. Süleyman, Tefsir, 2/514. ed-Dineverî, İbni Kuteybe. Tefsîru Ğaribi’l-Kur’ân, s: 258)

Bu kelime, ‘esnâm-put’dan daha geniş bir anlama sahiptir. Mesela; insanlar ötedenberi çeşitli malzemelerle, çeşitli heykelimsi şeyler yaparlar, onları fetiş hâline getirirler; dokunulmaz, kutsal, mübarek zannederler, sonra da –bazıları- onlara tanrı diye taparlar, onlardan medet umarlar, yardım dilenirler veya onlardan çok korkarlar.

Onlara şöyle demek lazım: “Ey ahmaklar, aklını kullanmayanlar; siz kafadan tanrılar uyduruyorsunuz; sonra da onlara tapınıyor, onlardan şefâat bekliyorsunuz… Onlar ve sizin beklentiniz hâyalden başka bir şey değildir. Bir kimsenin fotoğrafında bile o kimseden bir gerçeklik yoktur. O resim kişinin kendisi değil, günün birinde toğrağa gömülecek bir fâni bedenin hâyalidir.

Halbuki bilinen bir gerçek; o beden öldüğü zaman insanlar onu gömmekte acele ederler. Zira kokabilir. Ama birileri çıkıp da ölünün cansız hâyalini, falancadır, kutsaldır diye saklamaya kalkışırsa, bunda yalancılık vardır. (Zira böyle bir şey mümkün değildir) Öyleyse böyle hâyal olan fânilere, şeylere tanrılık izafe etmek ne büyük bir yanılgıdır, ne büyük iftiradır, ne büyük akılsızlıktır. (Elmalılı, H. Y. Hak Dini Kur’an Dili (Sad.), )

İbrahim (as) kavmine dedi ki: “… Eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır.” Eğer hayr olan ile şer olanın arasını farkedecek kadar ferasetiniz/basiretiniz varsa, eğer konuya cehâlet açısından değil de ilim/hakikat açısından bakarsanız Allah’a kulluk etmek, sizin üzerinizde olduğunu gidişattan daha hayırlıdır.

-Bu ifadede şu gerçekleri veya mesajları bulmak mümkün;

1.Kulun uydurma tanrıları (putlar) bırakıp âlemlerin Rabbi Allah’a iman edip O’na kulluk yapmasının (ibadet/itaat etmesinin) faydası yine kendinedir.

2.Zira Allah’tan başkasına kul olmak öncelikle insan onurunu zedeler.

3.Allah’tan başka herhangi nesneden, eşyadan (putlardan), kim olursa olsun ölülerden yardım istenmez, şefâat (destek) beklenmez. Zira onlar yaratamaz, rızık veremez, imdat edemezler. (Kişi, devlet, nesneler; kim ve ne olursa, Allah’tan istenebilecek şeyler onlardan da istenmez.)

4.Allah’tan gelen Hakikati (Vahyi) inkâr etmek, ya da ona aykırı davranmak kişinin âhiretteki mutluluğunu engeller. Dolaysıyla dünya hayatına da, buradaki mutluluğa da zarar verir.

5.İnsana düşen kendisi için hayırlı olanı tercih etmek, şerli (kötü-zararlı) olanı değil…

6.Önceki kavimlerden bazıları azgınlıkları sebebiyle helâk edildiler. Bu da “eğer müslüman olursam, İslâma göre yaşarsam dünyalık kaybım olur” diyenlere bir uyarıdır. Zira azgınlığın sonucu hem dünyada, hem âhirette daha büyük bir kayıptır, zarardır.

Arkadan gelen âyette Rabbimiz şöyle diyor:

“Eğer (size tebliğ edileni) yalan sayarsanız, bilin ki sizden önceki bir çok toplumlar da (kendilerine tebliğ edileni) yalan saymışlardı.

Peygamber’e düşen, yalnız açık bir tebliğdir.” (Ankebut 29/18)

7.Allah’ın elçileri sadece kendilerine vahyedilenleri tebliğ ederler, bununla muhataplarını Vahye/İslâma, yani yalnızca Yüce Yaratıcı’ya kulluk yapmaya davet ederler. Onların görevi budur. Bundan sonrası insanların hür iradeleriyle kendi seçimlerine kalmıştır.

 -Netice olarak;

İnsanlar bu Hakikati anlarlarsa ve gereğini yaparlarsa, bu seçim, bu tercih onlar için hem dünyada, hem de âhirette daha hayırlıdır.

Hüseyin K. Ece

MİRATHABER.COM  -YOUTUBE- 

YAZARIN DİĞER YAZILARINA ULAŞMAK İÇİN BURAYA TIKLAYINIZ 

 

 

 

ETİKETLER: ÜSTMANŞET, yazarlar
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.