
Doç. Dr. Ahmet Kavlak, yaptığı konuşmada eğitim sistemi, tarih anlatısı, dil politikaları ve kültürel hafıza üzerine çarpıcı değerlendirmelerde bulundu. Kavlak, özellikle toplumların kimliğini korumasında dilin belirleyici rol oynadığını vurgulayarak, “Dil her şeyin taşıyıcısıdır” dedi.
Konuşmasında Çanakkale Savaşı’na da değinen Kavlak, İngilizlerin Osmanlı askerlerine yönelik uyguladığı ağır psikolojik savaş yöntemlerinin eğitim sisteminde yeterince yer bulmadığını tespitinde bulundu.
Kavlak, savaş sırasında esir alınan Osmanlı askerlerinin cephe önünde yakıldığına dair örnekler vererek, bunun yalnızca fiziksel değil psikolojik bir savaş yöntemi olduğunu ifade etti. Tarih anlatısında bu tür olayların geri planda bırakıldığını belirten Kavlak, genç nesillerin milli hafızadan uzak yetiştirildiğini söyledi.
Osmanlı’nın son dönemine ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Kavlak, bazı dış güçlerin etnik ayrışmaları körükleyerek toplumları zayıflattığını söyledi.
Şerif Hüseyin isyanı üzerinden örnek veren Kavlak, dış müdahalelerin toplumların birlik duygusunu parçalamayı hedeflediğini belirtti. Modern dönemde milletleri zayıflatmanın yöntemlerinin değiştiğini ifade eden Kavlak, kültürel çözülmenin eğitim ve medya üzerinden gerçekleştiğini savundu.
Konuşmasının en dikkat çeken bölümünde dilin kültürel kimlik üzerindeki etkisini anlatan Kavlak, tarih boyunca birçok toplumun dil politikalarıyla dönüştürüldüğünü söyledi.
Roma döneminden örnek veren Kavlak, Galya toplumunun askeri yöntemlerle tam anlamıyla teslim alınamadığını, ancak dil politikalarıyla zamanla kimliğini kaybettiğini anlattı. Kavlak’a göre bir toplumun dili değiştirildiğinde yalnızca kelimeler değil; tarih, aidiyet ve düşünme biçimi de dönüşüyor.
Türkçedeki aile ve akrabalık kavramlarının kültürel derinliğine de dikkat çeken Kavlak, Türkçede kullanılan “anne”, “baba”, “hala”, “dayı” gibi ifadelerin sıcaklık ve aidiyet taşıdığını söyledi.
Batı dillerindeki bazı akrabalık tanımlarının daha resmi ve mesafeli bir yapıda olduğunu ifade eden Kavlak, dilin toplumların duygu dünyasını doğrudan şekillendirdiğini belirtti.
Konuşmasını kültürel hafıza vurgusuyla tamamlayan Kavlak, toplumların kendi tarihine, diline ve kültürel değerlerine sahip çıkmasının önemine dikkat çekti. Eğitim sisteminin yalnızca teknik bilgi değil, aynı zamanda medeniyet bilinci de kazandırması gerektiğini ifade etti.
HABER YORUM
Bir milletin dilini değiştirirseniz,
Tarih anlayışını değiştirirsiniz,
Din anlayışını değiştirirsiniz,
Kültürünü yerle yeksan edip ortada absürt bir toplum bırakırsınız…
300-400 kelimeyle konuşan, okumayan; okusa da okuduğunu anlamayan, düşünemeyen, sorgulayamayan, kendi medeniyetine yabancı bir nesil ortaya çıkarırsınız.
Sonra o toplum kendi kahramanını unutup başkasının kahramanına hayran olur.
Kendi tarihinden utanır, başkasının tarihini alkışlar.
Kendi dilindeki kelimeleri “eski”, “gereksiz”, “ağır” diye çöpe atarken; başka dillerden gelen her şeyi modernlik zanneder.
Çünkü dil sadece iletişim aracı değildir.
Dil; hafızadır, kimliktir, aidiyettir, düşünme biçimidir.
Siz bir milletin kelimelerini elinden alırsanız, geçmişiyle bağını da koparırsınız.
Geçmişiyle bağı kopan toplum ise yönünü kaybeder.
Bugün yaşadığımız en büyük krizlerden biri de budur aslında.
Hal böyle olunca da aile kavramı boşalıyor, akrabalık zayıflıyor, vefa kayboluyor, merhamet sıradanlaşıyor.
Çünkü kelimeler gidince onların taşıdığı ruh da gidiyor.
Bir millet önce toprağını değil, zihnini kaybeder.
Zihin işgal edilince gerisi zaten kendiliğinden gelir.
Bu yüzden mesele sadece eğitim meselesi değildir.
Mesele bir medeniyet meselesidir.
Dilini koruyamayan millet, hafızasını koruyamaz.
Hafızasını kaybeden millet ise geleceğini başkalarının yazdığı bir toplum hâline gelir.
İSLAMİ HABER “MİRAT”