islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
49,0346
EURO
55,6083
ALTIN
6.594,60
BIST
11.947,18
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Hafif Yağmurlu
20°C
İstanbul
20°C
Hafif Yağmurlu
Cuma Hafif Yağmurlu
19°C
Cumartesi Az Bulutlu
20°C
Pazar Parçalı Bulutlu
20°C
Pazartesi Az Bulutlu
20°C

Doğu Türkistan: Dünyanın Sessizliğe Mahkûm Ettiği Çığlık

Doğu Türkistan: Dünyanın Sessizliğe Mahkûm Ettiği Çığlık

Doğu Türkistan: Dünyanın Sessizliğe Mahkûm Ettiği Çığlık

Dünyanın en fazla zulüm gören insanları kimler?

Bu soruya bugün birçok insanın ilk cevabı Filistin olur. Gazze olur. Çünkü Gazze‘nin acısı gözümüzün önünde yaşanıyor. Bombalar düşüyor, insanlar ölüyor, çocuklar enkazların arasından çıkarılıyor. Filistinli, yaşadığı zulmü dünyaya duyurmaya çalışıyor; eliyle direniyor, diliyle itiraz ediyor, kamerasıyla yaşadıklarını anlatıyor.

Peki ya Doğu Türkistan?

Orada mesele biraz daha farklı.

Çünkü oradaki zulmün en ağır taraflarından biri, sadece yaşanan acılar değil; o acıların dünyaya ulaşmasının önündeki büyük duvar.

Bir insanın başına zulüm gelmesi ağırdır.

Ama o insanın sesini duyuramaması, ailesinin nerede olduğunu bilememesi, yaşadıklarını anlatamaması ve dışarıdaki dünyanın kendisinden habersiz olduğunu düşünmesi çok daha ağır bir imtihandır.

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Ofisi’nin 2022 tarihli değerlendirmesi, Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nde özellikle Uygurlar ve diğer ağırlıklı olarak Müslüman topluluklar açısından keyfi özgürlükten yoksun bırakma, ailelerin birbirinden ayrılması ve bazı çalışma programlarında zorlayıcı unsurlar bulunduğuna ilişkin ciddi endişeler ortaya koydu.

Çin yönetimi ise bu politikaları terörizm ve aşırıcılıkla mücadele, istikrar, kalkınma ve ulusal birlik politikaları çerçevesinde savunuyor; 2025 yılında yayımladığı kapsamlı belgelerde bölgede güvenlik, ekonomik gelişme ve etnik birlik alanlarında ilerleme sağlandığını belirtiyor.

Fakat burada bizim sormamız gereken soru çok daha temel:

Bir insanın güvenliği ile özgürlüğü arasında neden seçim yapmak zorunda kalalım?

Terörle mücadele başka şeydir, milyonlarca insanın kimliği, inancı, ailesi ve kültürel hayatı üzerinde ağır baskı oluşturduğu ileri sürülen politikalar başka şeydir.

İslam’ın ölçüsü de açıktır:

“Ey iman edenler! Adaleti titizlikle ayakta tutan, kendiniz, ana-babanız ve yakınlarınız aleyhine de olsa Allah için şahitlik eden kimseler olun.”
(Nisâ, 4/135)

Mazlumun kimliğine bakarak adalet değişmez.

Filistinli olduğu için mazlumun yanında olmak ne kadar doğruysa, Doğu Türkistanlı olduğu için zulme uğrayan bir insanın yanında olmak da aynı adalet duygusunun gereğidir.

Burada asıl mesele Çin düşmanlığı yapmak değildir.

Asıl mesele zulme karşı çıkmaktır.

Çünkü Müslümanın adaleti devletlerin sınırlarında bitmez.

Gazze’deki çocuğun gözyaşı nasıl bizi ilgilendiriyorsa, Doğu Türkistan’daki bir annenin evladından haber alamaması da bizi ilgilendirir.

Arakan’da ağlayan Müslüman bizi ilgilendirir.

Afrika’da açlıktan ölmek üzere olan çocuk bizi ilgilendirir.

Yemen’deki yetim bizi ilgilendirir.

Çünkü ümmet bilinci, acının adresine bakmaz.

Sessizlik de bir imtihandır

Belki de Doğu Türkistan meselesinin en acı tarafı budur:

Dünyanın dikkatinden uzak kalması.

Bir yerde kameralar varsa dünya orayı konuşuyor.

Bir yerde kameralar yoksa acı görünmez hâle geliyor.

Oysa zulmün kameraya ihtiyacı yoktur.

Bir insanın özgürlüğünden mahrum bırakılması için dünyanın onu görmesi gerekmez.

Bir annenin evladından haber alamaması için haber kanallarının bunu yayınlaması gerekmez.

Bir insanın inancını yaşarken baskı gördüğünü hissetmesi için dünyanın bunu alkışlaması ya da kınaması gerekmez.

Zulüm, insanın hayatına dokunduğu anda zulümdür.

İşte bu nedenle Doğu Türkistan’ı sadece belirli günlerde hatırlamak yetmez.

Oradaki insanların sesini duyurmaya çalışmak, güvenilir bilgilerle meseleyi gündemde tutmak ve “Biz sizi unutmadık” diyebilmek gerekir.

Çünkü bazen bir mazlumun ihtiyacı olan ilk şey kurtarılmak değil, unutulmadığını bilmektir.

Ve Müslüman için unutmak da kolay bir mesele değildir.

Çünkü Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Zalimlere meyletmeyin; yoksa size ateş dokunur.”
(Hûd, 11/113)

Zulme rıza göstermek ile zulmü gerçekleştirmek aynı şey olmayabilir; fakat zulmü normalleştirmek, mazlumun sesini duymazdan gelmek ve sırf siyasi veya ekonomik hesaplar sebebiyle adaleti terk etmek de Müslümanın vicdanını yaralamaması gereken bir meseledir.

Doğu Türkistan’ın bize hatırlattığı gerçek şudur:

Bazı çığlıklar çok yüksek çıktığı için değil, çok uzaklardan geldiği için duyulmaz.

Fakat Allah, o çığlığı duyar.

Bize düşen ise o çığlığı duymazdan gelmemektir.

İSLAMİ HABER “MİRAT”

YOUTUBE

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.