
GEL DE SEVME; ŞU ÖLÜMÜ…
Dünyaya geldiğimiz günden itibaren, bir yandan yaşamaya, bir yandan da ölmeye başlarız.
Kaldı ki oluş/doğum ve bozuluş/ölüm hem doğada hem de beden fabrikamızda sürekli cereyan etmektedir. Allah Teâlâ bizleri, her an ölmeye ve dirilmeye hazırlamaktadır. Onun içindir ki, “Her can/her hücre, her an ölümü tatmaktadır.”(Âl-i İmrân, 3/185) Trilyonlarca hücrelerimizin büyük çoğunluğu sürekli yenileniyor. Elbette bedenimizin belli bir ömrü var ve beden ölümü mutlak.Topraktan aldığımızı, yine toprağa iade edeceğiz. “Biz toprağın onların bedenlerini çürütüp verdiğini geri aldığını iyi biliriz, çünkü katımızda değişmez bir yasa vardır.”(Kâf,50/4)
Allah tarafından sadece insana emanet edilen ruhun yaşı yok, bu hayatta ölümü yok; veren Allah’a geri dönüyor. Dolayısıyla ölmüyoruz; ölümü tadıp yeni bir hayata/Âhirete geçiyoruz.
Onun içindir ki, “Uykunuzu ölüm[ün bir sembolü] kıldık.”(Nebe’78/9) buyurduğu her uykumuzda, vücut fonksiyonlarımız aktif ama biz ölü misali kendimizde değiliz.
Rabbimiz uykumuzun ölüme benzer detayını da şöyle ifade eder:
“Allah, insanların canlarını ölümleri sırasında alır, henüz ölmemiş olanları da uykusunda alır: Derken ölümüne hükmettiklerini, uykuda iken (ruhunu katında) tutar, geri kalanları ise yasayla belirlenmiş bir süreye kadar (geriye) salar/ uykusundan uyandırır. Kuşkusuz bunda, düşünen bir toplumun alacağı büyük dersler vardır.(Zümer,39/42)
Ölümün sembolü olan uykumuzda, yılları, ayları, haftaları içeren uzun uzadıya rüyalar da görürüz. Oysa;
1)Uykuda olduğumuzun hiç farkında olmayız, ancak uyanınca anlarız.
2)Kaç saat uyuduğumuzu yine saate bakınca öğreniriz. Bize göre o uyku, çok kısa bir an gibi gelmişti.
3)Üstelik hikaye gibi gördüğümüz o en uzun rüya bile sadece 6 saniye sürmüştü. Çünkü en uzun rüya 6 saniyedir. İşte dünya yaşamımız ve tüm yapıp ettiklerimiz; Âhiret hayatı yanında bu 6 saniyelik rüyamız kadar kısadır.
“(Allah onlara ayrıca): “Siz, yeryüzünde kaç yıl yaşadınız?” diye sorar. Onlar da, “Olsa olsa bir gün, hattâ bir günden de az. Fakat emîn değiliz, bunu hesaplayabilecek olanlara sor yâ Rab! diye cevap verecekler. (Mü’minûn, 23/112-113)
Ölüm, son değil; yeni bir başlangıç, bitiş değil; yeni bir âhiret hayatına adım atış ve bir diriliştir. O halde ölüme ta’n etmeyelim, yan bakmayalım ve tu kaka demeyelim. Hor-hakir görmeyelim şu mübarek ölümü. Ölümsüz, mutlu-mesut, bir sonraki hayatımızı/âhiretimizi kazanmak bizim elimizde.
Âhirete iman edeceğiz, mutlak adaletin gerçekleşeceği bilinci ile sorumlu, duyarlı, merhametli, paylaşımcı ve de sınırlı/helâl ve ölçülü bir hayat yaşayacağız. Ardımızda iz ve eser bırakacağız. Hayırlı evlat bir eserdir. İnsana, insanlığa, varlık ve doğaya, iyi, doğru ve güzel her pozitif dokunuş bir eserdir. Hakka-hukuka girmeden kendi kazanımlarımızdan kurd-kuştan insana, börtü- böcekten çiçeğe yarar sağlayacak vakıf eser, emek ve hizmet bırakmak bizi bu dünyada ve öbür hayatta var kılacak amel-i salihtir, iyiliklerdir, kalıcı eserlerdir.
Birikimlerimizle insana, insanlığa, doğaya, varlığa yatırım yapalım ki, ölümsüz ruh ile yaşayan insanın ne olduğunu, nasıl olduğunu orada ve burada o zaman görelim… Ve göreceğiz inşallah.
İnsanın bir doğum tarihi ve iki ölüm tarihi vardır. 1)Biyolojik/bedensel ölüm tarihimiz, 2)en son hayırla, iyiliklerle anıldığımız, yad edildiğimiz ölüm tarihimiz.
Öyleyse ölüm ile ölümsüzlüğe adım atmaya var mıyız? Hadi bismillah…
Ölüm bize ne uzak, bize ne yakın ölüm.
Ölümsüzlüğü tattık; bize ne yapsın ölüm. (Erdem Beyazıt)
NURİ ÇALIŞKAN
YAZARIMIZIN DİĞER YAZILARINI OKUMAK İÇİN LÜTFEN BU LİNKİ ZİYARET EDİNİZ
İSLAMİ HABER “MİRAT”