islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
33,0448
EURO
36,0187
ALTIN
2.564,07
BIST
11.064,85
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Parçalı Bulutlu
32°C
İstanbul
32°C
Parçalı Bulutlu
Salı Açık
33°C
Çarşamba Parçalı Bulutlu
34°C
Perşembe Az Bulutlu
33°C
Cuma Az Bulutlu
32°C

Gönül Erbabı Ne Zaman Fikir Beyân Eder?

Gönül Erbabı Ne Zaman Fikir Beyân Eder?

Soru: Hocam! Dinî kitaplarda gönül erbabı hep methedilmektedir. Gönül erbabının özellikleri nelerdir?

Ârif: Gönül erbabı hakkında çok şey söylenebilir. Özetle onlar, Allah’ı yakinen tanıdıkları için, O’na kalben dost olanlardır, onlar geçici bir âlem olan dünyayı tanıyıp da Allah’a düşman olanlar değildir. Onlar, dünyalarını harap eder ve harap ettikleri dünyanın enkazı üzerine ahiretlerini inşa eder. Ahiretlerini harap edip de bunun enkazı üzerine dünyalarını inşa etmezler. Onlar, dünyaya gönül vermez, onun için Allah’tan başka hiçbir şeye tapmaz. Onlar, Kur’ân’ı Haktan kendilerine gönderilen bir mektup olarak bilir, gece üzerinde düşünür ve gündüz de gereğine göre hareket eden Allah dostlarıdır. Onlar, kendileri amel etmedikçe başkalarına bir şey emretmekten sakınan takva ehli insanlardır. Onlar kalp huzuruyla salih amel işleyen, huşu içinde namaz kılan gerçek Müslümanlardır. Buna rağmen manevî hallerinin hakikatinden haberdar olmadıkları için, hep hüzünlüdürler.

Soru: Gönül erbabı, Allah’a nasıl tapar? Onlar, hangi maksatla ibadet eder?

Ârif: Allah’ın veli kulları, cehennemden korktuğu için Allah’a tapmaz ve bu niyetle ibadet etmez. Ayrıca cennete girme emeliyle de kulluk görevlerini ifa etmezler. Sadece O’nun rızasını kazanmak ve O’nun cemalini görmek için ibadet ederler.

Soru. Hocam; Arap kavminden olanlar veya Arapça bilenler, gönül ehli olmaya daha mı layıktır?

Ârif: Ne münasebet. Bu din, hangi lisanı konuşursa konuşsun her kavme inmiştir. Şuurlu Müslümanlar, Kur’ân okurken, belki anlamını tam olarak bilmeyebilir ama onların kalpleri Allah muhabbeti ile dolu olduğu için, Allah ile manen beraber olmanın hazzını yaşar. Burada önemli olan kişinin Arap olup olması değil, habip yani Allah’ın dostu ve sevgilisi olmasıdır.

Soru: Hocam; Gönül erbabı olan müminler arasında da manevî dereceler var mıdır?

Ârif: Elbette vardır.

Soru: Bunu bize bir örnek ile açıklayabilir misiniz?

Ârif: Mesela bir Allah dostu şöyle dese: “Allah’tan gelen musibetlere sabretmeyen bir Müslüman, davasında sadık ve samimî değildir.” Bu söz, özellikle sıradan Müslümanlar için belki söylenmiştir ama bundan daha anlamlısı vardır. Ve o anlamlı sözü ancak manevî yönden daha duyarlı olan ve bunu tatbik edebilen başka bir gönül insanı ancak söyleyebilir.

Soru: Hocam; Bu söz gayet yerinde bir sözdür. Keşke bu tavsiyeyi her Müslüman uyabilse. Bundan daha anlamlısı ne olabilir ki?

Ârif: Peki, şu söze ne demeli? “Allah’tan gelen musibetlere şükretmeyen bir Müslüman, davasında sadık ve samimî değildir.” Bu sözü sarf eden bir Allah dostu, herhalde manevî yönden daha ileri bir boyutta olmalıdır değil mi?

Soru: Evet, haklısınız. Ama bundan daha derin bir söz yoktur artık herhalde değil mi?

Ârif: Vardır evlat! “Allah’tan gelen musibetlerden manevî haz almayan bir Müslüman, davasında sadık ve samimî değildir.” sözü daha derunîdir.

Soru: Vay canına. Haklısınız. Bu makamda olan bir Allah dostu, gerçekten bu manevî hazzı hissedebiliyorsa diğerlerine göre daha ileri bir makamda olduğu söylenebilir. Herhalde bu manevî makam, makamların en yücesidir?

Ârif: Başka bir manevî hâl daha vardır ki en az mezkûr ifade kadar anlamlı ve düşündürücüdür.

Soru: Hocam! Şimdi çok merak ettim. Hangi ifade bunun kadar güzel ve anlamlı olabilir ki?

Ârif: “Allah’tan gelen musibetlerin elemini ve sancısını duyan bir Müslüman, davasında sadık ve samimî değildir.” Bu sözün muhatabı olabilmek için, Allah’ı veya O’nun bir meleğinin nurunu veya O’nun bir peygamberinin manevî güzelliğini müşahede edebilmek gerekir. Çünkü musibetlerin acısını hissetmemek için, bunları manen görebilmek gerekir.

Soru: Harikulade bir söz ve anlaşılabilir bir tespit. Buna bir örnek verebilir misiniz Hocam?

Ârif: Hatırlar mısın? Mısırlı kadınlar, güzel yüzlü Hz. Yusuf’u müşahedeye daldıklarında bıçakla doğradıkları parmaklarının acısını o esnada hiç duymamışlardı. İşte gönül erbabı da Halik’ı sürekli olarak müşahede ettiğinde bu manevî hâl üzere olacak ve hiçbir zaman elem duymayacaktır. Bunda şaşılacak bir şey yoktur.

Soru: Hocam. Mısırlı kadınlar, âlemlere rahmet olarak gönderilmiş olan yakışıklı Peygamberimizi (sav) görmüş olsaydılar acaba ne yaparlardı?

Ârif: Kim bilir? Bir rivayete göre Hz. Yusuf kıssasının anlatıldığı bir mecliste Hz. Aişe validemiz de bulunur. Validemizin “Eğer Züleyha’nın meyve soyan kadınları benim Efendimin alnını ve yüzünü görselerdi, ellerini keseceklerine kalplerini kesmeyi tercih ederlerdi.”[1] söylediği rivayete edilir. Bu durum şunu gösterir, Allah ve Resulü’nün yolundan giden gönül erbabının da bu bağlamda başkaları üzerinde manevî bir etkisi vardır.

Soru: Gönül erbabı, bu güzel sözleri nereden buluyor böyle?

Ârif: Aslında gönül ehli olanlar, sürekli susmayı alışkanlık hâline getirmiştir. Gönülleri dile gelip söz dile bulaşmadıkça konuşmazlar. Zulmün olduğu durumlarda ise zaruretin bir gereği olarak gönül ve vicdan harekete geçer ve işte o zaman Hak ve adalet adına yürekten konuşurlar.

Soru: Hocam; Gönül erbabı her zaman Hak sözü mü söyler? Fikirlerinde bir yanılma olabilir mi?

Ârif: İlk önce fikir nedir sorusuna cevap vermek gerekir. Hasan Basri, “fikir, sevaplarını ve günahlarını sana gösteren bir aynadır” der. Yani fikir, Hak ekseninde de, Bâtıl ekseninde olan görüşlerdir. Önemli olan sevap olabilecek doğru görüşleri ifade edebilmektir. Bu bağlamda amellerin en erdemlisi doğru fikir beyân etmektir. İşte gönül erbabı da her zaman gönülden konuştukları için, fikirleri de Hak ekseninde olur.

Soru: Peki, gönül erbabı neden genellikle susmayı tercih eder?

Ârif: Gönül erbabı, Bâtın ile zahirin, dil ile kalbin birbirinin tutmamasından korktuğu ve bunu bir nifak alameti olarak gördüğü için, zaruret olmadıkça konuşmaz. Gönül erbabı, temkinli ve sakin olan müminlerden oluşur. Yine Hasan Basri’nin ifadesiyle müminler, gece körü körüne iş gören kişiler gibi olamaz, yani elinden gelen her şeyi yapan ve diline gelen her şeyi söyleyenler gibi değildir. Çünkü gönül erbabı, C. Hakkı tanımıştır. O’nu tanıyan bir kimsenin sözü az, tefekkür etmesi devamlı olur. Onun için bizler de hem ayağımızı nereye bastığımıza, hem de dilimize dikkat etmeliyiz. Ya hayır konuşmalıyız, ya da susmalıyız vesselâm.

Prof. Dr. Ali SEYYAR


[1] Şerhu’z-Zerkani ala’l-Mevahibi’l-Ledünniye; 4: 390.

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.