islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
44,2207
EURO
50,5377
ALTIN
7.136,03
BIST
13.092,93
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Çok Bulutlu
10°C
İstanbul
10°C
Çok Bulutlu
Pazartesi Hafif Yağmurlu
12°C
Salı Az Bulutlu
12°C
Çarşamba Çok Bulutlu
10°C
Perşembe Hafif Yağmurlu
10°C

GECENİN SESSİZLİĞİNDEN GÜNDÜZÜN AYDINLIĞINA

GECENİN SESSİZLİĞİNDEN GÜNDÜZÜN AYDINLIĞINA
06/03/2026 12:06
A+
A-

GECENİN SESSİZLİĞİNDEN GÜNDÜZÜN AYDINLIĞINA

İlk vahyin alınışından sonra geceleri kalkması ve ağır ağır duyarak[1] Kur’ân okuması istenmişti Hz. Peygamber’den.[2] Gerekçe olarak da gece vaktinde zihnin daha zinde ve güçlü olacağı söylenmişti.[3] Bütün bu hazırlıkların sebebi Hz. Peygamber’e yüklenecek olan “kavlen sekîlâ” yâni ağır bir söz/mesajdır.[4] Şüphesiz bu ağır söz risâlet/peygamberlik sorumluluğudur ve içinde yaşadığı topluma tebliğ edeceği ilâhî hakîkatleri içermektedir. Zaten bu âyetleri içinde barındıran Müzemmil Sûresi’nden sonra gelen Müddesir Sûresi’nin ilk âyetlerinde gecenin örtüsüne/yalnızlığına bürünmüş[5] olan Hz. Peygamber’e “Kalk ve uyar[6] emri verilmiştir. Anlaşılıyor ki; artık gecede öğrenilenlerin/hazmedilenlerin şimdi gündüzde anlatılmasının/öğretilmesinin zamanı gelmiştir.

Gece, bir mânevîyat sofrasıdır ve bu yönüyle tarih boyunca tüm hakîkat arayıcılarının/âşıklarının değişmez mekânı/sığınağı olmuştur. Kur’ân, gecenin bu besleyici ve erdirici rûhânî mirasından nasiplenenleri bize şöyle tanıtır: “Kuşkusuz, göklerin ve yerin yaratılışında ve gece ile gündüzün birbirini izlemesinde derin kavrayış sahipleri için alınacak dersler vardır, Onlar ki ayakta dururken, otururken ve uyumak için uzandıklarında Allah’ı anar, [ve] göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde inceden inceye düşünürler: “Ey Rabbimiz! Sen bunları[n hiç birini] anlamsız ve amaçsız yaratmadın. Sen yücelikte sınırsızsın! Bizi ateşin azabından koru![7]

Duhâ/1-2. âyetleri de “kuşluk vaktine” ve “geceye” yeminle başlamaktadır: “Aydınlık sabahı düşün, ve durgun, karanlık geceyi.”[8] Âyette görüldüğü gibi Allah, iki vakit üzerinde düşünmemizi istemektedir. Müfessirler bu iki âyete farklı anlamlar yüklemişlerdir. Bir kısmı “aydınlık sabah” ifâdesinin, insân hayatında az sayıdaki ve geniş aralıklı mutluluk dönemlerini sembolize ettiğini, buna karşılık “durgun ve karanlık gece”nin, insânın bu dünyâdaki varoluşunu kuşatan üzüntü ve sıkıntı dönemleri, daha uzun bir zaman kesitine karşılık geldiğini söylemişlerdir. Buna ilâve olarak da, “nasıl ki sabah geceyi izliyorsa, aynı kesinlikte Allah’ın rahmeti ve şefkati de, hem bu dünyâdaki hem de öteki dünyâdaki her türlü sıkıntıyı giderecektir” demiş ve bunu da Allah “rahmeti ve şefkati Kendine ilke edinmiştir[9] âyetine dayandırmışlardır.

Bazı müfessirler ise bu kuşluk vaktinin hakîkat güneşinin Hz. Peygamber’in ufkundan doğup “âlemlere rahmet olarak[10] her tarafa elçilik göreviyle ışıklar saçmaya başladığı zamana işâret ettiğini söylemişlerdir. Bu aynı zamanda Hz. Peygamber’in sessizliğini bozup konuşmaya, yüzünü göstermeye başladığı zamandır. Bu düşünceyi ileri sürenler Tâhâ/59. âyette geçen Hz. Mûsâ’nın kavmi ile buluşma/bayram gününün de kuşluk vaktinde olduğuna vurgu yapmışlardır.[11] Duhâ vaktinin bir özelliği de bu saatlerde genelde “kurban kesme” işleminin yapılmasıdır.[12] Bu nedenle kurbana “dâhiye” veyâ “udhıyye” denilmiştir. Kurban bayramının adının da “îdu’l udhiye” olması bu gerekçeye dayanmaktadır.

Duhâ/2. âyete gelince burada da “gece”ye yemin edilmektedir ama gecenin daha özel bir sıfatı ön plâna çıkarılarak bu yapılmaktadır. Yâni buradaki gece “sakinliğe, sessizliğe” büründüğü andaki gecedir. Bu an karanlığın tam anlamıyla yoğunlaştığı/çöktüğü, sessiz bir derinliğin başladığı, rüzgârın dindiği, karanlığın kararını bulduğu kısaca gecenin “dalgasız durgun bir denize benzediği” bir zaman dilimidir. İşte âyette geçen ve “sücüvv” kökünden türetilmiş olan “secâ” kelimesi bu anlamları içinde taşımaktadır. Kur’ân’ın gecenin bu yönüne Yunus/67. âyette de işâret etmektedir: “İçinde sakinleşesiniz diye geceyi sizin için var eden O’dur.[13] Secâ kelimesinden türetilen bir başka kelime de insânın nefsinde sakin ve sabit bir huy anlamına gelen “Seciyye”dir. Buna nefsin “mutmain” olması yâni mânevî “huzur, sükûn” bulması da denebilir.

Bütün bu bilgileri değerlendirdiğimizde anlaşılıyor ki; ilk vahyi alışının ve risâlet sorumluluğuyla yüklenişinin[14] getirdiği “heyecan, hayret, endişe, korku, üzüntü, keder, yorgunluk” duygularıyla iç dünyâsında köklü bir duygu dalgalanışı yaşayan Hz. Peygamber’e durulması/sakinleşmesi, yaşadıklarını hazmetmesi ve rûhunun sükûn bulması için bir hazırlık süresi verilmiştir. Bu sürenin mekânı/örtüsü ise sessizliği ve sakinliği ile gece olmuştur. Bu hâlin sonra ermesi ile “kuşluk vakti”ne geçilmiş ve Hz. Peygamber’in şahsında hakîkat ve marifet güneşi aydınlık bir şekilde yükselmeye başlamıştır. Böylece kederin yerini neşe, yorgunluğun yerini dinginlik, sessizliğin yerini ses/kelâm almıştır. Artık “duhâ” vakti susmanın değil, kuşlar gibi cıvıldamanın, ilâhî bilgileri insânlara anlatma/öğretme bayramının başlangıcı olmuştur. Bir başka ifâdeyle “nefsin kurbanı/kurbiyeti” gerçekleşmiş, rûhun saltanatı başlamıştır.

Dipnotlar

[1] Tertil üzere

[2] Müzemmil/2-4

[3] Müzemmil/6

[4] Müzemmil/5

[5] Müddesir/1

[6] Müddesir/2

[7] Âl-i İmrân/190-191   “İnne fî halkıs semâvâti vel ardı vahtilâfil leyli ven nehâri le âyâtin li ulîl elbâb(ulîl elbâbı). Ellezîne yezkurûnallâhe kıyâmen ve kuûden ve alâ cunûbihim ve yetefekkerûne fî halkıs semâvâti vel ard(ardı), rabbenâ mâ halakte hâzâ bâtılâ(bâtılan), subhâneke fekınâ azâben nâr(nârı).

[8] Duhâ/1-2   “Ved duhâ. Vel leyli izâ secâ.

[9] En’âm/12

[10] Enbiya /107

[11] Tâhâ/59  “Musa: “Bayram günü olsun, buluşma gününüz; ve (o gün) kuşluk vaktinde ahali toplansın” diye cevap verdi.

[12] Kurban bayramında kesilen hayvanı belirtmek üzere Türkçe’de, Arapça kökenli “kurban” kelimesi kullanıldığı hâlde, Arapça’da bu kavramı ifâde etmek üzere daha ziyade, “udhıyye” ve “dahıyye” kelimeleri kullanılmaktadır. Kurban bayramındaki kurbanı ifâde etmek için bu kelimelerin tercih edilmesi, genel kanaate göre, kesim vaktinden (kuşluk – “duhâ” vaktinde kesilmesinden) dolayıdır.

[13] Yunus/67  “Huvellezî ceale lekumul leyle li teskunû fîhi ven nehâre mubsırâ(mubsıren), inne fî zâlike leâyâtin li kavmin yesmeûn(yesmeûne).

[14] Haşr/21

Necmettin Şahinler

Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.

Mirat Haber – YouTube

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.