
Evlilik İçinde Cinsel İlişkiyi Öğütleyen Kurallar
Ay halindeyken onlardan ayrılın; temizleninceye kadar onlara yaklaşıp cinsî münâsebette bulunmayın. Boy abdesi alarak iyice temizlendikleri zaman Allah’ın emrettiği yerden; üreme organından onlarla ilişkiye girin/girebilirsiniz…” (Bakara, 222)
Eşler Ayrı Ayrı mı, Yoksak Beraber mi Yatmalıdır?
İslâm bu hususda kesin bir kural koymamış olmakla beraber aşağıda sunulacak Kur’ân ve Sünnet ölçüleri beraberce yatmanın tercih edilebilirliğinin işaretleri olarak değerlendirilebilir.
A-Aile hayatında geçimsiz kadınlara, özellikle de şüpheli ilişkilere girecek kadınlara, hamile kalıp kalmadıklarını anlamak amacıyla verilebilecek terbiye edici Kur’ânî bir ceza da onları yataklarında yalnız bırakmaktır.
Yataklarında yalnız bırakma bir nevi ceza olduğuna göre asıl olanın beraberce yatmak olabileceği kabul edilebilir.
Allah’ın Resûlü’nün âdet gören eşleriyle de bir arada yattığına dâir sahih rivâyetler de beraber yatmanın daha fazîletli olduğuna bir işaret sayılabilir.
B‐Salât ve selâm üzerine olsun‐ O’nun cinsel ilişki olmaksızın da sevişmeye teşvik edici fiilî ve sözlü sünnetleri, ayrıca kadının kendisini kocasına sunma görevi, beraber yatmaya yöneltici sünnet ölçüleri olarak alınabilir.
Ne var ki arzettiğimiz üzere kesin bir kural yoktur. Eşlerin müşterek arzusuyla ayrı ayrı yatılabilir. Kadını bağımsız bir yatak sâhibi olarak zikreden aşağıdaki hadîsi ayrı ayrı yatılabileceğinin delili olarak görebiliriz.
Hz. Câbir (R.) anlatıyor.
Allah’ın Resûlü ona şöyle buyurdu:
(Çocuksuz bir evde) bir yatak kocaya, bir yatak karısına, üçüncü yatak da misafire olmak üzere üç yatak olabilir. Dördüncü bir yatak ise ancak
Şeytan içindir.[1]
İslâm Dîni cinsel duygular ve arzuların baskı altında tutulmamasını ve evlilik yoluyla cinsel hayatın başlatılmasını emir ve tavsiye buyurmuştur. Ancak evlilik içinde şu zamanda veya bu mekânda mutlaka cinse ilişkide bulunulması şeklinde uyulması gerekli bir ölçü koymamıştır. Ne var ki değerlendirmeye alabileceğimiz bazı öğütleyici düstûrların/kuralların mevcut olduğunu söyleyebiliriz.
Biz bu öğütleyici düstûrları dört madde halinde açıklamaya çalışacağız.
İstenildiği Zaman Cinsel İlişkide Bulunmak
İslâm Dîni’nin cinsî münasebetle ilgili en açık öğüdü, erkeğin gücü ve kadının ihtiyacı ölçüsünde arzu edildiği zaman yapılmasıdır.
Kuvvetli bir arzu duyulduğu zaman ertelemeksizin ilişkiye girilmesinin dînî ölçülere göre vâcib/yapılması gereken bir görev olarak değerlendirmek de mümkündür. Çünkü Allah’ın Resûlü’nün aşağıda sunacağımız cinsel haramlardan korunma amacına yönelik fiilî ve sözlü sünneti, görev yükleyici vasıftadır.
Allah’ın Resûlü sahâbîleriyle birlikte oturuyordu. Bir ara (kalktı. Eşlerinin ikamet buyurduğu odalardan birine) girdi. Sonra da çıktı ve yıkandı. Durumu sezen bir sahâbî sordu:
‐ Yâ Resûlallah! Yoksa yıkanmanızı gerektiren bir gelişme mi oldu?
Allah’ın Resûlü şöyle buyurdu:
‐ Evet, bulunduğum yerden bir kadın geçince kalbimde kadın arzusu oluştu. Oluşunca da eşlerimden birinin yanına giderek ilişkide bulundum.2
Arzu duyulduğu zaman böyle eşlerinizle cinsel ilişkide bulunmanız, sizin için cinsel haramlardan koruyucu olur.
Bu hadîsin diğer bir rivâyet şekline göre Allah’ın Resûlü anılan olay dolayısıyle şöyle buyurdu:
‐ Hoşuna giden bir kadın vesilesiyle sizden birinizin kalbinde cinsel arzu oluştuğunda, hemen eşinin yanına giderek ilişkide bulunsun.3
Bu tarz davranış, içinde oluşanı giderir. (Çünkü hoşuna giden kadında olanın benzeri eşinde de vardır.)4
Arzu duyulduğu zaman cinsel ilişkiye teşvik buyurulması, gecegündüz, sabah‐akşam ve hazar‐sefer ayrımı yapılmadığının delilidir. Nitekim Allah’ın Resûlü’nün hayatında ikindi ve yatsıdan sonrayı seçilmiş zaman dilimleri olarak görebildiğimiz gibi, Hz. Âişe vâlidemizin zifafı örneğinde olduğu gibi kuşluk vaktinin, Hz. Safiye annemizin zifafında olduğu gibi sefer halinin de benimsendiğini görebiliyoruz.
Cuma Günü Cinsel İlişkide Bulunmak
Allah’ın Resûlü’nün arzu duyulduğu zaman cinsel ilişkide bulunulmasını öğütleyen buyruğu yanında bir diğer öğütleyici açık buyruğu da Cuma günü Cuma namazından önce ilişkide bulunulmasıdır.
“Her Cuma günü karısıyla cinsî münâsebette bulunamayacak olanınız var mı? İyi ya bunda hem kendisinin, hem de eşinin yıkanması sevâbı olmak üzere iki birim sevab vardır.”[5]
Cuma gününün öğütlenmesinin sebebleri
Cuma namazından önce cinsel ilişkide bulunulmasının Peygamberimiz tarafından öğütlenmesinin ‐doğrusunu Allah bilir‐ şu sebepleri olabilir:
a‐ Mü’minleri haftada bir defa olsun yıkanmaya iyice alıştırmak.
Allah’ın Resûlü haftada bir defa olsun mutlaka yıkanılmasını şöylece emir buyurmaktadır.
[“Allah’ın rızasını kazanmak için her yedi günde bir gün başını ve vücûdunu yıkaması her bir mü’minin görevidir.”
“Cuma günü bütün vücûdunu yıkamak âkıl‐bâliğ (ergin) her mü’minin yapması gereken (vâcib) görevdir.”][6]
İslâm bilginlerinin çoğunluğu bu hadîslerdeki emirleri yıkanılmasını gerekli kılıcı emirler olarak değil de, tavsiye edici emirler olarak değerlendirmektedirler. Ne var ki yıkanmanın vücûdun dolaşım ve deri altı savunma sistemini güçlendirici etkisinin daha bir ortaya çıktığı ve sık sık yıkanılmasının ilim diliyle öğütlendiği devrimizde, bu hadîsleri zâhîri üzerinde yorumlamak, dînin rûhuna daha uygun olur.
b‐ Cinsel temas yıkanmayı gerekli kılacağından, mü’minlerin tertemiz bir şekilde bir araya gelerek ibâdet etmelerini sağlamak.
c‐ Nefsî arzulardan arındırarak, Cuma namazı gibi erkek‐kadın birlikte yapılabilecek ibâdet için daha verimli bir rûhî ortam hazırlamak.
Yukarıda işaret ettiğimiz sebebleri benimseyen bazı müctehid âlimler, Perşembe günü gecesi cinsî münâsebette bulunulmasının da, Cuma günü yıkanılmasını öğütleyen hadîslerin kapsamına girebileceğini, aynı sevaba erdireceğini ifade etmişlerdir.
Her Temizlik Döneminde Cinsel İlişkide Bulunmak
İslâm Dîni’nin ilişkide bulunulması ile alâkalı bir öğüdü de en az ayda bir defa ilişkiye girilmesidir. Çünkü Yüce Allah, Bakara Sûresi’nin iki yüzyirmi ikinci âyetinde şöyle buyurmaktadır:
“(Ey Muhammed!) Sana kadınların ay halini soruyorlar. De ki; o bir Eza’dır.
Ay halindeyken onlardan ayrılın; temizleninceye kadar onlara yaklaşıp cinsî münâsebette bulunmayın. Boy abdesi alarak iyice temizlendikleri zaman Allah’ın emrettiği yer (vagina) den onlarla ilişkiye girin/girebilirsiniz. Şüphesiz Allah (her ay temizlendiklerinde kadınlarına) dönenleri sever O, İyice temizlenenleri (ay halinde önden ve arka organdan cinsel ilişkiye girmekten kaçınanları da) sever.”
Açıkça anlaşılacağı üzere Yüce Allah ay halinden temizlendikleri zaman eşlerle cinsî münâsebette bulunulmasını emrediyor.
Buradaki ilâhî emri bazı tefsir bilginleri gibi yapılması gereğini değil de yapılabilirliğini içeren emir olarak alabiliriz. Ancak cinsî münâsebet her zaman yapılabilir olduğuna göre buradaki emri anlamlandırmak için görev yükleyici emir olarak değerlendirmek daha doğrudur. Nitekim bazı İslâm bilginleri de böyle değerlendirmişlerdir. Çünkü emirlerden ilk anlaşılması gereken budur. Kaldı ki aşağıda sunacağımız ilmî nükteler de bu ilâhî emri görev yükleyici veya öğütleyici emir olarak görmemizi gerekli kılmaktadır.
a‐ İslâm Dîni’nde boşanılacak kadını temizlik döneminde cinsel ilişkiye girmeksizin boşamak Kur’an’ının Talâk sûresinin 1. âyetiyle yüklediği görevdir. Emir‐tavsiye niteliğindeki bu görev, her temizlik döneminde cinsî münâsebette bulunulmasının beklenen tabîi bir durum olarak değerlendirilmesinden kaynaklanmaktadır.
O halde her ay hali sonrası temizlik devresinde yaşlılık ve sağlığa ilişkin bir mazeret olmaması halinde cinsel ilişkide bulunulması gerekir.
Kadının âdeti sonrasında çocuk yapabilirlik yeteneği kazanması da bu gerekliliğe işaret olarak algılanabilir.
b‐ Allah’ın Resûlü, kendisine intikal ettirilen özel bir olay sebebiyle şöyle buyurmaktadır:
“Her ay bir cinsel ilişki mü’mine yetebilir.”[7]
Bu hadîs de her ay en az bir defa ilişkide bulunulması gereğine yönelticidir.
c‐ Hz. Ömer’in aşağıda sunacağımız olayda görülecek ictihâdî yargısı da asgarî olarak her ay bir münâsebette bulunulması ile ilgili emre/öğüde kaynak teşkil edici niteliktedir. Hiç şüphesiz müctehid sahâbîlerin görüşleri, dînin rûhunu yansıtıcı olarak değerlendirilebilir.
Olay:
Bir kadın Halîfe‐i Müslimin Hz. Ömer’e gelerek, kocasının kendisiyle cinsel ilişkide bulunmadığından şikâyet eder.
Hz. Ömer kocayı celbederek sorar. ‐ Ne dersin?
‐ Yaşlandım, eski gücüm kalmadı.
‐ Her ayda bir defa yapabilir misin?
‐ Daha fazlasını.
‐ Kaç günde bir?
‐ Her temizlik döneminde bir defa yapabilirim.
Kocadan bu cevabları alan Hz. Ömer kadına döner ve şöyle buyurur:
‐ Yürü git. Kocanda bir kadına yetecek kadarı vardır.[8]
Her Dört Ayda Bir Cinsel İlişkide Bulunmak
Yüce Allah’ın, önceki bölümlerde genişce açıkladığımız Îlâ’yı dört ayla sınırlaması, bir diğer anlatımla yemin edilmiş olsa da kadının dört aydan fazla cinsel yoksunluğa mahkûm edilemeyeceğine hükmetmiş olması, bazı bilginleri her dört ayda bir asgarî bir defa cinsel ilişkide bulunmanın farz olduğu görüşüne yöneltmiştir.
Bu görüşe göre dört ayı aşan erteleme farzı terketmek olacağından haramdır.
Sevişmek
İlişkide bulunmaksızın sevişmek ise Müslümanın her zaman başvurabileceği hayırlı bir işlemdir/eğlencedir. Çünkü Peygamberimiz şöyle buyurmaktadır:
“Dört amelin dışında Allah’ın anılmadığı her söz, davranış ve iş önemsiz bir oyun, değersiz bir eğlencedir. Bu dört amelden biri de kişinin eşiyle sevişmesidir.”[9]
(Devam Edecek)
ALİ RIZA DEMİRCAN
DİP NOTLAR
[1] Müsned 3/293. Ebû Davûd K. Libas 45 (Hn. 4142)
Dördüncü yatağın Şeytan’la irtibatlandırılması ‐Allah bilir‐ israfın kaçınılması gerekli Şeytanî bir amel olduğunu açıklamak içindir.
(2)Âbidevî Hadîs:
Allah’ın Resûlü Hz. Muhammed (sav), hayatın her anı ve safhasında önder edinilmesi için Peygamber olarak görevlendirilmiştir. Evrensel görevi gereği, insan hayatı ile ilgili öğrenilmesi gerekli bütün öğretileri de örneklendirmiştir…
O’nun hayatında gereksiz olan veya örtülmesi gerekli bulunan bir durum yoktur. Bu sebeble O’nun bütün sözleri, davranışları ve işleri öğrenilip öğretilmeli, her mü’min fert de muhtaç olduğu örneği seçip, izlemelidir.
Yukarıda sunulan hadîs de O’nun öğrenilip öğretilmesi gereken sünnetlerinden biridir. Yetersiz bilgi ve yüzeysel bakışlarla değerlendirilemeyeceği için bazı mü’minlerce Allah’ın Resûlü’nün yüce şanına gölge düşüreceği sanılan bu hadîs, aslında İslâm Dîni’nin
insan cinselliği üzerindeki gerçekçiliğini örneklendiren âbidevî bir hadîsdir.
Böyle bir örneği açık bir şekilde ancak gerçekçiliğin doruğunda yaşayan evrensel bir peygamber verebileceği için de O vermiştir. Yaptığımız bu genel açıklamayı özelleştirelim:
Allah’ın Resûlü Hz. Muhammed (sav) diğer bütün peygamberler gibi insan olup, fiziği mükemmel olan olgun bir erkektir. Allah’a yakınlığı ve sürekli vahiy alması sebebiyle ruhânî zevkler içinde bulunmakla ve cinsel arzularına son derece hâkim olmakla beraber, O’nun cinsel mesajlar saçabilen bir kadından etkilenmesi gayet tabîidir. Çünkü erkeklik fıtratı bunu gerektirdiği gibi, insanlığa sunulacak örneklerin her insanı kuşatıcı tabîi şartlar içerisinde verilmesi zarûreti de bunu gerektirmektedir.
Evet, O’nun cinsel mesajlar veren bir kadından etkilenmesi tabîiydi. Sahîh olduğunda şüphe olmayan bu hadîs, etkilenişinin belgesidir. Ahzâb Sûresi’nin 52. âyeti de etkilenebileceğinin delilidir. Etkilenmek için ani bir bakış da kâfidir. Ani bakış ise helâldir.
Peygamberleri, cinselliği olan, vahiyle yücelmiş erkekler olarak tanıyabilmiş kişi için bunda yadırganacak bir taraf yoktur.
Etkilenmede diğer olgun erkekler gibi olan Allah’ın Resûlü’nün peygamberliği gereği onlardan farkı, aldığı cinsel mesajları irade potasında eritebilir olmasına karşılık, onların pek çoğunun buna güç yetirememesidir. Allah’ın Resûlü (sav) saçılan cinsel mesajları irade potasında eritmenin sayısız örneklerini vermiştir.
(3)Zevâid 4/292
(4)Müslim Nikâh 10 Benzeri hadîsler için bakınız: Ahmed Davudoğlu Sahîh‐i Müslim Tercüme ve Şerhî 7/220 Getirilen Yorum:
Merhum A. Davudoğlu İmam Nevevî’den naklen bu hadîsi şöyle yorumlar:
Resûlullah (sav) Efendimiz’in bir kadın görerek (eşlerinden biri olan) Hz. Zeyneb’e gelmesi ve onunla cinsî münasebette bulunması, ashâbına ilim ve irşad içindir. Dışarda bir kadın görerek onda gözü kalanların böyle yapmaları icab eder.
[5] M. K. Ummal 6/415
[6] M. K. Ummal 6/415; M. Mesabih Hanı 538, 539
[7] M. K. Ummal 6/415
[8] M. K. Ummal 6/42. Bu olay Asr‐ı Saadet’te kadınların şikayetlerini yöneticilere “özgürce ve bizzat” iletebildiklerini göstermektedir.
[9] Feyzül‐Kadir 5/23; Müsned 4/144