
FİKRİN MÜRİDİ OLMAK
Şeyhinin müridi olanla fikrin müridi olan arasındaki fark şudur:
Şeyhinin müridi olan, teslimiyetini şahsa; fikrin müridi olan ise, şahsı da içine alan bir hakikate bağlamıştır. Birincisinde körü körüne bir bağlılık tehlikesi varken, ikincisinde aydınlık bir iman ve idrak vardır.
Fikrin müridi olmak, sadece bir düşünceyi benimsemek değil; o düşünceyi bir ruh mimarisi haline getirmektir. Şahsın müridi, rehberinin gölgesinde serinlerken; fikrin müridi, bizzat o fikrin güneşinde yanmayı göze alandır.
Fikrin müridi, aklını bir “pazar yeri” olmaktan çıkarıp bir “ibadethane”ye dönüştürür. Her gelen bilgiyi, her parlayan popüler kültürü içeri almaz. Onun zihninde bir eşik bekçisi vardır: Fikir terazisi. Eğer bir kavram o terazide ağır gelmiyorsa, dünyanın en süslü ambalajıyla sunulsa dahi mürid için bir hükmü yoktur.
Fikrin müridliğinde en büyük düşman dışarıda değil, içeridedir. Kişinin kendi önyargıları, konfor arayışı ve “ben böyle düşünüyorum” kibri, fikrin önündeki en kalın perdedir. Fikrin müridi, hakikat karşısında kendi egosunu kurban edebilen kimsedir. O, “benim fikrim” demez; “hakikat budur ve ben onun hizmetindeyim” der.
Fikrin müridi olmak, zihnini bir “pazar yeri” hengâmesinden kurtarıp, onu bir “mihrap” azametiyle inşa etmektir. Etrafta, fikir diye sunulan yaldızlı posaların, entelektüel züppeliklerin ve “aydın” geçinen karanlık ruhların kol gezdiği bir devirde; fikrin müridi, kutup yıldızı gibi sabit kalabilen kimsedir. O, rüzgâra göre eğilen bir baş değil, fırtınaya karşı hakikati haykıran bir göğüstür!
Fikir, müridinden tam teslimiyet ister! Yarım yamalak bir bağlılık, fikre hıyanettir. Eğer senin davan, pabuçlarının tozuna kadar inmemişse; eğer o fikir, senin uykularını bölüp, şah damarında bir nabız gibi atmıyorsa, sen henüz fikrin eşiğine bile varmamışsın demektir. Fikrin müridi, şahsi ikbalini davasının mezarında eriten, “ben”i öldürüp “O”nu dirilten kahramandır.
Çünkü biz biliyoruz ki; şahıslar birer fani gölge, fikirler ise ebediyetin yeryüzündeki akisleridir. Biz o ışığın peşindeyiz! Varsın yollar dikenli, varsın kalabalıklar sağır olsun; biz, bir zerresine cihanı feda edeceğimiz o büyük hakikatin müridiyiz.
Biz, şahısların değil, şahısları da eriten ve donduran, onlara kıymetlerini veren büyük fikrin müritleriyiz. Fikir, bizim için bir fantezi, bir eğlence veya bir geçim vasıtası değildir; o, hayatın ta kendisi, eşya ve hadiselerin tek izah şeklidir.
Fikrin müridi olmak, her hadiseyi o fikrin süzgecinden geçirmek, her hükmü o fikrin terazisinde tartmak demektir. Bu yolda ne şahsi dostluklar, ne de geçici menfaatler rol oynayabilir. Hakikat neredeyse fikir oradadır ve biz, o fikrin emrindeyiz.
Zira fikir, müridinden sadece bir “kabul” değil, topyekûn bir “oluş” bekler!
Dünyada en zor iş, bir fikrin müridi olabilmektir. Çünkü bu, nefsi aradan çıkarmayı, gururu ayaklar altına almayı ve hakikatin önünde boyun eğmeyi gerektirir. Bizim yolumuz, bu çetin ama nurlu yoldur. Eğer kuşandığın fikir, senin iliklerine kadar sızmıyorsa; sabah uyandığında seni bir kamçı gibi yerinden fırlatmıyor, gece yastığa başını koyduğunda bir azap gibi içini kemirmiyorsa, sen henüz o davanın posasındasın demektir. Fikrin müridi, şahsi ikbalini davasının mezarında eriten, kendi varlığını hakikatin mutlak varlığı içinde hiçe sayan adamdır.
Fikrin müridi olmak, teslimiyetini fâni şahısların değişken mizacına değil, o şahısları da anlamlandıran, eriten ve donduran mutlak hakikate bağlamak demektir. Şahıslar birer aynadır; o aynada parlayan nur ise fikrin kendisidir. Aynaya takılıp kalan, nurun kaynağını asla göremez. İşte biz, aynanın camına değil, ondaki aksin aslına, yani o büyük fikrin emrine râm olmuşuzdur.
Bu yolda müridlik, bir akıl tatili değil, aksine aydınlık bir iman ve idrak seferidir. Körü körüne bağlılık, ruhun zindanına dönüşme tehlikesi taşırken; fikrin müridliği, her hadiseyi o fikrin süzgecinden geçirmeyi, her hükmü o fikrin terazisinde tartmayı gerektirir. Bizim için fikir, kış gecelerinde içimizi ısıtan bir fantezi veya geçim vasıtası olan bir meta değildir; o, hayatın ta kendisi, eşya ve hadiselerin tek izah şeklidir.
Dünyada en zor iş, bir fikrin müridi olabilmektir. Çünkü bu yol, kişinin kendi nefsini aradan çıkarmasını, gururunu ayaklar altına almasını ve hakikatin önünde her türlü şahsi menfaati terk ederek boyun eğmesini şart koşar. Biz, dokuz köyden kovulmuş bir isyan kolu olarak, asırlık bir akıntıya karşı kürek çekenlerin, dalla kök arası o mukaddes hayat cereyanını yeniden canlandırmak isteyenlerin safındayız.
Fikrin müridi, şahsi dostlukların veya geçici dünyevi çıkarların değil, “Hakikat neredeyse ben de oradayım” diyen dürüstlüğün temsilcisidir. Bu yol çetindir, evet; ama nurludur. Şahısların fâni gölgesinden kurtulup, fikir güneşinin altında yanmayı göze alanlar, gerçek hürriyete ancak bu teslimiyetle ereceklerdir.
Bugün cemiyet, fikirsizliğin ve sahte parıltıların pençesinde can çekişiyor. Etrafta “benim fikrim” diye dolaşanlar, aslında başkalarının ağzından dökülen kırıntıları toplayan entelektüel dilencilerdir. Oysa biz, kökü göklerde olan o ulu çınarın gölgesinde, rüzgâra göre eğilmeyi değil, fırtınaya karşı elif gibi dimdik durmayı müridlik bildik.
Bizim yolumuzda “belki”lere yer yoktur! Hakikat, yarım kabulü reddeder. Ya tam teslimiyet, ya tam reddediş! Fikrin müridi olmak demek, her hadiseyi o fikrin süzgecinden geçirirken, en yakın dostunu hatta öz nefsini bile o terazide tartabilmektir. Bu, bir nevi “ölmeden evvel ölmek” sırrına ermek, fâni şahısların cazibesinden sıyrılıp, bâki olanın emrine girmektir.
Bizim yolumuz budur: Şahsa değil, şahısta tecelli eden ebedî fikre bende olmak!
Hasan Karademir
Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.
Mirat Haber – YouTube