islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
47,4137
EURO
54,7980
ALTIN
6.275,34
BIST
13.292,93
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Parçalı Bulutlu
27°C
İstanbul
27°C
Parçalı Bulutlu
Cuma Parçalı Bulutlu
28°C
Cumartesi Parçalı Bulutlu
28°C
Pazar Parçalı Bulutlu
30°C
Pazartesi Parçalı Bulutlu
31°C

EVET, BİZE YALAN SÖYLEDİLER!

EVET, BİZE YALAN SÖYLEDİLER!
31/07/2026 00:05
A+
A-

EVET, BİZE YALAN SÖYLEDİLER!

Sahi, Apo devlet memuru mu, değil mi? Son günlerde Öcalan’la ilgili bir “Özel Harp Liyakat Belgesi” servis edildi. Bu belge gerçek ya da değil, o çok da önemli değil. Zaten Apo ile ilgili öteden beri karısı Kesire, kayınpederi hep tartışılır.

X’te LobiRapor’da 24.12.2023’te “PKK’nın kurucusu, örgütün elebaşı olan Abdullah Öcalan’ın kodlarını çözmeden ve hayatına dokunan derin ellerin üzerindeki örtüyü kaldırmadan terörün bitmeyeceği su götürmez bir gerçektir” dendikten sonra şu soru soruluyordu: “PKK artık devletler arası denge masasında bir enstrüman. Peki, PKK’nın kuruluş sürecine katkı veren derin kadrolar kim?”

Bu konularda cevabını arayan o kadar çok soru var ki… Bu sorular cevabını bulmadan kalıcı bir barış mümkün değil. Evet, şu sorulara Ankara’da cevap verecek birileri var mı: Öcalan’ı ilk gençlik yıllarında kim ya da kimler korudu? Askerlik yapmaması için nasıl bir yol izlendi? 12 Mart Muhtırası dönemi savcısı Baki Tuğ, bir gün sonra mütalaasını neden değiştirdi? Öcalan’ın yolu nasıl açıldı? Öcalan-MİT ilişkisi üzerine kim ne diyor? Pilot Necati kim? Gerçekten öldü mü? Şam’da Öcalan’a komşu olan askeri ataşe kimdi? Özel Harp Dairesi kadrosundan Refik Korkud Yiğitbaş ile Abdullah Öcalan’ın yolu nerede kesişti?

Doğu Perinçek, bir fotoğrafında Apo’ya karanfil uzatıyordu; “Aydınlık” dergisinin kapağında da bu konu bir dönem manşetti.

Avni Özgürel bir zaman Radikal’de önemli açıklamalarda bulunmuştu. Bir grup gazeteciyle Bekaa’ya gidip Apo ile görüştükten sonra, dönüşünde Fikir Kulübü’ndeki görevi ile ilgili ilginç şeyler anlatmıştı. Özgürel, Öcalan’ı üniversite yıllarında MİT’in kurdurduğu Fikir Kulübü’nden tanır.

Farklı etnik kimlik, din, ideoloji ve politik kimlikler üzerinden aynı ülkenin çocuklarını birbirine kırdırıp onların kanları ve gözyaşları üzerinden kendilerine iktidar ve servet üretenler var. Bunların arkasında CIA var, MI6 var, MOSSAD var. Bunların üzerine giden var mı?

Talat Turhan; Özel Harp’i, gayri nizami harbi, kontrgerillayı yazdı yıllarca. Yazdı da ne oldu? JİTEM var mı yok mu, yıllarca onu tartıştık. Biri çıkıyor, bu iddialarla ilgili “komplo” diyor, tartışma bitiyor. Bu anlamda, bu tür iddialara karşı “komplo” deyip konuyu kapatmak daha büyük bir komplodur.

Bu yapıların işin içinde olmadığı darbe var mı? Bu işin içinde kaç tarikat, cemaat, parti, dernek, vakıf, sendika var acaba? Bunların elemanları olmayan kaç medya var?

FETÖ denilen organizasyon bir CIA operasyonuydu. Gülen, eski MİT müsteşarı Fuat Doğu ile İskenderun’da, Doğu’nun teğmen olduğu günden beri birlikte çalışır. DİB Yardımcısı Yaşar Tunagür ile İzmir’den tanışır. Adam orduya, emniyete, istihbarata, medyaya, sivil toplum kuruluşlarına, devletin bütün unsurlarına sızmıştı. 1991’den 15 Temmuz’a kadar ne istediyseler almadılar mı?

Bakın, İslamofobi’nin içimizdeki merkezi karargâhı; irtica ile mücadelenin siyasi örgütü CHP, sivil ve askeri örgütü ise BÇG’ydi. Bunlar da NATO ile ilişkiliydi. Aslında FETÖ ile BÇG aynı merkezden yönetiliyordu.

Kemalistlerin sevgili ablası, Sümerolog maskeli İslamofobik Muazzez İlmiye Çığ ve kardeşi Turan İtil, aslında birer CIA elemanıydı. İstanbul’da kurdukları “HZİ Vakfı” üzerinden MK-Ultra dedikleri beyin kontrolü sistemini ülkemizde insanlar üzerinde deniyorlardı. Bakın bakalım, bu vakıfta başka kimler varmış?

Sahi, şeyh ilan ettikleri Kalkancı kimdi? Fadime şimdi nerede, Emire nerede, ne yapıyor? Bunlar kimdi? Tuncay Güney en son Kanada’da haham mıydı?

Bizimkilerin elleri ayakları boş değil, tuttukları iş değil.

Sahi, Ruzi Nazar kimdi? Soğuk Savaş’ta sağ-sol çatışmasını kimler örgütlüyordu? Adnan Oktar hâlâ içeride ama bu kişinin kim olduğunu, dün kimler tarafından desteklendiğini, görevinin ne olduğunu biliyor muyuz? Bu adamın bir ayağı Milli Görüş’te, diğer ayağı İskenderpaşa’daydı; aynı zamanda TSK içinde de birileriyle kol kolaydı, tabii Kemalistlerle de…

Biz bu kafayla Muhsin Yazıcıoğlu suikastinin gerçek faillerini bulamayız. Eşref Bitlis’in, Cem Ersever’in, Uğur Mumcu’nun suikastlerinin arkasındaki azmettiricileri bulabildik mi? Daha doğrusu onları yakalayıp adalete teslim ettik mi?

Ömer Özmen diyor ki: “Bir dönem devletin gizli belgelerini açıkladığı gerekçesiyle tutuklanan eski Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Bülent Orakoğlu’nun yazdığı ‘İhanet Çemberi’ adlı kitaptaki bilgiler de bu konuda ipuçları veriyor. Orakoğlu diyor ki: ‘Öcalan Şam’da iken sürekli Bursa Cezaevi’nde bulunan Sabri Ok ile telefonla temas hâlindeydi. Telefon numarasını tespit edip dinlemeye aldık. Genelkurmay’dan denetlenemeyen bir grup dinlediğimizi fark etti. Bana kumpas kurup beni tutuklattı.’ Orakoğlu’nun bu iddiası, anılan dönemde Bursa Cezaevi’nde bulunan Sayın İsmail Beşikçi tarafından da (‘İsmail Beşikçi – Anılar’) doğrulandı. Kısacası, bu belge orijinal değilse bile daha önce bu kurumda çalışan birileri tarafından orijinaline uygun şekilde hazırlanmış olabileceğini düşünüyorum.”

Yazacak daha çok şey var da hangisini yazacaksın ki… Ben birçok kişinin bildiği birkaç örnek üzerinden bir şeyler anlatmaya çalıştım. Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az.

Şark cephesinde de garp cephesinde de yeni bir durum yok. Görünen o ki hâlâ akıllanmadık. Gözlerimiz var, görmüyoruz; kulaklarımız var, duymuyoruz; kalplerimiz var, hissetmiyoruz. Herkes kendi içindeki Şeytan’ın dostlarını savunurken ötekilerin insin şeytanlarını taşlıyor. Şeytan’ın en sevdiği oyun da bu… Son bir söz: Aldatıldık ey halkım, bize yalan söylediler.

Ölen öldü, kalan sağlar aynı yoldan ilerliyor. Olanlardan ders alan yok. Herkes kendi celladını alkışlıyor. Şunu unutmayalım, birbirimize karşı kazanacağımız bir zaferimiz yok; birlikte kazanacağımız tek bir zafer var.

Mehmet Âkif, II. Meşrutiyet sonrası İstanbul’u Safahat‘ında anlatıyor. Ne kadar da bugüne benziyor. Dikkat! Tarih tekerrür eder. Âkif bu konuda diyor ki:

“Geçmişten adam hisse kaparmış… Ne masal şey!
Beş bin senelik kıssa, yarım hisse mi verdi?
«Târîh»i «tekerrür» diye ta’rîf ediyorlar;
Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi?”

Safahat‘ta anlatılan İstanbul’un sefahati için lütfen yazının sonundaki NOT‘a bakınız.

Selam ve dua ile…

NOT: Evet, söz Âkif’in. Mehmet Âkif Ersoy, “Bırak Beni Haykırayım” şiirinde şöyle diyordu:

“Bırak beni haykırayım, susarsam sen matem et!
Unutma ki şairleri haykırmayan bir millet,
Sevenleri toprak olmuş öksüz çocuk gibidir.”

Şimdi söz, “hisli bir yürek” taşıyan, yaşadığı zamana ve mekâna şahitlik eden adamda; Âkif’te:

(…) Sanki zincirdekiler hep boşanır zincirden,
Yıkıvermiş de tımarhaneyi çıkmış birden!

Zurnalar şehr ahalisini takmış peşine;
Yedisinden tutarak ta dayanın yetmişine!

Eli bayraklı alaylar yürüyor dört keçeli,
En ağır başlısının bir zili eksik, belli!

Ötüyor her taşın üstünde birer dilli düdük.
Dinliyor kaplamış etrafını yüzlerce hödük!

Kim ne söylerse, hemen el vurup alkışlayacak
– Yaşasın
– Kim yaşasın?
– Ömrü olan.
Şak! Şak! Şak!

Ne devairde hükümet, ne ahalide bir iş!
Ne sanayi, ne maarif, ne alış var, ne veriş.

(…) Nutka gelmiş öte dursun hocalar bir yandan…
Sahneden sahneye koşmakta bütün şakirdan.

(…) Dalkavuk devri değil, eski kasaid yerine
Üdebanız ana-avrat sövüyor birbirine.

Türlü adlarla çıkan namütenahi gazete,
Ayrılık tohumunu bol bol atıyor memlekete.

İt yetiştirmek için toprağı gayet münbit
Bularak fuhş ekiyor salma gezen bir sürü it

Yürüyor dine beş on maskara, alkışlanıyor,
Nesl-i hazır bunu hürriyet-i vicdan sanıyor.

Abdurrahman Dilipak

Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.

Mirat Haber – YouTube

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.