
Susuşlar büyük çığlıklar barındırır. Sessiz sessiz ağlayanların içindeki fırtınalardan haberi olmaz kimselerin. Herkes, kendi dünyasının hengamesi bol bir sınav alanı olduğunu düşünür. Başka dünyalara bigâne olmak erdem kabul edilir hale geldi. ‘Gemisini kurtaran kaptan’ olmak kahramanlıkla eşdeğer oldu. Oysa böyle değildi insanlık türküsünün notaları. Hangi notaya kim nerede basarsa bassın aynı melodi çıkardı eskiden. Yaşanan kakofoninin hiçbir akort ile düzelmeyeceği günlere geldik.
Her kafadan ayrı bir sesin çıkmasını engelleyen pek çok akort ve uygulama toplumsal genlerimizde varken bu düzensizlik ve düzeysizliği ne ile açıklayabiliriz? İman, ihlas, ihsan, kardeşlik, paylaşma, diğergamlık, mücahede, karzı hasen ve en önemlisi insan olmak gibi değerler birer birer hayatımızdan silinip giderken sessiz yığınlar da terk edilmişlikle birlikte çığlık çığlığa ölümle karşı karşıya kalmışlardır. Halbuki bunların aktif olarak yaşaması ve dünyanın acılarını saracak nesillerin yol haritaları olması gerekirdi. Heyhat! Kıyamet başlamış da haberimiz olmamış. Herkes sadece nefsini, kendini düşünür olmuş.
Televizyonlar, haber siteleri ve bilinen bütün sosyal medya uygulamaları egemenlerin sesini yükseltirken sessizliğe mahkûm edilenlerin görüntülerini, haykırışlarını görmezden gelmeye devam ediyorlar. Futbol, basketbol, eurovizyon şarkı yarışması ya da her ülkenin kendine özgü yarışma ve eğlence programlarının ayrıntıları; çocukların bombalar altındaki hazin ve iç acıtıcı durumlarından artık daha fazla yer alıyor hayatın içinde. Gurme görünümlü açgözlülerin programlarını ve videolarını zevkle çekenler ve izleyenler, aylardır açlık ve susuzlukla mücadele etmek durumunda kalanlardan habersiz gelip yerleşiyor tam ortasına günlerimizin. ‘Bizim kahvaltımız da öğlen ve akşam yemeğimiz de günler hatta haftalardır bu çorba’ diyen babanın çığlığını duyanların gayreti de uluslararası şer güçlerin duvarına çarpıyor.
Dünyanın birçok noktasından sessizlerin sesi olmaya çabalayanlar, ülkelerinin anlamsız kanunları ve onların absürt uygulayıcılarının müdahalelerine maruz kalıyorlar. Bu nasıl bir çelişki? Ses vermesi gereken yöneticiler, ses kısmanın yollarını arıyor adeta. Ya da konuşup dursunlar diye yeni yeni konular serpiyorlar önüne/zihnine sokaktaki vatandaşın. Onlar bu konuları konuşurken çocukların ve cümle masumların, mazlumların sesleri hepten duyulmasın istiyorlar sanki. Sesleri en çok çıkması gerekenler, göstermelik birkaç iri laftan sonra çekiliveriyorlar kabuklarına. Susmanın erdem olduğunu savunurken unutuyorlar ‘haksızlık karşısında susan, dilsiz şeytandır’ düsturunu. Böylece yepyeni bir “Şecaat arz ederken merd-i kıpti sirkatin söyler.” durumu ile karşı karşıya gelmiş oluyoruz.
Yemeklerle ilgili şöyle bir değerlendirme okumuştum: Fakirler yemeğin doyuruculuğuna, orta gelirliler lezzetine, varsıllar yani zenginler ise estetik görünüp görünmediğine bakarlar. Değerlendirmeyi aktaran ise asıl önemli olan ise bunun helal olup olmadığıdır, şeklinde tamamlıyor değerlendirmeyi. Biz de şöyle bir soru soralım: Gazze çığlık çığlığa ölürken, dünyanın sessiz kalması caiz mi, hatta helal mi?
Şimdi yeniden iman edip kardeşliğin, insan olmanın gereğini yerine getirmek için harekete geçme zamanı. Dünyayı ya da ülkelerini yönettiğini iddia edenlerin politik söylemlerinin ardındaki sessizliğin farkına varalım. Onlar, sahip olduklarını kaybetmeme düşüncesiyle kendilerine uzatılan metinleri okumanın ötesine geçemezler. İpleri kim bilir kimin elinde. Onurlu duruş sergileyen üç beş yiğit yöneticiyi de buradan kalbi duygularla selamlamak isteriz. Ayrıca hiç aklımıza gelmeyen coğrafyalardaki yiğit insanlar ve yüce gönüllü bireylerin yaptıklarını gönülden destekliyor ve alkışlıyoruz. Burada konuştuğumuz sessiz çoğunluktur. Onların harekete geçmesinin gerekliliğidir. Sezai Karakoç sanki yapılması gerekenleri dile getirmiş ‘Kudüs’ adlı şiirinde: ‘’Yeryüzüne, yeryüzü kadısına/ Hüküm ki/ Haksız yere bir insanı öldüren bütün insanlığı öldürmüş gibidir. / Ve haksız yere insan öldürenin cezası ölüm. / Ve fitne/ Arzı fesada verme daha büyük suç adam öldürmekten. / Fitne bastırılıncaya kadar savaşın! / Yeryüzünden fesat kalkıncaya kadar/ Ey insanlık, ey insanlar/ Ey gündüzden daha gündüz/ Hakikatten daha hakikat/ Müslümanlar.’’
Yeryüzünü fesada ve kana bulayan tüm şer güçlere karşı hakikatli insanların eyleme geçme zamanı şimdi. Bir kez daha söyleyelim: Gazze çığlık çığlığa ölürken, dünyanın sessiz kalması caiz mi, hatta helal mi? Yazımızı Nurettin Durman’ın ‘Ateşlerden Geçen Kim’ şiirinden birkaç dizeyle bitirelim: ‘’ Süleyman mülküne gözyaşı düştü/ Ağıt oldu yaşamak/ Zulüm oldu yaşamak.’’
Gündem, zulüm bitene kadar hep Gazze!
EYYUP YÜKSEL
İSLAMİ HABER “MİRAT” -YOUTUBE-