islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
32,2253
EURO
34,9776
ALTIN
2.427,87
BIST
10.676,65
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Hafif Yağmurlu
21°C
İstanbul
21°C
Hafif Yağmurlu
Salı Açık
25°C
Çarşamba Az Bulutlu
26°C
Perşembe Az Bulutlu
26°C
Cuma Parçalı Bulutlu
27°C

EY ÖZGÜRLÜK

EY ÖZGÜRLÜK

Volta Bildiğimiz Bizde Dolap Beygirliğiydi

Koğuşa girdikten birkaç gün sonra dışarıda sıcaklıklar biraz yükseldi. Vali Yardımcısı kardeşimle birlikte havalandırma dediğimiz cezaevi avlusundaki birikmiş karları plastik faraşlarla orta yere yığarak kendimize yürüyüş yolu açtık ve günlük 1-1,5 saat kadar yürüyüş yapmaya başladık.

Sabah sayımında açılıp akşam sayımında kapanan havalandırmamızın etrafı 6 metre kadar yüksek duvarlarla, duvarların üzeri ise rulo halindeki dikenli tellerle çevrili. Kare şeklinde ve yaklaşık 40-50 m2’ lik bir oda büyüklüğünde ve sadece bizim koğuşumuza ait olan bu mekânda duvar diplerini takip ederek döne döne yürüyoruz.

Yerli filmlerde gördüğümüz büyük avlularda bir ileri bir geri gelip gitme şeklinde “volta atmak” diye tabir edilen yürüyüş biçimi bizde, alan dar olduğu için, bildiğiniz dolap beygirliği şeklinde tasvir edilebilecek bir yürüyüş biçimine dönüşmüştü.

Yan Koğuşlarla Haberleşme

Bu duvarlara sert cisimlerle tıklayarak bitişik koğuşlarla haberleşebiliyoruz. Betona vurma sesini duyan bitişik koğuştaki tutuklular karşı taraftan bir mesaj geleceğini anlıyorlar ve hazır bekliyorlar. Zira bağırarak ses karşı tarafa ulaşmadığı için iletecek mesajlar bir kâğıda yazıp katladıktan sonra kullanılmış bir kalem pile sarılıyor ve yan koğuşun havalandırmasına doğru fırlatılıyor. Haberi bekleyenler mesajı alıp okuyor ve cevabını aynı yolla geri göndererek haberleşme sağlanıyor.

Bandırma cezaevinde terör suçlularını bitişik yan koğuşlara vermiyorlardı. Aralarda diğer suçlardan yatan kişileri yerleştirmişlerdi. Dolaysıyla koğuşun iki yanında da cinayet, uyuşturucu satışı, gasp gibi adi suçlardan yatan tutuklu ve hükümlüler vardı.

Adi suçtan yatan ve ismini bilip de cismini görmediğimiz kişilerle haberleşme yoluyla arkadaşlıklar kurup trajik öykülerini öğreniyoruz.  Bazılarının çıkışına 16 yıl bazılarının ise 20 yıl gibi dile kolay süreler var. Ama onlara göre bizim durumumuz daha acınası…

İki yıl geçip de OHAL kalkana kadar onların telefon görüşmesi haftada bir iken bizim 15 günde bir, onların açık görüşleri ayda bir iken bizim 2 ayda bir, onlar haftada bir futbol veya basketbol maçı için cezaevindeki spor tesislerine çıkabilirlerken biz hiç çıkarmıyorduk. Onlar cezaevinde düzenlenen çeşitli kurslara ve etkinliklere katılabilirken biz OHAL kalktıktan sonra dahi katılamıyorduk.

Cezaevlerinde tutukluların yanında; hırsızlık, rüşvet, kumar gibi suçlara sebep olacağı mülahazasıyla para bulundurmaya müsaade edilmiyor. Tutuklulara gönderilen harçlıklar cezaevi yönetimi tarafından taleplere göre kantin hesabına aktarılarak harcanıyor.

Bu yüzden yan koğuşlarla alışverişimizi takas usulüyle yapabiliyoruz. Kantinden sipariş ettiğimiz sigara vb. şeyler karşılığında onlardan el emeği göz nuru küçük boncuklarla örülmüş hediyelik çiçek, tespih ve anahtarlık gibi eşyaları yüksek duvarların üstünden diğer koğuşun havalandırmasına atarak değiş tokuş yapıyoruz.

Pis Kokular

Bandırma bol rüzgâr alan bir ilçemiz. Ayrıca tavuk çiftlikleri de çok. Rüzgâr yönüne göre zaman zaman iğrenç çiftlik kokuları geliyor. Biraz temiz hava alalım diye çıktığımız havalandırmada bazı günler fazla yürüyemiyor hemen koğuşa girmek zorunda kalıyoruz.

Özellikle sıcak yaz aylarında bu kokular dayanılmaz boyutlara ulaşıyor. Yüksek sıcaklıktan dolayı camlar da açık olduğundan koğuş içi de pis koku ile dolabiliyor.

Ben yattığım sürede havalandırmaya çıkmadığım için fark etmedim ama aynı şey Uşak Cezaevinde yatanlar için de söz konusuymuş.  Deri işlenen sanayi tesislerinin yakınında bulunan Uşak cezaevinde bazı rüzgârlı günlerde koğuş avlularında hatta belli oranda koğuşlarda dayanılmaz kokularla ikinci bir ceza çekilmesine sebep olduğunu söylediler.

Özgürlük Hayali

Her ne kadar,  Şair ve Yazar Sabahattin Ali’nin Sinop Cezaevinde yazdığı “Aldırma Gönül Aldırma” adlı şiirinde “Mahpus yata yata biter” dese de cezaevinde sağlığı koruyabilmek ve rahat uyku uyuyabilmek için bütün imkânsızlıklara rağmen sık sık yürümek, eksersiz yapmak ve vücudu yormak gerekiyor.

Buradan bir parçası görünen uçsuz bucaksız gökyüzünü seyretmek, mahpusluğa dışarıdan bakmaya vesile oluyor, insanı rahatlatıyor. Sonsuzluğun bir Rabbi olduğunu, sahipsiz olmadığımızı hatırlatarak umudu yeşertiyor.

Ünlü filozof David Hume‘un da söylediği gibi hiçbir şey, insanın hayal gücü kadar özgür değil. Yürürken daha rahat hayal kuruyor ve cezaevi gerçeğinden bir süreliğine kurtulabiliyorum. Hayalin kanatlarında iç içe yüksek beton duvarları aşarak geçmişe ve geleceğe doğru uzun seyahatlere çıkıyorum.

Cezaevi ortamında hep kısa mesafeler görüldüğü için tutuklularda zamanla göz tembelliği ortaya çıkıyor. Bu nedenle havalandırmadan uzaklara bakmak göz tembelliğine karşı tavsiye ediliyor.

Yürürken gökyüzünde bazen özgürce bir martı kuşunun uçtuğunu, bazen de uçak ya da bulutun geçtiğini görebiliyoruz. Göz tembelliği oluşmaması için zaman zaman bu gibi şeyleri izlemeyi ve özgürlük hayali kurmayı ihmal etmiyorum. Ahmet Arif’in deyişiyle kuşlar bana özgürlüğü hatırlatıyor:

Bir de kuşlar var hâkim bey,

Her şeyin başı onlar…

Onlar özgürlüğü koyuyor

İnsanların kafasına…

Özgürlük Üzerine

Zindanda ruhumu kasıp kavuran özgürlük özlemi, “İnsan için önce özgürlük sonra diğer ihtiyaçlar gelir.”  hükmünü bit tecrübe yaşatarak bana gösterdi.

Yaradan fıtratımıza ilk önce özgürlüğü koymuş hatta kodlamış!  Yüce Allah Kitabında tüm inananlara,  bir insanı özgürlüğüne kavuşturmayı ifade ettikten sonra; yoksulun, yetimin karnını doyurmayı emrediyor ve bu kutlu eylemi zorlu yokuş olarak tarif ve tasvir ediyor (Beled13-16).

Bütün ömrü savaş meydanlarında, esaret zindanlarında, sürekli kolluk takibi altında ve hapishanelerde geçen Said Nursi “Ben ekmeksiz yaşarım, hürriyetsiz yaşayamam.” Diyerek, önce özgürlük hakikatini, veciz bir cümle ile ifade etmiş.

Mahpusluk sürecinde, Fransız Şair Paul Eluard’ın yazdığı ve 1983 sonrası Zülfü Livaneli’nin bestesiyle dillerde dolanan hatta yasaklandığında dahi gizlice mırıldanılmaya devam edilen özgürlük şarkısını hatırlamamak ne mümkün! Şarkının her bir dizesi, “Ey özgürlük” diye biten bu muhteşem şiiri mahpustakiler kadar başka kimsenin takdir etmesini mümkün görmüyorum.

Özgürlük

Okul defterime, sırama ağaçlara
Kumlar karlar üstüne yazarım adını

Yaldızlı tasvirlere, toplara tüfeklere
Kralların tacına yazarım adını

En güzel gecelere, günün ak ekmeğine
Nişanlı mevsimlere yazarım adını

Tarlalara ve ufka, kuşların kanadına
Gölge değirmenine yazarım adını

Fecrin her soluğuna, denize vapurlara
Azgın dağın üstüne yazarım adını

Parlayan şekillere, renklerin çanlarına
Fizik gerçek üstüne yazarım adını

İki parça meyveye, odama ve aynaya
Boş kabuk yatağıma yazarım adını

Kapımın eşiğine, kabıma kacağıma
İçimdeki aleve, yazarım adını

Yıkılmış evlerime, sönmüş fenerlerime
Derdimin duvarına yazarım adını

Arzu duymaz yokluğa, çırçıplak yalnızlığa
Ölüm basamağına yazarım adını

Geri gelen sağlığa, kaybolan tehlikeye
Hatırasız ümide yazarım adını

Bir tek sözün şevkiyle, dönüyorum hayata
Senin için doğmuşum, seni haykırmaya

Ey özgürlük

O dönem bu bestenin çalınması ve söylenmesi bir müddet yasaklanmıştı diye hatırlıyorum. Bu sözlerde ne var yasaklanacak diye düşünebilirsiniz. Yasak işte gardaşım, yassak…  Biz, iyi ve doğru şeyleri kerameti kendinden menkul devletlûlardan daha iyi mi bileceğiz! Ne de olsa, çok düşünen kafalara zararlı fikirler üşüşür, büyüklerimiz her şeyi bizden iyi düşünür!

Üstelik iki de bir özgürlük falan deyip duruyorlar!  Sonunun nereye varacağı belli değil!  Nasıl güveneceğiz bu cahil millete? Ya kötüyü tercih ederlerse!  Bu bir risk değil mi? O yüzden yasaklar, aziz milletimizin güvenliği için sadece önleyici tedbirler kabilindendir!

Ne var ki Paul Eluard bu şiiri,  Almanya’nın Fransa’yı işgali sırasında, düşman çizmeleri altında kaleme almış,  bu duyguları işgal şartları altında yaşamış. Ben ise FETÖ’nün ülkemizi işgal girişimine karşı mücadele ederken, bir hainlik damgasıyla zindana atılarak özgürlüğümden edildim. Hem de bazı karanlık çevrelerle işbirliği içinde olan devletimin polisleri, savcıları, hâkimleri tarafından ve taammüden!  Apaçık ortaya çıktı ki beni özgürlüğümden mafya yamağı kirli siyasilerle işbirliği halindeki kirli kamu görevlileri etmişti. Acı olan buydu işte!

Zalimin Biri Aniden Yakalanmış!

Geçen Cumartesi, bana kurulan kumpasın başat aktörlerinden birinin, FETÖ borsasından yağmalayarak elde ettiği serveti yiyemeden, 62 yaşında vefat ettiğini öğrendim. Anlayacağınız aniden yakalanmış ve döneceği yere döndürülmüş. Onunla hesabımız mahşere kaldı.

Ölümüne sevinmedim elbette.  İsterdim ki işlediği suçların beşer adaletinde de bir karşılığı olsun! Kamuoyunda, yapanın yanına yaptığının kar kalmadığı algısı pekişsin. Fakat beşer zalim ve cahil,  beşerin eli ağır,  adaleti umursamıyor.

Bu müteveffa gibi kumpasçı mücrimlerin yargı önüne çıkmasını birileri geciktiriyor ve savsaklatıyor! Sanki onlar yakalanmayacaklar!

Evet, kırk defa talep etmeme rağmen suç işleyen kamu görevlilerini yargı önüne çıkartmak istemeyen ve bu konuda ayak direyen merciler, gerçekten hesap gününe inanıyorlar mı?

İnanıyoruz diyorlar ama gereğini yapmıyorlar!

Dillerinin söylediğini kalpleri tasdik etmediği için; “Siz ey imana ermiş olanlar! Niçin bir türlü söylüyor, başka türlü yapıyorsunuz; yapmayacağınız şeyi söylemeniz Allah nazarında en tiksinti verici şeydir!” (Saff 2-3)  ayetlerinin muhatabı olduklarından bihaberler!

Devletin rektörünün evine gece baskını yapılabiliyor!  Yani yasalar buna müsaade ediyor. Ancak operasyonun en başından beri başta Uşak milletvekilleri, STK’ları ve eşrafı olmak üzere Türkiye’nin değişik yerlerinden pek çok kişi ve kesim bu operasyona kumpas dediği halde bu tiyatro Yargıtay aşamasına kadar devam ettirilebiliyor.  Bir masum 907 gün boyunca cezaevinde tutulabiliyor. Neticede yargı tarafından da FETÖ’cü olmadığı tescil ediliyor.

E… şimdi ne yapmak gerekiyor?  Bu kadar yanlışın hesabını sormak gerekmiyor mu?   Tanık dinlemeyerek, delil karartarak ve suç uydurarak kasıtlı mahkûmiyet kararı veren; kasten ve taammüden bir kumpasın aracı olan sizin personelleriniz,  yani memurlarınız, emniyet mensuplarınız, hâkim ve savcılarınız layüsel ve soruşturulamaz öyle mi?

Bu nasıl bir düzen arkadaş?

Bırakın da adalet önüne çıksınlar. Bırakın da kendi meslektaşları, onların suçsuz olup olmadıklarına karar versin. Suyu başından keserek, bu hukuk katillerinin işledikleri büyük cürümlere sizler neden ortaklık ediyorsunuz? Neden, neden, neden?

Benim gibi nicelerine yapılan bu zulümlerin bumerang gibi dönüp dolaşıp sizi vuracağını,  bunun bir Sünnetullah olduğunu nasıl göremezsiniz? Allah size, emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emretmiyor mu (Nisa-58)?  Gerçekten anlamıyorum.

Yine de insan bunca hakka girerek öbür tarafa göçenlerin haline üzülüyor.  Allah’ın “De ki: “Kendisinden kaçtığınız ölüm kesinlikle size ulaşacaktır. Sonra, görülmeyen ve görülen her şeyi bilen Allah’a döndürüleceksiniz de O size neler yaptığınızı bildirecektir.” (Cuma-8) uyarısını kulak arkası etmiş zalimlerin hali nice olacaktır…

 

ETİKETLER: ÜSTMANŞET, yazarlar
Yorumlar
  1. Volkan Bayri dedi ki:

    Ben müslümanlardanım deyip, En’am süresinin 164. ayetinde ki “Herkesin kazanacağı yalnız kendisine aittir. Hiçbir suçlu başkasının suçunu yüklenmez.” hükmününün aksine, FETÖ nün işlediği suçtan dolayı binlerce masumun hukukunu zayi etmek. En kötüsü de bile bile bu zulmü hoş gören insanlarımız.😔

  2. Mustafa Acar dedi ki:

    Hocam,
    Kaleminize sağlık. Sizin kadar uzun yatmasam da, benzer bir kumpasla, 15 Temmuz ihanet girişimini kendileri için bir kariyer fırsatına dönüştüren müfteri, münafık ve kifayetsiz muhterislerin kumpası sonucu 5,5 ay yatmış biri olarak duygularınızı, düşüncelerinizi, isyanlarınızı,.. gayet iyi anlıyorum. Allah’tan kimsenin ettiğinin yanına kâr kalmamasını, herkesin hak ettiğini hem bu dünyada, hem de öbür tarafta bulmasını niyaz ediyorum. Size tavsiyem, önünüze bakmanız, alçakların yaptıklarını bir an önce gündeminizden çıkarmanız; çünkü buna değmezler, burada yakayı kurtarsalar bile nasılsa öbür tarafta yakayı kurtaramazlar.