
Şehir merkezlerinden dağ köylerine kadar her yerde Cuma namazının farzı kılındıktan sonra cemaatin çok büyük çoğunluğu camiden çıkıyor. Duaya kadar kalanlar pek az. Burada bir yanlışlık yok mu?
Dünyamızın bütününü etkileyen salgın hastalık döneminde önlem olarak ertelediğimiz Cuma namazlarına, iki buçuk aylık bir aradan sonra yeniden başlamıştık. (29 Mayıs 2020)
Cuma namazını ben de komşu olduğum Emirgan Camii’nde kılmıştım. Cuma namazının farzının kılınmasından sonra, hiçbir namaz kılınmadan imamın kısa bir duasının akabinde camiden dağılmıştık.
Cuma namazının farzının kılınışının hemen sonrasında tespih çekilmeksizin yapılan dua ile sona erdirilen bu Cuma namazını bir tarafa bırakırsak, asırlardan beri Anadolu coğrafyasında ilk defa Sünnet’e -daha- uygun bir Cuma namazı kılmıştık.
Mirat Haber’imizi çıkaran Ardev/Vakfımız Süleymaniye’de… Bu sebeple Cuma namazlarını genelde, 12 yıl Cuma hatipliğini yaptığım Süleymaniye Camii’nde kılıyorum. Caminin içi yaklaşık beş dönüm. Ön saflarda namaz kılanların bir kısmı farzın kılınışının akabinde cemaati yararak dışarı çıkıyorlar.
Son cumalarımızdan birinde aynı görüntülere şahit olunca öfkelenir gibi oldum. Ama çabuk toparlandım ve düşündüm: Hatalı olanlar farzın kılınışından hemen sonra cemaati yararak camiden çıkanlar mı, yoksa kalıp da onların çıkışını engelleyenler mi?
Doğru olduğuna inandığım ilmî kanaatime göre, hatalı olanlar kalıp da çıkışı engelleyenlerdir. Çünkü farzın kılınışı ile birlikte Cuma namazı bitmiştir. “Cuma günü kılmak üzere çağrıldığınız namaz bitince yeryüzüne dağılın, Allah’ın fazlından vereceği rızıklara talip olup isteyin, Allah’ı da çokça anın ki başarıya erebilesiniz.” (Cuma, 62/10) anlamındaki âyetin zahiri de bunu göstermektedir.
Allah şanını artırsın, Peygamberimizden vakti olup da arzu edenler için -imamla kılınan farzdan sonra- dört rekât namaz kılınabileceğine ilişkin bir rivayet var ise de kendileri camide farz sonrasında namaz kılmamışlardır (Müslim, Cuma, 67-8; Buhari, Cuma, 39).
Bir diğer anlatımla açıklamak istersek, Kur’ân ve Sünnet’te Cuma’nın son sünneti, zuhr-i âhir ve vaktin sünneti şeklinde isimlendirilen namazların hiçbiri yoktur. İçtihadî bir temeli bile kalmadığı için Zuhr-i âhir denilen namazın bidat olduğunu da söyleyebiliriz.
Memur, işçi, esnafın yanı sıra iş takibi yapan ve alışverişe çıkmış olanların da vakti olmayacağı için camiden çıkmak isteyecekleri açıktır. Bunların bir kısmı camiden çıkmıyor da, görevimiz olmayan, sözü edilen namazlara devam ediyorlarsa, Cuma namazını tam olarak kılamamış olmak endişesini taşıdıkları içindir. Oysaki işaret edildiği üzere, farz namazdan sonra dağılanlar -bilmeyerek de olsa- kalanlardan daha isabetli davranmaktadırlar.
Cuma günü hutbeden önce Sünnet olarak namaz kılınacağına dair kesin rivayetler yoksa da, bazı sahabiler ve onların çizgisindeki İslâm bilginleri iki veya dört rekât namaz kılınmasını öğütlemişlerdir.
Açıklamalarımıza göre özetlersek, Cuma günü camilerin dışında okunan Cuma ezanından sonra iki veya dört rekât namaz kılınır. (İmam minbere çıkmış ve iç ezan başlamışsa bu namaz kılınmayabilir.) Ardından hutbe dinlenip imamla cemaat halinde kılınacak iki rekât farzla birlikte Cuma görevi bitmiş olur.
Tam burada bir hatıramı anlatmanın yeri geldi. Bir grupla birlikte Fas’a gittik. Bazıları eşleri ile gelmişti. Şehirler arasında otobüsle yolculuk yapıyorduk. Tam Cuma vaktinde bir şehre girdik. Önceden kadınları da Cuma namazı kılmaya teşvik etmiştim. Hutbe okunurken şehrin merkezi camisine girdik. Kadınlarımız da kadınlar bölümüne girdiler. Hutbeden sonra farza kalktık. Farzı bitirince, çevreme baktığımda camide yüzlerce kişiden oluşan cemaatten bir tek fert kalmadığını gördüm. Kadınlara, kılıp kılamadıklarını sorunca onların da yüzlerce kadınla birlikte kıldıklarını öğrendim.
Farzın hemen ardından dağılan cemaat ve kadınların Cuma namazına katılımları… Doğru olan bu değil miydi? Elbette buydu.
Diyanet, 29 Mayıs 2020’de attığı doğru adımı sürdürmeli, Cuma namazı farzının kılınması ile birlikte -tespihler çekilip imamın yapacağı dua ile- Cuma namazı bitirilmelidir.
Mekke-Medine ve birçok İslâm ülkesindeki tarihten mevrus daha doğru uygulama da zaten böyle değil midir?
Mezhebî görüşlerini, alışkanlıklarını sürdürmek isteyecekler farz sonrasında diledikleri gibi ve arzuladıkları şekilde namaz kılabilirler.
NOT: Mehmet Zihni merhum, Nimet-i İslâm‘ında verdiği bilgilerin akabinde Zuhr-i âhir’in kılınmasına gerek kalmadığını söyler.