islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
45,4002
EURO
53,3613
ALTIN
6.853,66
BIST
14.973,19
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Az Bulutlu
25°C
İstanbul
25°C
Az Bulutlu
Çarşamba Parçalı Bulutlu
23°C
Perşembe Az Bulutlu
18°C
Cuma Az Bulutlu
20°C
Cumartesi Az Bulutlu
23°C

Evrensel Bir Kişilik Profili: Ebu Leheb ve Karısı (2)

Evrensel Bir Kişilik Profili: Ebu Leheb ve Karısı (2)
25/11/2024 09:52
A+
A-

Ağır bir dille tahkir edilen Ebu Leheb Peygamber Efendimiz (s.a.)’in baba bir amcalarından biridir ama sıra hayatın temel tercihlerine geldiğinde akrabalık veya kan bağı işe yaramamıştır. İnanç tercihi söz konusu olduğunda aynı aile fertlerinin kan ve akrabalık bağı belirleyici özelliğini kaybeder. Oysa Araplarda aile bağı önemliydi, biri babadan yetim kalmışsa amcası babası gibi ona bakmakla yükümlüydü. Akraba bağlarına sadakatin kötülüklerin önlenmesinde önemli rol oynadığına inanılırdı. Zühey bir şiirinde şöyle der:

Takva onun mizacındandır.

Allah ve akrabalık bağları onu tökezlemekten korur.

Ebu Cehil’in de Bedir günü şöyle niyazda bulunduğu söylenir: “Allah’ım! O (Muhammed) akrabalık bağlarını kopardı; bize bilinmedik şeylerle geldi. Bugün ona boyun eğdir.” Allah’a isyana ve başkalarının haksız zararına olmadığı müddetçe akrabalık bağının korunup kuvvetlendirilmesi Kur’an tarafından emredilmektedir. (Bkz. 4/Nisa, 1.)

Ebu Leheb ile Efendimiz, kapı komşusuydu, evlerini sadece bir duvar ayırıyordu. O kadar yakın idiler ki, Efendimiz iki kızını iki oğluna vermiş ya evlenmiş veya nişanlanmışlardı. Ama Tevhid inancı onları birbirinden ayırdı.

Asıl adı Arva (veya Ardiya) binti Harb bin Ümeyye olan karısı da (Ümmü Cemil), Mekke’nin önde gelen kadınlardan biri olup Ebu Süfyan’ın kızkardeşi, Muaviye’nin de halasıdır. Hem kocasını Hz. Peygamber’e karşı kışkırtır hem de bizzat kendisi ona eziyet etmeye çalışırdı. Mesela sabah evden çıkar veya gece eve dönerken Hz. Peygamber’in önüne dikenli çalılar atması –ki bunları boynuna bağladığı urganla çeker toplardı- başvurduğu eziyet veya aşağılama yöntemlerinden biriydi. Bir rivayete göre çok değerli bir gerdanlığı vardı. “-Lat ve Uzza’ya andolsun, bu gerdanlığı satıp Muhammed’e karşı mücadelede harcayacağım” diye ahdetmişti. Cehennemdeki durumunun tasvirinde bu yaptıklarına göndermelerde bulunulduğu anlaşılmaktadır.

Sonuçta karı koca alev püsküren ateşe atılanlardan olmuşlardır. Ebu Lehep yakıcı ateşte kavrulur vaziyette anlatılırken, karısı Ümmü Cemil boynunda ip bağlanmış olarak ateşe sürüklenen ve aşağılanan bir kadın olarak tasvir edilmiştir.

Ebu Leheb’in karısınınOdun hamalı (ve) boynuna bükülmüş bir ip (bağlanmış) olarak cehennemde tasvir edilmesinin işaret ettiği başka bir anlam düzeyi var. O da, Arapçada “odun taşıma”nın “laf taşıma”yı ifade etmek üzere kullanılmasıdır. “Odun hamalı hoş bir istiaredir ve bu Arap şiirinde meşhurdur. Şairler, “odun taşıma”yı “kabileler arasında laf taşıma” ve “savaş kışkırtıcılığı” anlamında kullanmışlardır. Laf taşımak ateşin yakıtı odun gibidir; çünkü insanları birbirine düşürür, kin, haset ve düşmanlık duygularını alevlendirir; tarafları birbirine düşürür. Ebu Leheb’in karısı da, Peygamber Efendimiz’i kötülemek, gözden düşürmek, Mekke’yi aleyhinde kışkırtmak, deyim yerindeyse “ötekileştirmek” üzere durmadan sağa sola, önüne gelene laf taşır, kin ve düşmanlık ateşini tutuştururdu. Zamanların arzettiği özelliklere göre savaş kışkırtıcılığına yol açanlar bazen Ebu Leheb’in karısı gibi insanlar, bazen şairler, bazen da psikolojik savaş tekniklerini kullanan profesyoneller veya çağımızın medya mensupları olabilmektedir. Ama her halükarda savaş kışkırtıcılığı, algı oluşturma, fitne, iç çatışma ve karmaşaya yol açan tutum ve davranışlar ahlaki ve hukuki bakımdan büşük cürümlerdir.

Peygamber Efendimiz (s.a)’in ismi “övülmüş anlamında “Muhammed” iken, Ebu Leheb’in karısı ona “yerilmiş” anlamında “Müzemmem” der, onu küçük düşürmek amacıyla bu kelimenin geçtiği şiirler okurdu.

Ebu Lehep ve karısının dini ilk tebliğ etmeye başladığı günden itibaren Hz. Muhammet (s.a.)’e aşırı düşmanlık göstermelerinin anlaşılır bazı sebepleri olmalı. Tarihçilerin verdiği bilgiler, hem bu karı kocanın husumetinin sebepleri hakkında birtakım ipuçları vermekte hem de insanın hidayet gibi büyük bir olay karşısında aslında son derece önemsiz sebeplerle inkârcı ve isyankâr tavır takınabileceğine, hakikati örtme ve onunla mücadele edebileceğine ilişkin ibret verici bir fikir vermektedir.

İlk defa Hz. Peygamber’in tebliğ yaparken amcası Ebu Leheb’ten sert tepkiler aldığını zikrettik. Bazen bir gömleğin ilk düğmesini yanlış iliklerseniz sonuna kadar yanlış gider. Daima hakikat ve doğruluk peşinde olmak ve hakikatle karşılaşıldığında hemen teslim olmak gerekir. Nitekim başlangıçta şiddetle Peygamber’e tepki gösteren birçok kişi sonraları iman etmiş, İslam’a dâhil olmuşlardır. Ebu Leheb olayında ilk düğmenin yanlış iliklenmesi bir sebeptir. Ama bunun dışında başka bilgiler ve bu bilgilerin işaret ettiği sebepler de zikredilmektedir. Şöyle ki:

Hadis kaynaklarında yer alan bir kayda göre (Buhari, Tefsir, 111), ilk vahyi almaya başlayan Hz. Peygamber (s.a.) “(Öncelikle) En yakın hısımlarını (aşiretini) uyar.” (26/Şuara, 214), ayeti inince, o da en yakınlarından başlamış; bu arada amcası Ebu Leheb’e tebliğ yapmıştı. Efendimiz’in amcası, komşusu ve dünürü olan birine ilk tebliği yapmayı düşünmüş olması gayet normaldir. Nitekim öyle de yaptı. Ancak, hiç de umulan olmadı, Ebu Leheb, Hz. Peygamber’in söylediklerini kabul etmeyip sert bir tepki gösterdi. Öyle ki, ne zaman Hz. Peygamber, birilerine tebliğde bulunacak olsa, o, hemen arkasından gider, onu yalanlar ve insanları İslamiyet’e girmekten alıkoymaya çalışırdı. Mesela Tarık bin Abdullah el Muharibi’nin bizzat tanık olduğu gibi, Hz. Peygamber Zu’l Mecaz pazarında “-Ey İnsanlar! Allah’tan başka ilah yoktur, deyin ve kurtulun” dediğinde, Ebu Leheb arkasından onu taşlar, ayakkabısı kanla doluncaya kadar taş yağmuruna tutar ve: “-Bu yalancıdır, sakın söylediklerine kulak asmayın” diye bağırırdı.

Ebu Leheb zengindi, itibarlıydı, kısaca kendi toplumunun iktidar seçkiniydi. Yeni dinin sahip olduğu imtiyazları elinden alacağını hesap ediyordu. Taberi’nin yer verdiği rivayete göre, bunu Hz. Peygamber’e sormuş: “Sana inanırsam, bana bundan ne var?” Efendimiz’in “Müslümanlara verilen ne ise!” cevabını alınca “Benim onlara bir üstünlüğüm (ayrıcalığım) yok mu?” diye adeta çıkışmış. Efendimiz “Sen ne ile üstün tutulacaksın ki?” diye sorunca “Böyle bir dine yazıklar olsun, beni başkalarıyla bir tutan din olmaz olsun” demiştir. Diğer bir rivayetlere göre de vadiden çıkıp da Kureyş’in yanına geldiğinde şöyle diyormuş: “Muhammed, mahiyetini bilemediğimiz şeyler vaat ediyor, bunların ölümden sonra vuku bulacağını söylüyor ama elime (şimdi ve hemen) ne koydu ki!” deyip iki avucuna üflemiş ve “tebbeleküma, ben Muhammed’in söylediklerinden hiçbir şey görmüyorum” deyip tebliği reddetmiştir. (Buhari, Cenâiz, 98; Müslim, Fiten, 91.) Bu hadisten anlıyoruz ki, Ebu Leheb hukuk karşısında eşitliğe karşı çıkıyor; sosyal statüyü takvanın üstünde görüyor, dünyada yaşanacak mahrumiyetlere karşılık cennet va’dinin ebedi kurtuluş ve mutluluk fikrini reddediyordu. O, ‘hemen ve şimdi’nin peşindeydi yani tam bir sekülerdi.

Amcası olmasına rağmen tebliği reddetmesinin anlaşılır sebeplerinden biri de –ki en önemli sebep kuşkusuz hidayetin Allah’ın elinde olmasıdır- geçmişe dayanan bir meseleye uzanıyordu. Hamidullah’ın verdiği bilgilere bakılırsa (Aziz Kur’an), Hz. Peygamber, gençliğinde ihtilaflı bir meselede amcası Ebu Leheb’e karşı –elbette haksız olmasından dolayı- diğer amcası ve vasisi Ebu Talib’i haklı bulup desteklemişti. Ebu Leheb, bu olayı hiçbir zaman unutmadı. Ve sırası gelince yani Hz. Peygamber, vahiy alıp da tebliğine başlayınca ona şiddetle karşı koydu.

Karısı Ümmü Cemil’in İslamiyet’e büyük husumet göstermesinin sebepleri farklıydı. O, Ebu Süfyan’ın kızkardeşi, Muaviye’nin halasıydı, Beni Ümeyye ailesine mensuptu ve anlaşıldığı kadarıyla ailesini çok önemsiyordu. Hz. Muhammet (s.a.) ise Haşimoğlularındandı. Bu iki aile arasında çok eskilere dayanan bir rekabet vardı. Ümmü Cemil, Haşimoğullarının içinden bir peygamberin çıkmış olması, Beni Ümeyye’yi büsbütün güçsüz duruma düşüreceğini, zaman içinde inisiyatifin Haşimoğullarının eline geçeceğini düşünüyor ve bu düşüncelerle kocasını sürekli bir biçimde kışkırtıyordu. Yani Ebu Leheb’in inkârının gerisinde geçmişe dayanan bir kin, haset ve kibir; karısının inkârının gerisinde kabile asabiyeti/taassubu yatıyordu.

İslam’ın ilk zuhurunda nasıl Ebu Cehil (cehlin/cehaletin babası) inkârın, adaletsizliğin ve haksız tahakkümün erkek sembolü olduysa, Ebu Leheb’in karısı Ümmü Cemil de, Ebu Cehil’in ve eşi Ebu Leheb’in “kadın versiyonu” oldu. Bu açıdan ona “Ümmi Cehil (cehaletin anası)” demek kişilik profili ve yaptıklarıyla uygunluk içinde olur. O, Peygamber’e ve Müslümanlara eziyet çektirenlerin öncüsüydü, muhalefetinde acımasız bir militandı. Bu yüzden tarihin belli başlı tipleri (Nemrut, Firavun vb.) arasındaki yerini aldı ve Kur’an, tarihin her döneminde ve her toplumda İslam’ın temsil ettiği hakikate, adalete ve özgürlüğe militan muhalefetleriyle öne çıkan kadınların olabileceğine işaret olmak üzere onu bir tipleme olarak tarihe geçirdi.

Kuşkusuz bu sayılan özel/maddi sebepler Ebu Leheb ve karısının hasmane tutumunu açıklar. Daha geride, Mekke iktidar seçkinlerinin, merkezi çekirdeğin, yerleşik sistemin tehdit altına girmesiyle durumlarının, statü ve ayrıcalıklarının ellerinden gideceğini çok açık bir biçimde görmeleri; insan yerine koymadıkları köleleri, her zaman ezdikleri ve ikinci sınıf insan yerine koydukları yoksul ve zayıfları kendileriyle eşitleyen yeni sosyo-politik (dini) bir hareketin onları rahatsız etmesi de önemli bir sebep olarak rol oynuyordu. Kimisinin derdi kabilesi, kiminin ki liderlik hevesi, kiminin ki ise servet tutkusuydu (kenz).

Ali Bulaç

MİRATHABER.COM -YOUTUBE- 

ETİKETLER: ÜSTMANŞET, yazarlar
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.