Doğu Türkistan İçin Mücadele Eden İsa Yusuf Alptekin’i Unutmayalım

Günümüzde Çin’in Uygur Türklerine uyguladığı zulme karşı sesini yükseltebilecek kaç lider, kaç mücadele adamı var? Ben hatırlamıyorum. Ama geçmişte öyle bir efsanevî şahsiyet vardı ki ismi halen gönüllerimizdedir.

İsa Yusuf Alptekin 1901–1995). Türk-İslâm tarihinde ismi hiç unutulmaması ve Çin’de yaşayan Müslüman kardeşlerimizin özgürlük içinde ibadetlerini yapabilmelerine yönelik çaba ve gayretlerimizin gevşememesi için, bu önemli insanın şahsiyetini ve mücadele azmini burada kısaca tanıtmak istiyorum.

İlk Görüşmemiz

Nisan 1994’de rahmetli eski Başbakanlardan Adnan Menderes’in eşi Fatma Berin Hanımın cenaze namazı sonrasında İsa Yusuf Alptekin beyle tanışma fırsatım oldu. Fatma Berin Hanım, Adnan Menderes ve iki Bakanı için İstanbul sur dışında Vatan Caddesinin çevre yoluna kavuştuğu yerde yapılan anıt mezarının bitişiğine gömüldükten sonra gözleri görmeyen fakat kalbi hep Doğu Türkistan aşkı ile dolu olan efsanevî şahsiyetle belki sadece birkaç dakika sohbet edebildik. Çevresinde halka oluşturan ve kendisini hayranlıkla dinleyen gençler kadar ben de bu sürpriz buluşmadan dolayı çok etkilenmiştim. Uzun boylu idi ve vakarlı duruşuyla bir gözünden kör olan rahmetli dedemi hatırlamıştım. Ömrünü bir davaya adamış bu lideri ve mücadelesini daha çok tanıma ve bilme isteyim, bu görüşmemden sonra daha da artmıştır.

Doğu Türkistan’da Yaşanan Zulümler

Öğrenimini Doğu Türkistan’da tamamladıktan sonra Çin lisanı ile eğitim veren okulda Türkçe öğretmenliği ve konsolosta kâtiplik gibi çeşitli memuriyet görevlerinde bulunan İsa Yusuf Alptekin,Doğu Türkistan Davası” ismindeki kitabında ana yurdunun coğrafi yerini açıkladıktan sonra Komünistlerin yaptıkları çeşitli insanlık dışı zulümleri şu şekilde dile getirir:

“Benim ağabeyim başta olarak, bütün yakınlarımı akrabalarımı kendi çukurlarını yani mezarlarını kendilerine kazdırılmak suretiyle diri-diri toprağa gömerek öldürdüler. Bu zulümlerin başlarında dilimizi-alfabemizi değiştirmeye başladılar. Arkasından bütün camilerimizi depo, kulüp ve sinema şekline çevirdiler. Milletimizi kabilelere ayırdılar. Lehçelere ayırdılar. İnsanlarımızın birbirleriyle anlaşmamaları için her türlü şeytanlığı tatbik etmeye başlamışlardı. Bizim ülkemizde, Türkiye’den gelen kitapları ve dergileri okumak şiddetle yasaktı. Türkiye ile ilgili bütün irtibat ve bağlarımızı koparmaya çalışıyorlardı. Yaptıkları feci şeytanlıktan bazı misaller vermek istiyorum: Önceleri bizim sırf geçmiş mefahir dolu mazimizle bağımız kalmasın, bu arada Türkiye ile irtibatımız tamamen kopsun diye Latin harflerini bizlere kullandırmaya başladılar. O tarihlerde Türkiye‘de İslam yazısı ve Kuran harflerini kullanılıyordu. 1928’lerde Türkiye Latin harflerini kullanmaya başlayınca, bizim komünist canavarlarda bu defa Rus alfabesini mecburi olarak kullandırmaya başladılar. Onların bütün kötü maksatları biz Doğu Türkistanlıların, Müslüman-Türkiye ile ilim-irfan-iman bağlarımızı bıçak gibi kesip atmak istiyorlardı”.

“Dini ibadetlerimizi yasaklamışlardı. Artık gizli-gizli ibadet edebiliyorduk. Doğu Türkistan’daki bütün mabetlerimizi çeşitli şekillere çevirmişlerdi. Birçok camilerimizi kulüp, sinema, depo ve iş yerlerine döndürmüşlerdi. Mübarek ramazan aylarında bizlerin Müslüman-Türk evlatlarına denemek için öğle yemeklerine davet ediyorlardı. Okullarda din dersleri okutulmuyordu. İslam tarihi ve Türkistan tarihleri öğretilmiyordu. Mini mini masum yavrularımıza daha o küçük yaşlardan itibaren komünizm fikirleri öğretilmek isteniyordu…”

Doğu Türkistan İçin Kurtuluş Mücadelesine Başlaması

İsa Yusuf Alptekin, 1926 yılında Batı Türkistan’a geçerek burada milli mücadele taraftarlarıyla irtibata geçer. Özbek Türklerinin millî şairi Çolpan ile Taşkent’te görüşür. 1931’de Hacı Hoca Niyaz tarafından başlatılan ayaklanma sırasında Doğu Türkistan’daki valilerin halka yaptıkları zulmü Çin hükümetine anlatarak, bu durumun önlenmesini, aksi takdirde ayaklanmanın yayılacağını, Rusya’nın işgalinin söz konusu olacağını anlatır. 12 Kasım 1933’te Kaşgar merkez olmak üzere Doğu Türkistan’da istiklal ilan edilir. Hacı Hoca Niyaz, Cumhurbaşkanı seçilir. Fakat 3 Ekim 1934’te Ma Cun Yın isimli Çin komutanı, Mehmet Emin Buğra Bey‘in ordusunu yener ve bu hükümet düşürülür.

Doğu Türkistan’da mücadeleyi sürdürmekte kararlı olan ve “Üç Efendiler” diye anılanlardan birisidir Mehmet Emin Buğra Bey. İsa Yusuf Bey’le birlikte Mesud Sabri Baykuzu ise diğer efendilerdendir. Mesut Sabri Bey; Doğu Türkistan için verdiği mücadele, 1951 yılında komünist Çin yönetimi tarafından tutuklanıp, 1952 yılında zehirli bir iğneyle öldürülmesi ile son bulur.

İsa Yusuf Bey, 1936 yılında Çin Meclisi üyeliğine seçilir. Mücadelesini daha çok siyasî alanda yoğunlaştırır. 1938’de ‘Cemiyet-i Akvam-ı Mazaharat Türk Kurumu adlı cemiyet tarafından Japon-Çin anlaşmazlığı konusunda Çin’e taraftar toplamak için görevlendirilmesi neticesinde yanında Çin’i bir tercümanla İslâm ülkelerini ve Türkiye’yi ziyaret eder. İlk durağı Hindistan olur. Burada Muhammed Ali Cinnah ile görüşür. 29 Kasım’da görüştüğü kişi ise Gandi’dir.

Ortadoğu seyahatinden sonra  İsa Bey, 6 Mayıs 1939 günü İstanbul’a gelir. Memduh Şevket Esendal ile fikir alışverişinde bulunur. 16 Mayıs 1939 da Ankara’ya gider. Dış İşleri Bakanı Şükrü Saraçoğlu, Başbakan Dr. Refik Saydam, Prof. Dr. Fuat Köprülü ve Hasan Ali Yücel gibi kişilerle temasa geçtikten sonra zamanın Cumhurbaşkanı İsmet İnönü ile de görüşür. Fakat bu görüşmelerden dişe dokunur bir netice alamaz.

Çin’e geri döner ama bir müddet sonra 17 Temmuz 1948’de, Rus aleyhtarı politika takip ettikleri gerekçesiyle Mesut Bey ve İsa Yusuf Bey hükümetten azledilir ve 1949’da Çin’in Doğu Türkistan’ı işgali ile birlikte o günkü Hindistan’ın Keşmir eyaletine iltica etmek mecburiyetinde kalırlar.

Hicret ve Türkiye’ye Sığınma

1949 yılının kış aylarında Çin’in Uygur Özerk Bölgesi birçok Müslüman’ın katline sahne olur. Mehmet Emin Buğra ve İsa Yusuf Alptekin’le birlikte Komünist Çinlilerden kaçanların sayısı 852 kişidir. 54 kişi, bu uzun ve tehlikeli yolculuk sırasında hayatlarını kaybeder. Sağ gelenlerden 49 kişinin de el ve ayak parmakları donduğundan kesilmek mecburiyetinde kalır. İsa Yusuf Bey de altı çocuğuyla kış ortamında Himalaya dağlarını aşıp çileli ve uzun sürecek bir gurbet yolculuğunda küçük kızını kaybeder, diğer çocukları da çeşitli sakatlıklarla hayatlarını idame ettirebilir.

İki Türkistanlı lider, rahmetli Adnan Menderes hükümeti ile temasa geçer. En sonunda Bakanlar Kurulu, 13.03.1952 tarihinde 1.850 Doğu Türkistanlının iskânlı göçmen olarak Türkiye’ye yerleşmelerine karar verir. 1953 yılı başından itibaren Doğu Türkistanlılar Türkiye’ye gelip yerleşmeye başlar. Göçmenlerin büyük bir kısmı, Türkiye’ye yerleştikten sonra, İsa Yusuf Bey de ailesiyle birlikte 1954 Haziran’ında Türkiye’ye yerleşir. Yeşilköy Hava alanında Avukat Bekir Berk ve arkadaşları tarafından karşılanır. 1949–1954 yılları arasındaki tahammül edilmeyecek derecede zor şartlar içinde geçen 5 yıldan sonra Türkiye’ye yerleşen Doğu Türkistanlılar ve İsa Yusuf Alptekin bir nebze de olsa huzura kavuşur. İsa Yusuf Bey, 4 Aralık 1957 tarihinde de Türk vatandaşlığına kabul edilir.

1960’da İstanbul’da Doğu Türkistan Göçmenler Cemiyeti kurulur. Mehmet Emin Buğra’nın 14 Haziran 1965 de vefatından sonra cemiyetin başkanlığına İsa Yusuf Alptekin getirildikten sonra parti liderleriyle, Başbakan ve cumhurbaşkanlarıyla görüşmeler yapılır. İnanmış dava adamı İsa Yusuf Alptekin, Türkiye’de geçen mücadeleci hayatı sırasında “Doğu Türkistan Davası” ve “Doğu Türkistan İnsanlıktan Yardım Bekliyor” isimli iki kitap yazar. İsa Yusuf Bey, diğer Türkistanlı liderlerden farklı olarak diplomat yönü ağır basan bir şahsiyettir. Meselelerin şiddetten ziyade aklı-selim ve uzun vadeli çalışmalarla halledileceğine inandığı için, şiddete hiç başvurmamış sivil bir aktivisttir.

Gözleri Körelmesi ve Vefatı

İsa Yusuf Bey, 77 yaşına bastığında feci bir trafik kazası geçirir. Uzun süre hastanende kalır. 1978’den sonra gözleri tedrici olarak görme kaybına uğrar ve en sonunda gözleri görmez olur. Bunun üzerine cemiyetin faal başkanlığından ayrılır ancak kutsal bildiği davası için çalışmalarına aralıksız olarak devam eder. Gençlik yıllarında başlayan mücadele hayatı, hicretler, eziyetler, türlü sıkıntılarla devam etmiş ve hürriyet aşkı 90 yaşında bile gönlünü alev alev yakmıştır. Bu durumu kendisi şu şekilde ifade eder: ‘’90 yaşıma geldim. Gözlerimi kaybettim. Fakat içindeki mücadele azmi ve Doğu Türkistan’ın istiklaline kavuşması arzusundan hiçbir şey kaybetmedim.” Bir ömür boyu mücadele ettiği Komünizmin 1990’larda yıkılmasını gördükten sonra İsa Yusuf Bey, Aralık 1995’te vefat eder ve Topkapı Mezarlığına gömülür. Allah ruhunu şâd etsin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir