
DUA MI DAVET Mİ?
-Dua Nedir?
‘Davet’ ve ‘dua’ kelimelerinin aslı ‘de-a-ve’ fiilidir.
Bu da sözlükte; çağırmak, öncelik tanımak, seslenmek, nidâ etmek, dua ya da beddua etmek, yakarmak, yardım isteğinde bulunmak, adlandırmak, sığınmak ve ilgi kurmak gibi anlamlara gelir.[1]
‘Dua’; küçükten büyüğe, aşağıdan yukarıya, âciz olandan güçlü olana doğru bir istekte bulunmayı anlatır.
Küçüğün büyükten olan ricası, söz, fiil ve davranış olarak yalvarmak, samimi istek ve içtenlikle olur.
-Kavram olarak dua (çoğulu; ed’iye)
Kulun söz ile (ya da yürekten Allah’a sığınma ve yakarışını, Allah’ın yüceliği karşısında güçsüzlüğünü itiraf etmesini, sevgi ve tazim duygularıyla lütfunu, yardımını, affını ve mağfiretini dilemesini ifade eder.
Bu bir ibadettir ve gücü sınırlı bir varlığın sonsuz güç sahibi Yaratıcıdan yardım isteğidir.
‘Dua’da asıl hedef kulun kendi durumunu Allah’a arzetmesi olduğuna göre, bu, kul ile Allah arasındaki bir ilişkidir. Bu ilişkide kul acizliğini, hatalarını ve eksikliklerini dile getirir; bunun karşısında o Yüce Makam’dan yardım, bağış, af ve merhamet, güç ve destek ister.
-Davet Nedir?
İsim olarak ‘davet’, çağrı, nidâ, da’va, verilen söz, yemin ve ziyafet[2], bir şeyin hazır olmasını istemek veya ihtiyaç duyulan bir şeyi talep etmek, ya da yardım istemek, teşvik etmek, namaza veya dine, bir görüşe çağırmak[3] gibi anlamlara da gelir.
Buna göre davet bir şeye çağrıdır, muhataptan bir şey istemektir. “Biz falancanın davetinde idik-yani onun verdiği ziyafete veya yemeğe katıldık” denir.[4]
Kur’ân bu fiili, yardım ve mağfiret dilemek, ibadet etmek, dua ve niyazda bulunmak, yalvarmak, yardım istemek, bir işe teşvik etmek gibi manalarda kullanmaktadır.
‘De-a-ve’ fiili kökünden türeyen ve daha çok kullanılan ‘dua, da’va, istidâ, dâi, müddeî’ gibi kelimler vardır.
‘Dâi (çoğulu: düât), dâiye (çoğulu: dâiyât)’; başkalarını kendi dinine veya görüşüne davet eden kişi demektir.
Kur’an’da davet kelimesi altı âyette, türevleri ise 205 defa geçiyor. Hadislerde de çeşitli vesilelerle yer almaktadır.[5]
Davet ve türevleri bu âyet ve hadislerde İslâm’a ve İslâmî ilkelerin uygulanmasına çağrı olmanın yanında Allah’a yakarış anlamındadır. (Bkz: Bekara 2/186. Yûnus 10/89. Ra’d 13/14)
–Kavram Olarak Davet
İslâmî kavram olarak davet; İslâm dininin esaslarını anlatarak, insanların onu benimsemelerini ve onun koyduğu esaslara göre yaşamalarını sağlama çabası olarak ifade edilebilir.
Davet; iman etmeye, imanı yaşamaya, daha iyi olmaya, takvaya ve hayra, iyi davranışlara yönelik olabildiği gibi; inkârdan, azgınlıktan, zulümden ve günâhlardan sakındırmaya, öğüt vermeye yönelik de olabilir.
-Dua ve Davet
‘Davet’ ve ‘dua’ kelimeleri Kur’an’da bazen farklı anlamlarda, bazen de birbirlerinin yerine kullanılmış.
Şu âyetlerde ‘davet’ kavram anlamıyla kullanıyor.
“Biz her ümmet için uygulayacağı bir ibadet yolu verdik. O hâlde, din işinde seninle asla çekişmesinler. Sen Rabbine davet et. Çünkü sen hiç şüphesiz hakka götüren dosdoğru bir yol üzerindesin.” (Hacc 22/67. Bir benzeri: Kasas 28/87. Mü’minûn 23/72-73)
“(Ey Muhammed!) Bundan dolayı sen davete devam et ve emrolunduğun gibi dosdoğru ol…” (Şûrâ 42/15. Ayrıca bkz: Âli İmran 3/104. Nahl 16/125.Yûsuf 12/108)
Bazı âyetlerde ‘davet’; çağrı, nida, seslenme manasında geçtiği gibi, fiil ve isim olarak ‘dua-yakarış, yardım isteği anlamında geçiyor.
“(İnsanları) Allah’a çağıran, iyi iş yapan ve «Ben müslümanlardanım» diyenden kimin sözü daha güzeldir?” (Fussilet 41/33
“Sen, Rabbinin yoluna hikmet ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel şekilde mücadele et! Rabbin, kendi yolundan sapanları en iyi bilendir ve O, hidayete erenleri de çok iyi bilir.” (Nahl 16/125)
,“De ki: «İşte bu, benim yolumdur. Ben Allah’a çağırıyorum, ben ve bana uyanlar aydınlık bir yol üzerindeyiz. Allah’ı (ortaklardan) tenzih ederim! Ve ben ortak koşanlardan değilim.» (Yûsuf 12/108. Ayrıca bkz: Cin 72/20. Meryem 19/48. Ra’d 13/36. v.d.)
‘Davet; aynı zamanda isimlendirme diyebileceğimiz bir şekilde de geçmektedir. Müşrikler, kendi elleriyle yaptıkları putları ilâhımız diye çağırır, sonra da onlardan yardım isterler.
“O’ndan başka davet (dua) ettikleriniz ise size yardıma güç yetiremezler, kendilerine de.” (A’raf 7/197. Ayrıca bkz: Hacc 22/73)
Burada putlardan (çakma tanrılardan) bir şey isteme aynı kelime ile ifade edilmektedir.
Biz ‘davet’ kelimesini sözlük anlamıyla,
‘dua’yı ise bir ibadet, bir kulluk eylemi, bir sığınma ve yardım isteği olarak almak istiyoruz.
Buna göre çağrı Allah’tan insana doğru olursa ‘da’vet’, kuldan Allah’a doğru olursa ‘dua’ dememiz uygun olacaktır.
“Allah, esenlik yurduna (dâru’s-selâm’a) çağırır ve dilediğini doğru yola iletir.” (Yûnus 10/25)
Rabbimiz kendi yarattığı varlıklardan bir şey istemez. Zira O âlemlerden müstağnidir (hiç bir şeye muhtaç değildir).
O’nun katına kul olarak sunabileceğimiz tek şey eksik-gedik kulluğumuz ve samimi dualarımızdır.
Öyleyse Kur’an’da geçen ‘davet’ (Allah’ın duası) kullarını hidâyete ya bir çağrıdır, ya bir uyarıdır, ya da bir teşviktir.
Kulların Allah’tan bir şey istemesi de elbette diğer insanlardan istemesi gibi olmaz.
-Duanın Önemi
Her konuda Rabbine muhtaç, aciz ve güçsüz olan kula düşen görev, güçsüzlüğünü bilerek Rabbine dua etmesi, O’ndan istemesi, Allah’ın Hâkim-i Mutlak olduğunu bilmesidir.
Rabbe yakışan da kulunun içten yaptığı duayı dilerse kabul etmesidir, -haşa- görevidir demiyoruz.
Allah (cc) mü’minlere kendisine dua etmelerini emrediyor:
“Rabbiniz dedi ki : ‘Bana dua edin, size icabet edeyim (karşılığını vereyim). Doğrusu bana ibadet etmekten büyüklenenler (müstekbirler) boyun bükmüş olarak Cehenneme gireceklerdir.” (Mü’min 40/60)
“Düzene konulmasından sonra yeryüzünde bozgunculuk (fesat) çıkarmayın; O’na korkarak ve umut taşıyarak dua edin. Doğrusu Allah’ın rahmeti iyilik yapanlara (iyi davranan muhsinlere) pek yakındır.” (A’raf 7/56)
Birinci âyette dua ile ibadet kavramları beraber anılıyor. Buna göre dua, ibadetin bir parçasıdır ve birbirlerini bütünlerler.
Rabbimiz (cc) kullarına yakın olduğunu, dua edenlerin dualarına karşılık vereceğini, insanların O’nun çağrısına uymaları gerektiğini haber veriyor. (Bakara 2/186)
Kur’an’ın bir çok âyetinde Peygamberimize sorulan sorulara ‘söyle ki, de ki’ sözüyle başlayan cevaplar verilmektedir. Ancak bu âyette, “kullarım sana benden sorarlarsa ben onlara yakınım” buyurmaktadır. Diğer âyetlerde olduğu gibi ‘de ki’ sözü kullanılmadı.
Buradaki yakınlık ‘dua’ ile açıklanmıştır ki, bu da dua’nın arada bir aracı olmaksızın doğrudan Allah’a yapılması gerektiğine bir işarettir.
Allah (cc) kendisine ibadet ve dua eden kullarına yakınlığı mecazi olup, Allah’ın kulun ibadet ve duasına önem verdiğini, bunları boşa çıkarmayacağını, aynı zamanda dua ve ibadette bulunan kulun değerini ifade eder.
Allah (cc), dua eden, kendisine başvuran, eksikliğini idrak eden, bağışlanma dileyen kullarını sever.
Rasûlüllah (sav) “Dua ibadetin kendisidir” diyerek Mü’min Sûresi 60. âyeti okudu.[6]
Dua’nın önemine ve ibadet olarak faziletine ait çok hadis vardır. Bu hadislerde duanın ne zaman nasıl ve hangi yöntemlerle olacağı, kimlerin duasının kabul olunacağı, hangi kelimelerle dua etmenin daha iyi olacağı, dua şuurunu, sekineyi-itminanı, Allah’tan istemeyi bulabiliriz.
Hüseyin K. Ece
Dipnotlar
[1] el-Isfehânî, R. el-Müfredât, s: 244
[2] el-Isfehânî, R. el-Müfredât, s: 244. Cevheri, es-Sıhah, 6/283
[3] Komisyon, Mu’Cemu’l-Vasît, s: 287
[4] Müncid, s: 216. Komisyon, Mu’Cemu’l-Vasît, s: 287
[5] Bkz: Buhârî, Daʿavât/26 no: 6344. Müslim, Îmân/86 (334) no: 487-498
[6] Ebû Dâvûd, Salat/ no: 1479. İbni Mâce, Dua/1 no: 3828. Ahmed B. Hanbel, 4/267, 271, 276. Tirmizî, Tefsir/42 no: 3247
YAZARIN DİĞER YAZILARINA ULAŞMAK İÇİN BURAYA TIKLAYINIZ.
Mirat Haber – YouTube