islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
45,4002
EURO
53,3613
ALTIN
6.853,66
BIST
14.973,19
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Az Bulutlu
24°C
İstanbul
24°C
Az Bulutlu
Çarşamba Parçalı Bulutlu
23°C
Perşembe Az Bulutlu
18°C
Cuma Az Bulutlu
20°C
Cumartesi Az Bulutlu
23°C

DERDİM BANA DERMAN İMİŞ

DERDİM BANA DERMAN İMİŞ
30/11/2025 10:49
A+
A-

DERDİM BANA DERMAN İMİŞ

Derdi olmayan var mıdır bu alemde? Herkesin derdi kendine göre. En ağır belaları peygamberler üstlenir, sonra Allah’a yakınlık derecesine göre dert, insanın başına gelir, diye söylenir. Geçmişte Allah dostu olanlar kırk gün üzülecekleri bir hadise ile karşılaşmayınca, Allah bizi unuttu mu diye üzülürlermiş. Derdi Allah’ın bir iltifatı gibi görürlermiş. Derdi veren, dermanını da verir, diyerek başa geleni daha çok sabır ve tevekkülle karşılarlarmış. Onların sıkıntılara yükledikleri anlam, bugünkü algımızdan çok farklı.

Modern hayatın bireyin mutluluğunu hazza bağlayan dogmalarını kabullenmemizden önce insanın olgunlaşması esas hedef olarak kabullenildiğinden acıya verilen anlam farklıydı. Acıyla yoğrulma bir tür meziyet sayılırdı. Mevlânâ’nın “Hamdım, piştim, yandım ve oldum” dediği gibi çekilen çilelere insanın olgunlaşması için birer vasıta gözüyle bakılırdı.     Bu yönüyle acının insan yaşamındaki önemini Mevlânâ’nın dizelerinde buluruz. Der ki:

 İnsan misafirhanedir;

  Her sabah yeni bir misafir gelir

  Sevinç, keder, gam…Hepsi

  Beklenmedik konuklardır

  Gelenleri hoş karşıla,

 Ağırlamayı bil!

Belki de her biri, içini

 Yeni bir sevinç için temizlemeye gelmiştir  

Karanlık düşünce, utanç, hınç…

Kapıda gülerek karşıla. İçeri, buyur et.

Kim gelirse gelsin şükret,

çünkü her bir öteden

gönderilmiş bir rehberdir”

Mevlana’nın şiirinde görüldüğü gibi Hak’tan geldiği için her duygu hoş tutulmalı, bir keder kalabalığı bile olsa. Gelenler, yeni zevklere yer açmak için gönül hanesini temizleyip boşaltmak için gelmiş olmalılar.  Karanlık düşünce, utanç kötülük gibi davetsiz misafirler dahi onların neden gönderildiğini anlamak, kılavuzluk etmelerine izin vermek amacıyla kabul edilmelidir.

Mevlânâ gibi Peyami Safa da “Üstadımız Keder” yazısında keder ve felaketi çok defa kıyafetlerini değiştirmiş dostlarımız olarak görür ve en unutulmaz dersleri onlardan aldığımızı söyler. Onları bir misafir gibi kabul edip söyleyeceklerini dikkatle dinlememizi tavsiye eder. Keder:

“Sebepsiz gelmedim, diyecek beni çağırdınız, diyecektir.

‘Evet, evet. Her hata her dikkatsizlik, her ihmal bana gönderilmiş bir davet mektubudur. Küçük küçük hatalarınızı unutmuş olacaksınız. Belki de büyükleri hatırınızda değil. Daha doğrusu bunların hata olduğunu kabul etmiyorsunuz. Fakat öyledir çağırdınız geldim.’ diyecek. “

Peyami Safa’ya göre hatalarımızı kabullendiğimizde kederin gözlerindeki yabanî ifade kaybolacak, kaderimizin yolunu aydınlatan bakışlar parlayacaktır. Hatalarımızı kabullenmediğimizde ise benzer deneyimlerin daha şiddetlisiyle kalbimiz yorulacaktır

Buraya kadar Mevlânâ ve Peyami Safa’nın  derdi   “misafir bilme anlayışını”  özetledik. Asıl söylemek istediğimizin ise dertleri zevk edinin, üzüntülerinize yapışıp  kalın, demek olmadığını ayrıca belirtelim.  Bize acı veren zorluklara eğitim planımızın bir parçası nazarıyla baktığımızda gördüklerimiz farklı bir çehreye bürünürler. Bu anlayışın uygulamalarını sufî geleneğinde görüyoruz. Tasavvuf uluları manevi yolda ilerlemeleri için talebelerini çile terbiyesinden geçirerek, benliğin kibrini kırmayı amaçlarlar. Konuyla ilgili küçük bir hikâye, on ikinci yüzyılda  Mecdûddîn-i  Bağdâdî  hakkında anlatılır:

Şeyh onu önce abdest işleriyle ilgili hizmetlerle görevlendirdi. Doktor olan annesi bu durumu işitti- şeyh de doktordu- ve şeyhe bir kimse ile şöyle bir temenni iletti: Oğlum Mecdûddin  nazik bir insandır, görev olarak verdiğiniz bu iş çok tuhaftır. Eğer şeyh müsaade buyururlarsa ben o hizmetleri görmek için on tane Türk delikanlı gönderirim. Yeter ki oğlumu başka bir hizmete versinler.

 Şeyh şöyle buyurdu: Ona şöyle deyiniz,’Tıp ilmini bilen bir kişi olarak bu sözün sizden sadır olması tuhaf bir şeydir. Oğlunuz ateşli bir hastalıktan acı çekse ona ait olan bir ilacı başka delikanlıya versem, oğlunuz sıhhat bulur mu?’ ”Annemarie Schimmel,İslamın Mistik Boyutları,s110

Hikâyede gördüğümüz şekilde nefsin   hastalıklarından kurtuluş reçetesi olarak verilen, nefsi horlayan, zorlayan görevler, alçaltıcı muameleler Akşemseddin, Aziz Mahmud Hüdâyî gibi nice tasavvuf büyüklerimizin geçmişinde de var.  Onlar nefislerinin kibir ve komplekslerinden kurtulmak için çeşitli çile eğitiminden geçtikten sonra gönüllere şifa veren, yol gösteren birer kılavuz olmayı başarmışlardır.

Hayatın önümüze çıkardığı sıkıntılara bizim olgunlaşıp gelişmemiz için geldiği varsayımından hareket edersek sıkıntılarımızı kolay kabulleniyor, aşmak için çareler üretebiliyoruz.  Derdimizin dermanını bulabiliyoruz. Bize görevli gelen derdi anlamak yerine talihe, dünyaya lanet okursak o zaman daha fazla dertlerle karşılaşabiliyoruz. Kur’ân-ı Kerîm’de buna benzer durumları örnekleyebilecek ayetler de var. Uhud savaşı sırasında savaş meydanından kaçan sahabeleri Peygamberimiz çağırıyor, fakat onlar arkalarına bakmadan kaçmaya devam ediyorlar. O zaman savaşın yenilgisinin üzerine eklenen üzüntüleri için,

“ …Allah size keder üstüne keder verdi ki, bundan dolayı gerek elinizden gidene gerekse başınıza gelenlere üzülmeyesiniz…(Âl-i İmran 153) diyor Rabbimiz . Bir başka Âyet-i Kerîmede ise:

Kaybettiklerinize üzülmemeniz, Allah’ın verdiği şeylerle şımarmamanız içindir. Allah, kendisini beğenip böbürlenen hiç kimseyi sevmez”.(Hadid 23)  diyor. Ayetlerden de gayet açık bir şekilde anlaşılacağı üzere Rabbimiz, terbiye planı gereğince   kullarına kimi zaman dert üstüne dert vererek, kimi zaman kibirli ve şımarık olmalarını engellemek amacıyla sıkıntılar gönderiyor. Kimi zaman da küçük sıkıntılar büyük belaların gelmesini engelleyebiliyor.

Modern psikoloji de acının kişisel olgunlaşmadaki önemini kabul eder. Carl Gustav Jung   psikolojik dayanıklılığın, konfor alanından çıkma cesaretiyle geliştiğini belirtir, aksi halde büyüyemeyiz:

“Kendi sıkıntınızı ve sorumluluğunuzu üstünüzden atarsanız büyüyemezsiniz: küçük bir çocuk olarak kalırsınız. Ancak bu benim meselem, benim yaşamım; benim çilem bana aittir ve başkasına yansıtılmaz derseniz yürüyebilirsiniz”

Acıya katlanmak kolay değil, acıdan kaçmak çözüm değil, acısız hayat mümkün değil, o halde insan nasıl bir yol bulmalı ki kendine, dengesini kaybetmeden yolunca yürüyebilsin?  Cevabı yine üstat Peyami Safa’dan alıyoruz:

“Marifet sevinçle dost olmak değildir. Her çocuk bunu yapar. Olgun adamın çocuktan farkı ıstırapla dost olabilmesidir. Ümitsiz bir tevekkülle değil. Bu: zulüm karşısında gülenin davranışıdır. Ümitli bir sabırla.”

(Kadın Aşk Aile s175)

“Şüphesiz üzülmesini bilmek bir sanattır. Az dozu şifa veren ve fazlası öldüren zehirler gibi üzüntü de şifa verici dozlara taksim edilebilir…Sonra her meseleyi küçük dozlara bölmeliyiz bir derdi ufalamak onun kâbusundan kurtulmak için en kestirme yoldur. Fakat inanır mısınız insanların çoğu dertleşmeyi severler başlarına dert ararlar. Çünkü üzüntü insanı mücadeleye sevk eder uykudaki enerjilerini uyandırır ve canlılığını arttırır sıhhat için faydalı olduğunu iddia edenler bile vardır.” (Eğitim Gençlik Üniversite s45)

“Derman arardım derdime /Derdim bana derman imiş “diyen Niyazi Mısrî’nin söylemek istediklerini Mevlânâ’dan, Peyami Safa’dan Jung’dan deliler getirerek anlatmaya çalıştık. Derdin dermanını ararken, ihtiyacımız olan şeyin derdin içinde gizli olduğunu, derdin dermanıyla birlikte geldiğini ve görevini tamamlayınca gittiğini söylemek istedik.  Her duygu gibi dertlerimizi de bir süre kalıp daha sonra gidecek bir konuk gibi kabul edip geliş sebebini sorgulayalım. Sonrasında bizi daha yetkin bir insan olmaya hazırladıkları için teşekkür edelim, demek istedik.

Allah, taşıyamayacağımız yükü yüklemesin; derdimizi dermanımıza vesile kılsın  duasıyla sözlerimizi tamamlayalım

Ayşegül Ünal

YAZARIMIZ “AYŞEGÜL ÜNAL’IN” DİĞER YAZILARINA ULAŞMAK İÇİN BURAYA ”TIKLAYINIZ” 

 

İslami Haber ”MİRAT” – YouTube

 

Yorumlar
  1. Nigar Carullaoğlu dedi ki:

    Çoooox teşekkür ederim, Ayşegül hanım, güzel bir felsefi düşünceler essesi. Bunu yalnız o yoldan geçenler deyerlendire bilir!

  2. Hatice Kara dedi ki:

    Eline emeğine sağlık yengeciğim gerçekten hayat sürprizlerle dolu ama o sürprizler bizleri gerçekten olgunlaştırıyo ve güçlendiriyor yeni yazılarını merakla bekliyorum teşekkürler

  3. Sibel Yıldırım dedi ki:

    Dertler Allah in insanı temizlemek ve günahlardan arındırmak için gönderdiği misafirlerimize ama Allah insana taşıyamayacağı yükü yüklemez Amenerrasulu da Rabbimiz bize nasıl dua edeceğimizi öğretmiş dertler karşısında gösterilen sabır çok önemlidir Çünkü Allah sabır ve namazla kendisinden yardım istememizi buyurmuş (Bakara45.ayet) yine çok güzel bir yazı olmuş Ayşegül hanım ellerinize sağlık Allah a emanet olun.

  4. Selamet Devlet Bayraktar dedi ki:

    Tebrikler…Yazarımızın bütün yazılarını severek ve beğenerek okuyoruz ailece…
    Konular ve üslubunla her kesime hitap ediyor.
    Devamını merakla bekliyoruz.
    Emeklerinize sağlık.

  5. Şule yüksel kara dedi ki:

    Ayşegül Hanım kaleminize sağlık. Dert ve insan arasındaki o kadim bağı, hem tasavvufun derinliğiyle hem de modern psikolojinin bakış açısıyla öyle güzel harmanlamışsınız ki, okurken insanın içi hem sızlıyor hem de ferahlıyor. Mevlânâ’dan Peyami Safa’ya, Jung’dan sufî hikmetine kadar uzanan bu yolculuk, derdin aslında hayatımızdaki öğretici yanını yeniden hatırlattı.
    Gerçekten de bazen bize ağır gelen şeyler, en çok büyüten; en çok acıtan şeyler ise en çok arındıran oluyor. Yazınız, derdin sadece bir yük değil, aynı zamanda bir rehber olabileceğini zarif bir dille anlatmış. İçimize dokunan, insana sabrı, tevekkülü ve olgunlaşmayı hatırlatan çok kıymetli bir makale olmuş.
    Allah hepimizin derdini dermanına vesile kılsın

  6. Fatih Mehmet Kara dedi ki:

    Çok teşekkür ederiz Ayşegül Hanım yazılarınızı beğenerek, zevkle okuyor ve takip ediyoruz

  7. Nermin Yılmaz dedi ki:

    Yine çok güzeldi. Yüreğinize kaleminize sağlık Ayşegül Hanım

  8. Nevin KURTARICI dedi ki:

    Kalemine yüreğine sağlık Ayşegül Hanım

  9. Aytenboya dedi ki:

    Tamda dertlenirken gelen bu yazı bana şükür ettirdi … şükür şükür şükür

  10. Emine Banu Tenekecigil dedi ki:

    “Zorluklara eğitim planımızın bir parçası nazarıyla bakmak” ifadesi ders niteliğindeydi benim için. Ayşegül hocam yine ruhumuza şifa oldu teşekkürlerimi sunuyorum.

  11. Nigar Carullaoğlu dedi ki:

    Bu makalenizi de büyük memnuniyetle okudum. Hayatım boyu hakikaten bir çok dertlerim, hastalıklarımla bağlı üzüntülerim bana manevi şifa olmuş. Çok etkileyici bir makale. Hem bu hem bundan önce okuduğum makalelerin hoşuma giden tarafı ise o ki doğu düşünürleri ile çerçivelenmir, Avropa düşünürlerinin de fikirlərini deyerlendirirsiniz. Tebrik ediyorum, Ayşegül hanım.