Genç sahabi Mus’ab bin Umeyr ve gençliğimiz – 1

Aziz Peygamberimizin İslâm Dini’ni tebliğ etmeye başladığı Mekke şehir devletinde en güzel, ailesi en zengin ve en edip gençlerinden biri Mus’ab b. Umeyr idi. Büyükbir sevgi ve saygı gören bu hayat ve istikbal dolu genç, yüce Pey­gamberimiz Hz. Muhammed’in  mukaddes dâvetine muhatap olunca, İslâm Nizâmı’nın imanlısı ve bağlısı nurlu bir genç ol­du.

Şanlı Peygamberimiz – Önderimizin tebliğ ettiği inanç esaslarına,  hayat kanunlarına, ahlâk ve fazi­let ölçülerine inatla karşı çıkan Mekke’li aile ve kabile­ler arasında Mus’ab’ın ailesi ve kabilesi de bulunduğu için, bu genç sahabi, inancını kalbinde gizli tutuyor­du. Fakat, gerçek îmanın yaşanan hayata aksetmemesi mümkün mü?

İmanını yaşamak istediği ve yaşadığı için Mus’ab b. Umeyr’in Müslüman olduğu duyuluyor. İlk köklü tepki ve ilk şiddetli darbe, ailesi ve kabîlesin den geliyor. O’nu hapse atıyorlar. Artık, Mus’ab için ıstırap çile devri başlamıştır. (1)

İslâm  Dini’nin aklı tatmin edici, rûhu doyurucu düstûrlarını, inanç, aşk ve aksiyon dolu hayat nizâmı­nı, içinde yaşadığı toplumun karanlık doğmalarına, bâ­tıl hayat tarzlarına üstün tutan bu genç muvahhidin rû­hu, kemâlin ve vecdin doruğuna ulaşırken, maddî ha­yatı refahın zirvesinden yoksulluğun uçurumlarına dü­şüyor.

Ailesinin ve kabile sininret ederek Mekke inkârcılarının zulüm cenderesine terk ettiği bu genç muvahhidi karanlık ruhlular ezmek, üzmek ve Hak’dan çevirmek için ard arda teşebbüslerde bulunuyorlar.

Kendilerine amansız bir zulüm tatbik edilmesin­den, sürekli sosyal ve iktisadî baskılar  yapılmasından ötürü Mekke’de yaşama imkânı bulamadıkları için Ha­beşistan’a hicret eden mü’minler topluluğu arasında bu genç sahabiyi de görüyoruz. (2) Varlığına sindirdiği ve hayatına aksettirdiği imanından taviz vermediği için, imanlı hayatını sürdürmek gayesiyle gizlice hicret eden bu genç sahabi, böylece maddî saltanatından sonra, yurdundan da geçiyor. O, artık, İslâm uğrunda genç ve garip bir muhacirdir.

Mekke’de küfür siyasetini yürüten Ebu Cehil güruhunun Müslüman olduğu şayiası üzerine Habeşistan’­dan dönen ilk kafile arasında Mus’ab b. Umeyr de dö­nüyor. Haberin asılsızlığı ve zulmün devam ettiği anla­şılınca, kabîle taassubundan istifade ederek, himaye al­tında Mekke’ye giriyor.

Zulüm ve yoksulluk gölgesinde aylar ve yıllar bir­birini kovalıyor.

Mus’ab b. Umeyr,Peygamberimizin sohbetlerinden devamlı feyz alıyor. Nazil olan(inen) Kur’ân âyetlerini bir bir ezberliyor, ruhuna sindiriyor. O kadar gelişiyor ki,İslâm’ın öğreticisi olabilecek kıvama ulaşıyor.

Müslümanların zulmün şiddetinden iyice bunaldık­ları devrede, Akabe tepesinde, Medine’li ilk mü’minlerin İslâm’ı öğretecek bir öğretmen istemeleri üzerine, Peygamberimiz, Mus’ab b. Umeyr’i Medine’ye, İslâm’ın tebliğcisi ve muallimi olarak gönderiyor.(3)

Genç muvahhid ve muhacir Mus’ab, genç bir tebliğci ve öğretmen oluyor.

Kuvvetli îmanı, ihlâsı, bilgisi ve üstün hitabet kudreti ile Medine’de İslâm’ın süratle yayılma sına aracı olan Mus’ab b. Umeyr, Peygamberimizden izin alarak Medine’de ilk Cuma namazınıda kıldırıyor.  (4)

Medine’li mü’minlerin Peygamberimizi Medine’ye daveti üzerine Mus’ab b. Umeyr, Mekke’ye gelerek Pey­gamberimize, durumun müsait, Medinelilerin ise sami­mî olduğunu bildiriyor.

İslâm’ı yaşamak ve yaşatmak için saf bir aşkla çır­pınan ve bu uğurda her çileye göğüs geren Mus’ab b. Umeyr’i, İslâm’ı müdâfaada hayatından geçmeyi fazi­let bilen yiğit bir mücahid olarak da görüyoruz. Bu genç, cesur ve yiğit sahabi, Bedir ve Uhud harplerinde Peygamberimizin sancaktarlığını yapıyor.

Uhud harbinde, bütün hedefleri Peygamberimizi öldürerek İslâm dâvasını temelinden yıkmak olan Mekkeli kâfirler, Hz. Peygamber olduğu zannıyla O’na çok benze­yen Mus’ab b. Umeyr’in etrafını çeviriyor ve şiddetle saldırıyorlar.

İlk darbede sağ elini kaybeden Mus’ab, sancağı sol eline alıyor. Sol elini kaybedince de, İslâm sancağını ye­re düşürmemek için kollarıyla göğsüne dayıyor. Üçün­cü darbe yiyiyince yıkılan bu genç sahabi meleklerin kucağında can verirken, sancağı diğer bir genç sahabi Hz. Ali alıyor. (5) Genç muvahhid, genç muhacir, genç öğretmen ve genç mücahid olan Mus’ab b. Umeyr, genç şehid paye­sine de erişiyor.

Akılları durduran şu hikmetli tecelliye bakınız ki, biz­zat Peygamberimizin, «Mekke’nin en güzel, en zengin genciydi.» diyerek  vasıflandırdığı Mus’ab b. Umeyr’i, fakir Müslümanlar kefenleyecek bez bulamıyorlar.

Ashab-ı Kiram’dan Habbâb b. El-Eret şöyle anlatı­yor: Allah’ın rızasını kazanmak için, Hz. Peygamber­le Medine’ye göç etmiştik.  Allah’ın fazl-u keremiyle mükâfatımızın verileceği  sabit oldu. Arkadaşlarımızdan bazıları ise dünyevî mükâfattan hiçbir şey tatma­dan öldü. Mus’ab b. Umeyr, bunlardan birisi idi. O,Uhud günü şehit edilmişti. Alaca yün bir kaftan bırakmıştı. Bununla  onu kefenleyecek olduğumuzda, başını ör­terken ayakları açılıyor, ayaklarını kapatırken başı açık kalıyordu. Bunun üzerine Hz. Peygamber şehidimiz Mus’abın başını örtmemizi, ayaklarına da bir parça izhir otu koymamızı emretti.» (6)

Maddî bakımdan İslâm’ın ikbal devrini göremeyen, fakat hayatıyla İslam’a istikbal hazırlayan bu genç sahabinin şahâdetini Hz. Peygamber’e haber verdiklerinde Peygamberimiz, O’nun mânâ zenginliğini açıklamak için Ahzâb sûresinin şu anlamdaki âyetlerini okuyor: Mü’minler içinde Allah’a verdiklerisözde duran nice erler var. İşte onlardan kimileri verdiği sözleri gereği canlarını vermişler; şehîd olmuşlardır. Kimi de şehîd olmayı beklemektedir. On­lar(Allah’a   verdikleri sözü) asla değiştirmediler. Çünkü Allah sözlerinde duranları, sözlerinde  durmaları sebebiyle mükâfatlandıracaktır…Şüphe yok ki Allah çok bağışlayandır ve çok esirgeyicidir.» (7)

Bu mukaddes genç kahramanı mevzuu edinişimiz, dünyamızın, hususiyle yurdumuzun hasretini çektiği genç insanın bütün vasıflarını şahsında toplayan genç bir sahabi olduğu içindir.

İslâm Dini’ni dışlayan Cahiliyet nizamlarının hâkimiyeti ve yönetimi al­tında,putlaştırılarak önder edinilen modern firavunların izinde milâdî altıncı asrın Mekke devri yaşantısını sürdüren millet­ler ve milletimiz Mus’ab b. Umeyr gençliğine muhtaçtır.

Aziz Gençler!

Bizler, dünya ve âhiret mutluluğu­muz ve milletimizin saadeti için birer Mus’ab b. Umeyr olmaya mecburuz. Mîlâdi 6. asır Mekke’sinde olduğu gibi İslam dışı bir hayatın hâkimiyet kurduğu, nefisleri azgınlaştırdığı, insanları dünya sevgisi ve ölüm korkusu ile kuşattığı bir vasatta asrın Mus’ab b. Umeyr’leri olabilmek şüphesiz çok çok zordur ama mümkündür.

Şanlı Peygamberimiz: Bana inananlardan her devirdeAllah’ın Nizâmı üzerinde yaşayacak bir zümre bulunacaktır.Karşı çıkanlar onlarazarar verereyecektir.» (8) bu­yuruyorlar.

Bizler tam bir iman ve aşkla Rabbimizin Kitabı  Kur’ânın ve onu örneklendiren şanlı Peygamberimizin  izinde yaşadıkça  aramızdan daha nice nice Mus’ab b. Umeyr’ler yetişecektir.

1) Asrı Saadet,  Peygamberimizin Ashabı,  Sebilür-Reşad Neşriyatı, 1964, 2/ 374.

2) Es-Sîretün-Nebeviyyeli’İbn-i Hişam, Mısır, 1936, 1/344.

3) Adı geçen eser,2/76.

4) Müslümanlıkta İbadet Tarihi, 2. Baskı, sh. 44.

5) A.S. Peygamberimizin Ashabı,  2/380.

6) Riyazüs-Salihîn veTer. 2. Baskı, 1/509.

7)  Ahzab, 23-24.

8) Sünen-ü İbn-i Mace  Hadis No:  7

Ali Rıza DEMİRCAN

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here