islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
32,5427
EURO
35,0029
ALTIN
2.433,79
BIST
10.471,32
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Açık
30°C
İstanbul
30°C
Açık
Perşembe Açık
30°C
Cuma Parçalı Bulutlu
28°C
Cumartesi Az Bulutlu
29°C
Pazar Az Bulutlu
30°C

Diyanet’in Neden Toplumsal Bir Ağırlığı Yok? II

Diyanet’in Neden Toplumsal Bir Ağırlığı Yok? II
18 Ağustos 2017 12:38
A+
A-

Laik sistemin onayladığı isâm’ı temsil ettiği için mi?

Diyanet ve ilahiyat Kur’an ve Sünnet islâm’ını değil baskıcı-dışlayıcı laikliğin onay verdiği islamı temsil ettiği için mi?

İlk makalemizde Diyanet Neden Toplumsal Bir Ağırlığı Yok? sorusuna Helâl ve Tayyib ile beslenmedikleri şeklinde cevap vermiştik. Açıklamaya çalıştığımız üzere bu aslında yeterli ve tatmin edici bir sebeptir. Ancak daha da önemli bir sebep var ki o da Diyanet’in teşkilat olarak Kur’ân ve Sünnet’in belirlediği İslâm’ı değil, laik sistemin sınırlarını çizdiği İslâm’ı dîn edinmiş olmasıdır.

Diyanet Hangi İslâm’ı Temsil Ediyor?

Önce şu gerçeğin altını çizelim. Biz tek tek şahısları kast etmiyoruz.

Diyanette ve İlahiyatlarda imanlı ve gayeli insanlarımız elbette ki vardır. Biz kurumsal yapı ile ilgiliyiz.

Diyanet İslâm Dini’nin bütününü değil onun toplumsal hayata yön verici yasalarından arındırılmış kısmını temsil ediyor. Gerçek budur.

İslâm bir bütündür ve insan hayatı ile örtüşen Rabbanî yapıdır. Çünkü onun yasalarını insanı yaratan Allah koymuştur. Allah denemeye uğratacağı insanın varlığına bütün güzellikleri ve çirkinlikleri bir arada kodlamıştır. İslâm, insan varlığına kodlanan güzelliklerin yaşanmasını emrederken çirkinliklerden kaçınılmasını da görev kılmıştır. İslâm gücünü insanla örtüşmesinden alır.

Laisizmi Benimseyebilirsiniz, Ama…

Siz Laisizmi benimseyebilirsiniz. İslâm’ın örneğin Eğitime,

Ekonomiye ve Hukuka ilişkin kurallarını kabul etmeyebilirsiniz. Ama bu dinin toplumsal hayata yön verici bu tür yasalarını yok sayamazsınız. İslâmî esasları İslâm olduğu için kabul etmeseniz bile onun ilkelerinin ortak akla sunulmasını, bilimsel veriler ışığında incelenmesini ve halkın demokratik tercihlerine sunulmasına mani olamazsınız. Bu laiklik değil İslâm karşıtlığı olur. Ülkemizde olan da budur/karşıtlıktır.

Diyanet Kurumsal Olarak Sömürücü Laikliğin Yanındadır

Yineleyelim: İslâm bir bütündür. Onun Kur’ân ve Kur’ân ile örtüşen Nebevî Sünnet ile belirlenmiş yasalarından bir kısmını dışlamak onu Allah’ın Dîni olmaktan çıkarır. İnsanlığın düzeni ve ümidi olmaktan yoksun kılar. Çünkü onun erişilmezliği/yüceliği bütünlüğündedir. Yoksa onu örneğin Allah’a imanda herhangi batıl bir dinle, ferdi mülkiyeti kabulde kapitalizmle, faizi redde marksizmle örtüştürebilirsiniz.

Diyanet sosyal, ekonomik ve hukuki hayata yön veren esaslarından soyutlandırılmış ve sınırları belirli inanç, ibâdet ve ahlâk esasları ile çerçevelenmiş bir yapıyı İslâm olarak tanıtmakla ve camilere egemen kılmakla yükümlü tutulmuş bir kurumdur. T.C. Anayasanın 24. Maddesi ile bağımlıdır.

Diyanet Kurucu iradenin belirlediği bu çerçevenin, insan hakları ve hürriyetleri bağlamında genişletilmesi yolunda olsun bir eğilim de göster(e)memiştir.

İlahiyatlar, Cemaatler ve Tarikatler de Diyanet Gibidir

İlahiyatları da Diyanet paralelinde kuruluşlar olarak görebiliriz.

Allah’ı sözlü zikir, namaz ve oruç gibi ibadetler ve bir kaç ahlâkî ilke etrafında dolaşan fakat bu arada Kur’ân ve Sünnet ile çelişkili hurafelere de yer veren tarikatler ve cemaatlerin büyük çoğunluğu da İslâm denilen ama İslâm ile çelişkili olan bir yapının dindarlarıdır.

Bütün hukuk düzenlerinde saygı gören evlilik boşanma ve mîras gibi ahval-i şahsiyyeden olan işlemleri bile mesele edinmeyen sözde Müslümanları başka türlü nitelemek mümkün müdür?

Sünnî /Ehl-iSünnet Olarak Nitelenmek

Bir de Diyanetin,İlahiyatın, cemaatlerin ve tariketlerin kendilerini Sünnî /Ehl-i Sünnet olarak tanıtmaları yok mu, hakikatte tam bir yanılgıdır ve yanıltmadır. Sünnî /Ehl-i Sünnet ifadeleri Ku’ân’da ve Sünnet’te geçmez. Güncelimizde bu ifadeler daha çok Şia karşıtlığı anlamını taşır. Şia’yı Sünnilikten /Ehl-i Sünnet’ten ayıran temel faktör, Şia’nın Müslümanların İslâmî çizgide Peygamberimizin kızı Fatıma’nın soyundan gelen imamlar tarafından yönetilmeleri gereğine inanmalarıdır. Ehl-i Sünnet ise yönetimin İslamî çizgide, evet İslâmî çizgide gerçekleştirilmesi gerektiğine inanmakla birlikte bunun Şûra, Adalet ve lLyakat doğrultusunda seçilecek kadrolarla oluşturulması görüşündedir.

Kafalarında İslâmî düzen fikri ve inancı olmayan insanlar, Başkan, Şeyh olabilirler, akademik unvan taşıyabilir, cübbeli sarıklı ve zikirli olabilir hatta büyük holdingler kurabilirler ama bölük pörçük İslâm anlayışları ile Kur’ân ve Sünnet insanı anlamına Eh-i Sünnet olamazlar.

İnsanlık İslâm’a Muhtaç Ama…

İnsanlık, başta kapitalizm olmak Şirk düzenleri olan sistemlerin sömürüsü ve zulmü altında. İnsan doğasıyla çatışan hukuk sistemlerinin mağduru. Silah sanayilerinin beslediği terörlerin mazlumu. Materyalist yöneticilerin kullanabileceği nükleer savaş tehdidi altında. İndirilen Kur’ân ayetleri ile Yaratılan varlık âyetlerini beraberce okuyamadığı için de gelecek ümidi yok.

İnsanlığın İslâm’a daha bir muhtaç olduğu dönemizde biz ne yapıyoruz? Yapılan hiçbir şey olmadığı gibi Bilime de bir katkımız yok.

Ana konumuza Dönersek

Yaklaşık 120 000 kişilik kadrosuyla Diyanet ve binlerce akademik ünvanlı öğretim üyesiyle İlahiyatlar dünyamızın/ülkemizin hiçbir sosyal, ekonomik ve hukuki problemiyle ilgilenmedikleri ve çözüm üret(e)medikleri, öğrenip öğretmek yolunda gayret göstermedikleri için tabii olarak hiçbir ağırlıkları yoktur. Cemaatler ve tarikatler de aynı durumdadır.

Oysa ki biz Müslümanlar İslâm Ceza Hukuku dahil İslâm’ın bütününe yani onun itikadî (İman esasları), iktisadî, içtimaî (sosyal) ve hukuki yasalarına inanmakla ve bu yasaları gücümüz ölçüsünde yaşamakla ve yaşanması gereğini dile getirmekle ve böylece insanlığın önünü açmakla yükümlüyüz. Kur’ân’ın 23 yıllık sürecini dikkate alarak da kişisel ve toplumsal davet usullerimizi belirlemekle mükellefiz.

Kültürel Bir Devrim İçin Ayağa Kalkmalı Değil miyiz?

Biz Kıyama kalkılsın demiyoruz. Mevcut cehaletimizle istesek de bunu başaramayız. Ama kültürel bir devrim için ayağa kalkmalı değil miyiz? Toplumumuzun taleplerine ve evrensel hukuk ilkelerine dolayısıyla İslâm’a saygılı ve açık demokratik hayata da, doğrudan insan doğasıyla örtüşen İslâm’a da varız, dememiz gerekmez mi? İddialı olmamız îcab etmez mi? Aksi takdirde dinin bir ucundan yaşamaya kalkışmış oluruz ki sonu uhrevî felâkettir.

Rabbimizi dinleyelim:

İnsanlardan bazıları İslâm Dîni’nin bir kısım yasaları ile Allah’a ibâdet ederler. Yaşadıkları ile mutlu olduklarında devam ederler. Ama baskı/zarar gördüklerinde Dinden yüz çevirirler. Böylece dünya ve âhiretlerini kayba uğratmış olurlar. İşte bu durum apaçık kayba uğramanın ta kendisidir.” (Hac 11)

Kristaller Kervanını Ürkütmek

Kristaller kervanını ürküttüğümüzün farkındayım. Açıklanan gerçeklerin kendilerini değil de dile getirilmelerini Fitne olarak niteleyip bizi Fitneci olarak suçlayacak hakiki Fitnecileri görür ve duyar gibiyim. Gam yok. Ağzı laf eden, eli kalem tutan üstelik yaşı yetmişi aşmış olan bizim gibiler konuşup yazmazsa kimden feryat etmesini bekleyeceğiz?

Sorumuzu bir daha yineleyelim: Diyanet’in ve de İlahiyatın Neden Toplumsal Bir Ağırlığı Yok?

Verilebilecek cevaplardan çok çok önemli ikisini verdik. Helâl ve Tayyip ile beslenilerek İslâm bir hayat düzeni olarak öğrenilip öğretilmez de örnekleri hâlâ pek çok olan hurafeci yapılar hakimiyetini sürdürürse emperyalizmin devreye sokacağı İslâm patentli ve Deaş benzeri yapıları bekleyelim.

Hayatın problemlerine çözümler üretemeyen bir din, sistemin dini olabilir ama Allah’ın dini olabilir mi?

Sistemin çizgisinde dinin bir ucundan Allah’a ibadet etmeye kalkışanların Ahiret hayatının elemli olacağında ise şüphe yoktur.

Sözü Rabbimizin Kur’ânî mesajı ile bitirelim:

“ Belirlediğimiz İslâmî çizgide uğraşı verenleri elbette razı olacağımız başarıya erdirici yol ve yöntemlere erdireceğiz. Hiç şüphesiz Allah, işlerini güzel yapan kullarıyla beraberdir.” (el-Ankebût 69)

Gelişen Olaylara İslami Bakışın Adresi

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.